'Kendini bilen rabbini bilir' hadisi şerifi fena çarpmıştır bizi. Bir yol çizmiştir hâlden bilene, düşünen beyine.
Kendini bilmek...
Tamam da aynaya göz kırpmak kadar kolay mı bu? Yoksa kendi ruhsal röntgenini çekmek midir asıl mevzu?
Ki bu söz insanoğlunun yeryüzünde konuşarak yürümesinden beri her parşömende, her taş yazıtta, her okaliptüs yaprağında, her tapınağın alnında yazılıdır: "Önce kendini bil, kendini tanı."
Anlıyoruz ki söz konusu ilahi hikmet, yeryüzünde tekrarlanıp durmakta. Ta ki kutsal sözün sahibi, insanıkâmillerin candan efendisi, son peygamberin dilinde aşkla ballanana kadar...
***
Kur'an kitabından aldığımız haberlere göre insanlığa 124 bin peygamber gönderildiğini düşünürsek, aynı diriltici sözlerin farklı coğrafyalarda, başka iklimlerde, başka dillerde söylendiğini de kestirebiliriz.
Kendini bilmek, işe kendinden başlamak...
Kendi içine bir yolculuğa çıkmak, çocukluğundan başlayarak bütün ömrünü bir daha kat etmek olsa gerek. Hatalarınla, sevaplarınla, neyi nerede niçin yaptığınla, ayıplarınla... Yol ayrımlarındaki seçimlerinle hesaplaşmaktır bu zannımca.
Asıl cenk içimizdeki ejderhalarla...

Dede Korkut hikayelerine bakalım. Ejderhayla çarpışıp kafasını kesmeyene isim bile verilmez orada. Onun için içe yapılan cihada Büyük Cihat denmiş. Büyük hesaplaşma orada, içerde.
İyi de ilahi akışın bilgisine sahip değilsen, cevizin kabuğunu kırıp Muhammedî İslam'ın ruhuyla tanışmamışsan... O ruhun kalbiyle, irfanî bilgiyle selamlaşmamışsan... O ruhun silahlarıyla, mânevi kalkan ve kılıçlarla teçhiz edilmemişsen nasıl olacak bu?
Kibir, Açgözlülük, Şehvet, Kıskançlık, Oburluk, Öfke ve Tembellik. Canavarlar, bir ilmi olmadan iç savaşa gireni, ham yaparlar saniyede.
Yapıyorlar görüyoruz. Etrafımız içindeki ejderhalar tarafından yenilip yutulmuş insanlarla dolu...
***
Hatta sıkı hicivciler idrak sahiplerini ikaz etmiş: "Kendi bil kendini, bilmez isen kendini, patlatırlar enseni!"
Enseyi patlatmamak isteyenlerin müracaat ettikleri kaynak, seküler batıda psikologlardır. Ki bütünsel olmadıkları için eksiktir. Aralarında mevzuyu "ejderha ol, ye parçala, hayatını yaşa" şeklinde bir maymuna geri dönüş terakkisine kadar götürenler bile vardır.
Bizde ise bilgi, Sufi İrfanı da denen nefs terbiyesi bilgisidir, ki mükemmeldir.
Kişinin kendine yolculuğunun durakları, otobüs saatleri, köprü trafiği, deryalarda boğulmadan hangi vapurlara binileceği, yani pusulası yolu haritası mutasavvıfların eserlerinde gizlidir. Medeniyetin büyük bilgeleri bu sırrı fısıldayıp durmuş, bilgelerin sesi kesildiğindeyse imparatorluklar küt diye duvara vurmuştur.
İşte tam da o zaman "Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın!" şarkısı vuku bulmuştur...
***
İlla ki bu ilim, insanın insan olabilmesi için tekâmül eden seyir, felsefe, fikir dediğimiz şey kendi karşıtını da bağrında yeşerterek var olur. İbn Teymiye çizgisi, Kadızadeler, Selefi inkârcılar, merdiven altı medreselerden devşirilmiş robotik zihinler meseleyi kıla tüye indirgemişler, içimizdeki (mecazi) vahşi köpekleri, evimizde yaşayan minik köpekler sanan hasarlı akıllara yem olmuşlardır...
Fakat Rahmanın zamanı yürümüş, rüzgâr esmiş, toprak savrulmuş, haddini hududunu, kim olduğunu, nereden geldiğini hatırlayan münevver entelektüeller evliyanın önünde ceketlerini iliklemişler, öğrenmeyi ve saygıda kusur etmemeyi bilmişlerdir...
***
Soğuk Savaş tipindeki yarım-aydınların durumu derseniz, netamelidir. Kabarmış hindi misali üstten bakan, büzük dudaklı bir aşağılama ve öfke saçan aydın tipinin yaldızı dökülmüştür. Dikiş yerleri pırtlamıştır...
Şu sıra orada burada rast geldiğimiz yüksek volümlü TV profilleri, kutuplaşmış jürilerin itibarsız ödülleri, yeteneksizliklerini menfaat memurluğuna tedavül etmiş taallukat ve holding cemaatleri son zamanlarını yaşıyor bence. Canlandırıcı yeni bir dalga geliyor. "Bitkinler Müzesi" yakında unutulur.
Has kaynaklarımızı yabancı dillere çevirmek, sihirli eserlerimizdeki Tanzimat Türkçesini yaşayan Türkçemize kazandırmak, sanat estetik alanında parlayan dimağlara sahip çıkmak...
Kendi bağrındaki iç savaşlardan zaferle çıkma peşinde her dem genç erdem arayıcıları evet vardır. Onların estirdiği fikriyatın latif kokuları da nefesimizi açmaktadır.
***
Kendini bilmenin ilk kapısı haddini bilmek. Aczini bilmek. İkincisi dobra olmak, cesur olmaktır. Nezaketi, laf kalabalığına çevirmemek. Lafı zarafetle ama en saf en sade en açık haliyle söyleyebilmek.
Bilgelerimizin nasihati bu yöndedir...
Kişinin bilgi pınarı kendi iç dünyasından coşmalı, ruhunun tecrübeleriyle yoğrulup hazmedilmeli. Sadece aktarılmak için ezberlenen bilgi boş bilgidir. Halk arasında bu tiplere ister seküler olsun ister muhafazakâr olsun, "Entel" denir. Denmiştir.
Mevzuyu şuraya bağlamak isterim: Kendini bilen rabbini de haddini de bilir. O kişi, içindeki ejderhalarla savaştığı için elbette...
Bir isim sahibidir...