"Marksizm'i ezberlediler ama Anadolu'yu okumadılar... Osmanlı'yı anlamadan Türkiye anlaşılmaz; bunu ilk kavrayanlardan biri Kemal Tahir'dir..."
Attilâ İlhan, tıpkı Kemal Tahir gibi Türkiye solunun körü körüne Batı hayranı olmasına ve kendi tarihine düşmanlık beslemesine karşı çıkmıştır. Bu duruşunu ünlü Hangi Sol (1970) kitabında anlatır, anlatmıştır...
İlhan, Tanzimat'tan beri uygulanan Batılılaşma politikasını halkın kültürünü ezen bir silindir olarak görür. Gerçek bir Türk solunun, Osmanlı-İslam geçmişini reddetmeden, Doğu ve Batı kültürünü sentezlemesi gerektiğini savunur.
İlhan'ın solculuğu "Sol-Kemalist" olarak tanımlansa yeridir. Sultan Galiyevci, anti-emperyalist ve "Gazi" Mustafa Kemal'in erken dönem (1920'ler) çizgisine vurgu yapar. Ona göre Türk solu, Batı'nın taklitçisi (komprador aydın) değil, Batı sömürgeciliğine karşı savaşan yerli ve milli bir "Sol" olmak zorundadır...
***
Attilâ İlhan ruh hâllerinin düşünürüdür. Gerçeklik insanın içinden geçerek kurulur, der. Kemal Tahir ise tarihin insanı yaptığını düşünür. Tahir'e göre yaşanan gerçeklik toplumsal yapı ve tarihsel zorunluluktur. Yani: Bireyin dışında kurulur.
Kemal Tahir "Türkiye nasıl bir toplumdur?" sorusunun peşindeydi. Attilâ İlhan buna ek olarak "Türkiye modern dünyada nasıl bir ruh hâli yaşıyor?" sorusunun...
İki isim de şu noktada birleşir: Türkiye'de ilerici geçinen elitler aslında halktan kopuk yabancılardır. Asıl devrimci potansiyel halkın yerel sinesindedir.
Attilâ İlhan ve Kemal Tahir, Türkiye'de solun yerel kodlarla (Osmanlı mirası, Halk kültürü, anti-emperyalist duruş) harmanlanması gerektiğini savunan iki büyük düşünür.
Ancak yaşadıkları dönemde geleneksel sol mahalle onları "doktrin dışı" ve "sağcılaşmış" ilan ederken; sağ/muhafazakâr mahalle bu iki solcu aydının fikirlerini alıp kendi tezlerini (Osmanlıya iadeiitibar ve Batı eleştirisi) zenginleştirir. Bu durum, Türkiye'de sağın ve solun Batı'daki teorik sınırlara asla sığmadığının en somut kanıtıdır...
Kemal Tahir ve Attilâ İlhan'ın 1960-70'lerde teorisini kurduğu "yerli sol" ile geleneksel "batıcı sol" arasındaki kavga, bugünün Türkiye siyasi haritasını yekten şekillendiren en bâriz dinamiktir.
Türkiye'de bu miras, iki büyük siyasi blokta ve ideolojik su kayağında kendisini açıkça gösterir:

Bugün muhafazakâr iktidarın en güçlü söylemi olan "Yerlilik ve Millilik," entelektüel cephanesini büyük oranda Küçükömer, Cemil Meriç, Kemal Tahir ve Attilâ İlhan'dan, bizzat soldan almıştır.
İktidar bloğunun Batı merkezli kurumlara (AB, ABD) karşı geliştirdiği egemenlikçi refleks, Attilâ İlhan'ın "komprador/işbirlikçi aydın" eleştirileri ve Kemal Tahir'in anti-sömürgeci tezleriyle birebir örtüşür.
İlhan'ın savunduğu "Batı dışı modernleşme" bugün Türkiye'nin dış politika yönelimlerine fikrî zemin sağlamaktadır.
Muhalefet bloku, özellikle CHP ise, Kemal Tahir'in Yol Ayrımı romanındaki "halktan kopuk aydınlanmacı bürokrat" (Kâmil Bey) imajını yıkmak için çok büyük bir düşünsel sarsıntı yaşamaktadır.
CHP'nin son yıllarda muhafazakâr kesimlerle, başörtüsü meselesiyle ve Osmanlı mirasıyla barışma çabası, aslında Kemal Tahir'in "Sol, bu toprakların dini ve kültürel değerlerine düşman olmamalıdır" uyarısının belki de gecikmeli kabulüdür.
Diğer taraftan muhalefetin ecnebileşmiş şehirli tabanı, Kemal Tahir'in eleştirdiği "Batı taklidi yaşam, tek taraflı laiklik" talebini aynen sürdürmekte. Bu taban, İslamofobiyi ve giderek Batılı deformasyonu (Teşhiri ve Nihilizmi) ilericilik olarak görmeye devam etmektedir.
Türkiye'de kendisini "solcu" olarak tanımlayan bazı kesimler henüz yabancı düşmanlığıyla yüzleşememişlerdir. Osmanlı diasporasına bakışlarında "etnikçi/sağ" refleksler gösterebilmektedirler.
Tersine, kendine "sağcı/muhafazakâr" diyen kitlelerse, Filistin katliamlarına karşı bir "İnsanlık İttifakından" "İnsanlık Dayanışmasından" yana durmuşlardır. Darbecilere karşı meydanlara çıkarak (15 Temmuz) isâbetli bir olgunlaşmayı temsil etmekte ve büyük projelerde (TOKİ, dev sosyal yardımlar, altyapı, savunma sanayii) "halkçı/devletçi" (özünde sol) ekonomik politikaları savunmaktadırlar...
***
Üç haftadır sürdürdüğümüz Kutuplaşma yazılarının finaline gelirsek:
Bugün Türkiye'de "Sağ ve Sol" kelimeleri işlevini tamamen yitirmiştir. Siyaset; İdris Küçükömer, Cemil Meriç, Kemal Tahir ve Attilâ İlhan'ın öngördüğü gibi "Batılı küresel sisteme hilafsız entegre olmak isteyenler" ile... "Türkiye'nin tarihsel/kültürel mirasına dayanarak yerli/milli/demokratik bir eksen kurmak isteyenler" arasında bölünmüştür.
Kutuplaşma dediğimiz şey budur...
***
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Ben Sana Mecburum-Attilâ İlhan