Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CEM SANCAR

Ölüyü dirilttim, ahmağı diriltemedim

Ahmakla sohbet ziyandır. Ahmak, yağmur suyunu çöl nasıl emip çalarsa, senin ruhunu da işte öyle çalar. Kurur kalırsın ortalıkta.

Tıpkı sürekli soğuk taşa oturursanız başınıza gelen gibi. Büyüklerimiz aman evlâdım taşa oturma demiştir. Taş yaşam enerjinizi çeker. Bir karın ağrısı, bir ishal, bîtap olursun alimallah.

Bir gün bir bakmışlar Hz. İsa kaçıyor, "Nereye ey Allah'ın Resulü?" demişler. "Kaç kaç ahmaktan kaç," demiş koşmaya devam etmiş.

İsa'nın kaçması korkusundan değil. Peygamber diye korkusunu yenene, kendinden emin olana denir ve onların yeri insanlığın kalbindedir. Bilinir.

***

Fakat bu kaçış bize özel bir gerçeği öğretir. Bir kere Ahmak HUMK kökünden geliyor. Bön, aklı kıt, anlayışsız, kalın kafalı, beyinsiz, budala gibi yorucu anlamları var.

İstanbul'un şairane sokak lisanında "Kal geldi!" diye bir deyim vardır. Ahmağın karşısında ilim irfan arayıcısının durumu budur, insana "kal" gelir. Bu kara cahil amigonun, bu klişeleri bilgi sananın karşısında kalakalırsın, öyledir. İsa aleyhisselam haklı olarak bu tipten kaçar ve de kaçmıştır. Bu kaçıştan öğrenmemiz gereken bir hakikat, idrakler duvarında asılıdır.

Dar kafalı, düz mantıklı ve dahi gelişmemiş bir insan formatıdır sözünü ettiğimiz. Yani bir üst versiyona, düşünceyi hazmetme ve geleceği kestirme sürümüne çıkamamış insanımsı bir varlık diyebiliriz biz ahmak için. Sadece dıştan insan. İnsan mı insan, ille velâkin idrak sıfır. Anlayışsız. İncelik özürlüsü, ilhamlar engellisi, has ve de hâlis olana gıcık bir garez ehli. Yapay Zekaya sormadan makarna pişiremeyene benzer bir metabolizma...

Ona bir tablo gösterseniz o bir renk kaosu görür. Mûsikinin ya da bir metnin akademik icrasını yapabilir ama mânâyı size geçiremez, coşkuyu veremez. Tekdüze bir sıkıcılık. Gülmesi bir taklittir, histerik kahkahalar atar. Anlarsınız ki gülemiyor, ıkınıyor. Yarım kalmış insanlardır bunlar. Okumuş yazmış afralı tafralı kişiler de vardır ortamlarda. Bir kakofoni, rüküş bir düttürü leylâ...

Sürekli kendini tekrarlayan bir taklit. Mukallit diye işte onlara denir. Ahmağın en mühim özelliği budur, taklit eder, taklitle yaratıcılığı "arakladığını" zanneder. Eziklik kompleksi. Sürekli mağdur durumundadır, sürekli şikâyet. Ne kadar onore etseniz de asla doymaz. Hep kuyunun dibindedir, hep "değerimi anlamadılar abi" sızlanmasında...

Ahmaklık çekilmez bir derttir, onu söylüyorum.

***

Peki bu "Ahmak" kelimesinin zıddına ne konabilir? Âlim mi, ârif mi? Ben bu zıt anlama "Beğeni Sahibi" diyorum. Bir zihin zevki olmayandan zarif bir insan çıkmaz da ondan öyle diyorum.

Anlamak için bakarsak şunu görürüz: Ahmak o denli küçümsenmiş, o kadar kültür şoku yaşamıştır ki seviyesi yüksek kişilere hınç duyarak "incelik potansiyelini" köreltmiştir...

O mesela bazı Ustalara (Hakikat Arayıcılarına) denk gelirse onlar da ona vız gelir. Kıskanır, içten içe diş biler. Arkadan dolanır. Çıyansı bir iğneye sahiptir...

***

Peki zarafetin peygamberi Hz. İsa ahmaktan niye kaçmış? E yani kaçtığı da insan değil mi sonuçta? Hani insan halifeydi, eşrefi mahlûkattı?

Oraya gelelim...

Hz. İsa can havliyle koşuyormuş. Saçları bir aslanın yelesi gibi rüzgârda... Sanki arkasından birileri onu öldürmek için kovalıyor, öyle bir kaçış. Onu tanıyan biri bunu görmüş, seslenmiş: "Ya İsa niye böyle koşuyorsun, peşine takılan kimse de yok gördüğüm kadarıyla?" İsa cevap bile vermiyor adama, verirse vakit kaybedeceğinden emin koşmaya devam ediyor. Adam da merakla peşinden. İkisi birlikte koşarlarken eleman soluk soluğa: "Neden kaçıyorsun ey kerem sahibi peygamber?"

İsa koşarken konuşuyor sonunda: "Ahmaktan kaçıyorum ahmaktan. Sen de kaç, beni oyalama. Kendimi kurtarayım, sakın beni engelleme." Yanında koşan adam, "Körün gözlerini, sağırın kulaklarını açan Mesih sen değil misin? Sen öyle bir insansın, niye korkuyorsun yahu?"

"Evet benim" diyor Hz. İsa, "yemin ederim ki Allah'ın sırrını köre okudum gözleri açıldı, ismindeki mânâyı sağıra okudum kulakları açıldı. Dağa okudum dağ yarıldı. Ama ahmağın yüzüne yüz kere okudum yine de onu bönlükten kurtaramadım. Yani ölüyü dirilttim, ahmağı diriltemedim..."

***

Ahmak (bu Mesnevî hikâyesinde alt metin olarak geçene bakarsak) "görünmezdir!" Her kılıkta karşımıza çıkabilir. Ahmağı tanımak için ona hikmetli ve de samimi bir söz söyleyin ve gözlerine inen gri perdeyi görün. Betondan duvar olur bakışları. İnatçıdır, sözü anlamaya değil, ezbere bir cevap yapıştırmaya hazırlanır. İşte o an kaçmanızın vaktidir. Bal kavanozunu başından aşağıya dökseniz boşuna. Ahmaklık öyle bir hastalıktır ki haddini bilmez. Ona haddini bildirmek 40 öküze kaftan giydirmekten beterdir.

Güzel insanların piri Mevlâna bu meselde; ahmakla sohbet eden ahmaktır, çünkü o illet bulaşıcıdır demiş.

Ve bu söz insan sarraflarının literatürüne altın harflerle geçmiştir...

Meraklısına:

Mahmud Erol Kılıç-Pergelin Ayağı- VAV TV, "Ahmaklık" sohbetinden dem aldım...

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA