Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CEM SANCAR

Kutuplaşma: Kemal Tahir’in tokadı

Kemal Tahir, tam da bu "Avrupa'dan kopup gelen ve Türkiye'de şizofrenik yarılmaya uğrayan" sağ-sol tartışmasının en sıra dışı, en sarsıcı ve her iki mahallenin de yapay sınırlarını altüst eden bir figürüdür...


Hayatının bir bölümü hapishanelerde geçer. Kendisi Marksist dünya görüşünden gelen, Nazım Hikmet ile hapis yatmış bir sosyalisttir. Ancak Türkiye gerçeğini analiz ettikten sonra geliştirdiği tezler nedeniyle klasik Türkiye solu tarafından dışlanmış, Türkiye sağ muhafazakâr kesimin hayranlıkla sahiplendiği çok yönlü bir entelektüel konuma yerleşmiştir...

***

Kemal Tahir'in bu iki karşıt kutbu "Birleyen" konumu şu iki ayak üzerinden açıklanabilir diye düşünürüm:


1. Batılılaşma Eleştirisi (Sol Kökenli Anti- Batıcılık)


Kemal Tahir, biraz da sosyalist gelenekten geldiği için olsa gerek Batının vicdanlı düşünürlerini ayırmaz. Türkiye'de anlaşıldığı kadarıyla Batılılaşma denen şeyi topyekûn bir taklitçilik ve "kültürel sömürgecilik" olarak görür. Ona göre Batı toplumu doğası gereği (coğrafi keşifler denen işgale ve Afrika'daki soykırıma bakarak) sömürgecidir ve sınıf çatışmasına dayalı kanlı bir geçmişi vardır. Dolayısıyla Batı'yı taklit ederek ilerlenemez. Bu radikal eleştiri, onu geleneksel sol aydınlardan koparıp sağ/ muhafazakâr düşünceye yakınlaştırmış, bu nokta kimin "sağ" kimin "sol" olduğuna dair bütün kargaşayı da gün yüzüne çıkarmıştır...


2. "Kerim Devlet" ve Osmanlı Savunusu Avrupa Solu / Türkiye Solu: Sol teoride devlet, egemen sınıfın baskı aracıdır ve eleştirilmelidir. Memur kafalı Türkiye solu da Osmanlı'yı feodal ve gerici bir yapı olarak tasvir eder.


Kemal Tahir, Devlet Ana romanında Osmanlı'nın kuruluş mantığını yüceltir. Ona göre Osmanlı Devleti, Batı'daki gibi sömürücü veya feodal değildir; sınıfsız Doğu toplumunda adaleti sağlayan, halkı koruyup gözeten babacan bir Kerim Devlettir. Bu tez, Marksist bir yazarın ağzından çıktığı için sol mahallede şok etkisi yaratmıştır...

***

Fakat Yol Ayrımı kitabı resmi tarihe ve İttihatçı- Sol'a tam bir tokattır. Şöyle der:


"1908'de bir darbeyle İttihatçıların eline geçen, on sene içinde de yıkılan imparatorluk tam dört milyon üç yüz seksen üç bin kilometrekare toprağa sahipti. Nüfusu 43 milyonu aşkındı. Bu topraklar üzerinde yedi bin kilometre demiryolu döşeliydi. Tasfiye edilen miras Osmanlının sırf kılıç gücüyle vuruşarak aldığı, tarih boyu vuruşarak savunduğu mirastı. Masaya oturuldu. Karşılarında yirmi iki devlet .... Lozan anlaşmasının bütün oturumları beş buçuk ay sürdü. Mahzenler dolusu arşivleri düşünün. Delegelerimiz hepsini inceledi mi? Hayır! Beş ay içinde dört milyon üç yüz seksen küsur kilometrekarelik bir imparatorluğun yedi yüz yıllık hesapları beş ay içinde tasfiye edildi... Aslında miras reddedildi, hem de borçlarından bir kısmını kabul ederek... Değil bir dünya imparatorluğunun mirası, bir mahalle bakkalının mirası bile, bizim bugünkü mahkeme usullerimiz göz önüne getirilirse, bu kadar kısa zamanda tasfiye edilip karara bağlanamaz..."

***

Kemal Tahir örtülen gerçekleri ilk faş eden düşünürlere has, olması gerektiği kadar keskin köşeleri olan bir yazardır. O "Yerli ve Milli Sol" inşa etmeye çalıştı ama kurduğu teorik çatı (Devlete bakışı, Osmanlı bilinci ve Batı eleştirisi) nedeniyle pratik siyasette sağ entelektüel bir referans kaynağı oldu.


Bu görsel yapay zekayla üretilmiştir.


Türkiye'de sağın ve solun sınırlarının ne kadar geçirgen olduğunu, Avrupa'dan alınan şablonların Türkiye toprağına bastığında nasıl alabora olabileceğini bizzat kendi şahsında ve de eserlerinde bize kanıtlamıştır.

***

Mesela Esir Şehir üçlemesinin Yol Ayrımı kitabında (Cumhuriyet Dönemi): Halktan Kopuk "Solcu" Bürokrasi anlatılır.


1930'ların Serbest Fırka dönemini anlatan bu roman, Türkiye'deki sağsol yarılmasının (MerkezÇevre çatışmasının) âdeta edebî bir manifestosudur.


