Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CEM SANCAR

Aşk makâmından şarkılar söyle

İnsanın tekâmül (gelişim diyorsunuz siz) yolculuğunda çeşitli makamlar vardır. Kimine takılıp kalırsınız, kiminde duraklarsınız, kimi ayağınıza pranga olur, kendinizi bir halt sanırsınız.


Yani ufuktaki insanıkâmil makâmına (Bütünlenmiş insana) yürümek istersiniz de bir bakarsınız köpekbalığı kılığında bir kazmadiş olmuşsunuz, kaşlarınızı kıvırıp ona buna şiddet savurmuşsunuz. Gıcık olduklarınızı kâfir ilan edip dipsiz kuyulara düşmüşsünüz, oradan bağırıp durmuş, kendinizi "din" diye karakoncolos bir hınç totemiyle bir tutmuşsunuz.


Hazreti İbrahim gerek size, parçalasın diye totemlerinizi...

***

Devrimci Ergenlikten Hakikat Yolculuğuna...


İnsanın önünde hepi topu iki yol vardır. Ya bütün suçu başkalarında bulmak ya da kendini değiştirip güzelleştirmek. Bu noktada benim aklıma uzun sürmüş ergenliğimdeki devrimciler gelir hep. Her problemi her sıkıntıyı kapitalizme bağlarlardı onlar. Düzen bozuk olmasaydı olmazdı bunlar diye konuşurlardı. Düzeni bir yıksak var ya, ortam güllük gülistanlık olacak derlerdi.


Yıktıkları düzenin yerine ne koyacakları da belirsizdi. Sovyet Rusya'da toplama kamplarında kıtır kıtır insan kesmişlerdi, Mao'nun Çin'inde gözlüklü diye aydınları... Che'yi sömürgecilerin dili İspanyolcayı konuşuyor diye (yabancılaşmaya bak!) Bolivya'da teslim etmişti yerli köylüler...


Bir gün bir kıza ilanı aşk ilan etmişti de biri, kız kabul etmeyince "aramızdaki çelişkiler eleştiri-özeleştiri ile çözülür" diye ısrar edince bizimki, kız mini eteklerini toplayıp nasıl kaçmıştı oradan unutamam.


Evet düzen değişmeliydi ama nasıl? Kapitalist tekelleşmeyi, devlet eliyle bir sermayedarlar grubu yaratmayı ve halkı takriri sükûn yasalarının modern veçheleriyle ezmeyi devlet aklı sananların yerine, halkın temsilcilerini geçirmeyi akıl edemeyenler, kör noktalarda düşüncesiz, birkaç nesli heba ettiler.


Mâneviyatını kaybetmiş olanlar halk tarafından sevilmezler. Şimdilerde iktidarsız bir öfkeye kapılan laikçi tatavacıların durumu da budur. Halktan kopuk olanlar, örften akîdeden mahrum olanlar öylesine ecnebilerdir ki bu ülkeye, bir sömürge valisi gibi seçilir seçilmez başlamışlardır cebellezi etmeye. Milyon dolarlara sarılmış jetlerde zehirler çoktan çekilmiş, kızlar kiralanmıştır...

***

Kemalist Solcu İslamcı Ülkücü Sağcı filan, bütün bu isimler bence hikâye. Kendimizi oyalıyoruz. Rozetler değil davranışlardır (Amel) asıl mesele. İnsanlığı paçavra olanın acıması olmuyor kimseye. Bütün bu arsızlıkların, doymazlıkların, edepsizliklerin resmi budur benim fikrimce.


İnsan olmak için bir model gerekiyor kişiye. Bir insanlık modeli. Kim olacak o model? Marks mı, Adam Smith mi, Victor Hugo mu? Elvis Presley mi?

Yoksa Muhammed Mustafa mı bizim modelimiz? O erdem, o mükemmel portre...


Yoksa o mudur 'Muhabbet Muhammed'dir denen insanıkâmillerin gözdesi. O nur olmasın ha?

***

Korku Değil, Muhabbet Medeniyeti...


Vahiy inmeye başladığında peygamberimiz insanları muhabbete çağırdı biliyorsunuz. Yargılayıcı fıkıh, cehennem tasvirleri, korku yoktu o zaman. Önce muhabbetle başladı. Muhabbet başladı ne varsa. Öyle yürüdü ışık. Korkuyla değil aşkla büyüdü her şey. Ritüeller ve hukuk ve kaideler sonradan geldi. Önce muhabbet. Önce kalptan kalbe yol bulan sevgi, hikmetle bilgiyle merhametle şefkatle aktı. Çünkü işin aslı astarı oydu. Aşktı. Merkeze alınan insandı. İnsana konuşmuştu Rahman ve Rahim olan...

***

Neler gördük biz. Saçı örtülü kadınlar gördük FETÖ çıktılar. Ellerinde kutsal kitapla gezenler gördük DEAŞ çıktılar. Atatürk diye bağıran hırsızlar gördük, özgürlük diye yırtınan Amerikalılar gördük, milyonlarca Müslümana cehennemi yaşattılar.


Neler gördük...


Reklamı yapılana, şekil şemaile, ağızlarda çiğnenmekten şaftı kaymış kelimelere kanmamayı (inşallah) öğrendik. Çünkü elimizde bir ultrason cihazı var artık. Tutuyoruz bıdı bıdı konuşanların yüzüne, gerçek mi sahte mi anlıyoruz şıp diye.


Mesela tutun bu cihazı İsrail'e, anlarsınız bütün hastalıkları. Siyonizm niye, niye bu katliamcı azgınlık, nedir bu kendini seçilmiş sanan yamyamların kini hasedi?


Çünkü "aşk" yok onlarda...

***

Gerçeği Gösteren Ultrason Cihazı...


Elimizdeki cihazın adı Aşk Makâmıdır.


Var mıdır Yahudi dininde bir Yunus Emre? Var mıdır bir Mevlâna, bir Somuncu Baba?


Tek bir ermişleri yoktur onların. Ağızlarda salya, 15 yaşında çocuklarında ergen bir Drakula. Bir Âşık Veysel zinhar gezmemiştir onların sokaklarında.


Aşk makâmı alınınca insandan işte böyle bir canavar kalır arkada. Düşünüyorum da Tevrat'a ihanet edip değiştirenler, Musa'yı Gazze'ye gömmek isteyenler zombiler midir acaba?

***

Biz aşk dinindeyiz usta, onu söylemek isterim. Bizim Tanrımız aşkın tanrısıdır, bizim peygamber efendimiz muhabbetin Muhammed'i.


Ondan öğrendik biz söyleşmeyi, insana göz hizasından bakmayı, kaldırımdaki ekmek parçasını öpüp alnımıza koymayı.


Evet, insanlığı paçavra olanın acıması olmuyor bir başkasına.


Farkındayız ve tokadımız serttir ille velâkin AŞKLA yürürüz biz bu dünyada...

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.