Kâmil Bey (Aydınlanmacı Bürokrat): Cumhuriyet'i kuran kadroları, devrimleri ve Batılılaşmayı temsil eder. Kendini "ilerici" ve halk yararına çalışan biri (yani sol kulvarda) görür. Ancak Kemal Tahir, Kâmil Bey ve çevresi üzerinden bu kadroların halkın dilinden, dininden ve kültüründen kopuk olduğunu gösterir. Yazara göre bu yapı, halka tepeden bakan "ithal bir sol" duruştur.


Halk ve Esnaf: Roman boyunca "devrimlerin" ekonomik yükünü taşıyan, geçim derdindeki Anadolu insanı anlatılır. Bu kitleler, kendilerini anlamayan idarecilere karşı Serbest Fırkaya (sağa) sığınırlar. Kemal Tahir bu kırılmayla, Türkiye'de sağın neden halkçı, solun ise neden elitist algılandığının sosyolojik şifresini verir...


Tahir'e göre, Türkiye'de kendisini "ilerici/ sol" olarak tanımlayan bürokratik elit, halkı zorla Batılılaştırmaya çalışarak aslında sömürgeciliğe hizmet etmektedir. Kendisine "sağ/ muhafazakâr" denen halk kesimleri ise toprağına, kültürüne ve bağımsızlığına sahip çıkarak aslında en "anti-emperyalist" (yani özünde bal gibi Sol) duruşu sergilemektedir.


"Kurtuluş iki türlü olur: Ya bütün haklarını en son zerresine kadar koruyarak kurtulursun ki, gerçek kurtuluş budur. Ya da haklarından birçoklarını vererek kurtulursun. Bu da bir kurtuluştur ama, öyle pek övünülecek .... çeşitten sayılmaz. Hele rejim değişmelerinin tarihsel haklardan vazgeçmekle hiçbir ilintisi olamaz. Sözgelimi, Bolşevikler, Çarlık İmparatorluğuna pekâlâ sahip çıktılar. Nitekim, Fransa Cumhuriyetçileri de kendilerinden önce, kendilerinden sonra çeşitli krallıkların kurmuş oldukları imparatorluğu rejimi değiştirdik bahanesiyle .... kimseye bağışlamadılar."


Yorgun Savaşçı ile bitirelim:


"Biz şimdi yorgunuz... Çok yorgun... Dünya üstünde bizim kadar uzun zaman vuruşmuş, bizim kadar çok kırılmış, bizim kadar haklı, bizim kadar talihsiz bir millet daha gelmemiştir. Yenildik... Silahlarımızı aldılar... Gençlerimizi kırdılar... Ama bitmedik, bitmeyeceğiz... Bu yorgunluk geçecek."


Ve geçiyor...


Meraklısına:
- Buradan Attilâ İlhan ile devam etmek isterim...
- Bu yazıda Gayriresmi Edebiyat Tarihçisi sevgili Muhsin Kızılkaya'nın "Farmason Münir Bey" yazısından ilham aldım, faydalandım. Kendisine teşekkür ederim.

***

Tutunamayanlar yazarı Oğuz Atay'dan...

"Sanıyorum Kemal Tahir bir aydın olarak ilk hesaplaşmasını, hapishanede Türk insanının çok zengin bir kesitiyle karşılaştığı zaman yapmıştı. Belki kendimizi, kendi insanımızı, kendi toplumumuzu daha iyi tanımak için Batılı yöntemleri öğrenmeye başlamıştık; ama yetiştirdiğimiz aydın tipiyle halkımızdan, kendi insanımızdan kopmuştuk. Kemal Tahir'in Anadolu insanı ve köyle ilgili romanlarında, hatta aydın kişilerin yaşantılarını anlatan öteki romanlarındaki köyden gelmiş tiplerde, bu çelişki bütün keskinliğiyle belirir. Bozkırdaki Çekirdek'te köy enstitüsü kurmaya gelenler, kendilerinin hâlâ Osmanlı sayıldığını öğrenerek dehşete düşerler. Yorgun Savaşçı'da Anadolu'yu kurtarmak için yola çıkan eski İttihatçılar kuşkuyla karşılanırlar, hatta kasabalı, köylü onları gâvur sayar. Kemal Tahir, bu durumdan çoğu zaman aydını sorumlu tutuyor; çünkü aydının kendi halkını tanıma imkânı vardır, ama Batı'nın kalıplarını körü körüne uygulamak isteyen şartlanmış aydınlarımız Bozkırdaki Çekirdek'te görüldüğü gibi bu imkânı boşuna harcarlar: 'Batı uygarlığı her gün tıraş olmakla başlar' diye düşünürler."

***

"Yüzyıllar boyu, yüzlerce nesillerin birleşik gayretiyle, kanları, canları, malları pahasına doğmuş, kökleşmiş, gelişmiş, yaşatılmış bir imparatorluk, tarihin bir döneminde, herhangi bir nesil, tek başına onu tasfiyeye etmeye karar verebilir mi? Veririm derse bu kararın meşruluğu hangi vesikalarla ispatlanır? Yani, bir imparatorluğun tasfiyesinde taraflar nasıl meydana gelir? Vekaletnameleri hangi noter tasdik eder, veraset ilamlarını hangi mahkemeler çıkarır?"
Yol Ayrımı - Kemal Tahir

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA