90'lı yılların sözlüğümüze kattığı bir kavramdır Entel.
İstanbul sokak zekâsı zekâsının, Beyaz Adamın Kültür Prensliğini hicvettiği agresif bir itirazdır bu. Entel-Dantel... Cemil Meriç'in Ecnebileşmiş Entelijansiya dediği, Batı taklitçisi huysuz ve de sünepe aydın tipi için söylenmiştir...
Aradan geçen zaman içinde Entel kavramı sınırlarını aştı. Seküler alandan taşarak dip köşe her yere, muhafazakâr alana dek her yana yayıldı.
Ve bunun yan etkisi olarak, gerçek Entelektüelin küçümsenmesine, kaba sabalığın mühimsenmesine yol açtı...
***
Mahmud Erol Kılıç'a göre entelektüel, sadece kuru bilgi birikimi olan kişi değildir. Zihnî ve kalbî donanımıyla dünyayı okuyabilen, hakikatin peşinde koşan ve içsel bir olgunluğa ulaşan "münevver" (nurlanmış, aydınlanmış) insandır.
Entelektüellik sâfi akademik, kurumsal bir süreç değildir. Entelektüel kelimesinin kökeni "kalptir". Kalbî çalışan, bilginin salt akılla değil, içsel bir idrakle birleşmesi gerektiğini bilen kişidir.

İslam düşünce tarihinde, özellikle İbn Arabî ekolünde yer alan "İnsanıkâmil" (olgun, tamamlanmış insan) kavramı, Kılıç'ın entelektüel tanımının merkezindedir. Hakiki entelektüel, evrenin yaratılış gâyesini kavrayan, eşyanın hakikatine nüfuz eden ve bu yolla kâinatı bir bütün olarak okuyabilen kimsedir...
Egemen Batı felsefesindeki dünyevi/seküler aydın tanımından farklı olarak entelektüel, aklı tek ölçüt olarak görmez. Aklın ötesindeki sezgi ve mânevi (metafizik) bilgiyi de sürece dâhil eder. Ona göre bilgi, insanı bir Entele değil, tam tersine ahlâklı ve derinlikli gelişmiş bir varlığa dönüştürmelidir.
***
Kavramın tarihsel kökeni Latince "intellectus" (anlamak, kavramak) kökünden gelir. İlk kullanımda Emile Zola gibi adaletsizliğe karşı çıkan dobra yazarları tanımlamıştır.
İtalyan düşünür Antonio Gramsci, entelektüelleri toplumsal rollerine göre ikiye ayırır. Geleneksel Entelektüeller: Kendilerini bağımsız gören öğretmen, din adamı ve sanatçılardır.
Organik Entelektüeller: Bağlı oldukları sınıfın (işçi veya sermaye) çıkarlarını ve ideolojisini savunanlardır.
Filistinli düşünür Edward Said'e göre hakiki entelektüel şu özelliklere sahip olmalıdır:
Sürgün Ruhlu... Genel geçer olana terliksi bir canlı türü gibi yapışıp kalmayan, dışarıdan bakabilen kişidir. Bu noktada sürgün ruha; ruhunu satmama adına yalnız kalan M. Âkif Ersoy'u veya TV programlarında konu mankeni olmaktan uzak duran ve kendi yağında kavrulan aydınları örnek olarak gösterebiliriz. Âkif ve diğerleri derken biz, sosyal problemlere çıkış yolu arayan, bunun için ömrünü feda edenleri anlarız...
Said ikinci olarak Amatörlük der. Entelektüel bilgiyi sadece para veya unvan için değil, hakikat aşkı için üretir. Makam peşinde koşmaz, "Kurumsal Aydın" olmak için kendini parçalamaz. Her koşulda edebince ve dahi serbest nizam gerçeği söyler.
***
Modern dünyada entelektüel, yerini dar alanda uzmanlaşmış "teknokratlara" bırakmıştır. Entelektüel, dünyayı çoğul bir yaklaşımla (felsefe, sanat, siyaset) yorumlarken; uzman yalnızca kendi mikro alanıyla ilgilenir ve o sıkıcı evrak çantasıyla tek yumurta ikizidir...
Bu çağ, entelektüeli özgür bir hakikat savunucusu olmaktan çıkarıp kullanışlı bir aparata dönüştürmüştür. Entelektüelleri "uzman" "akademisyen" "danışman" gibi unvanlarla sisteme dahil ederler. Kişiler sadece kendi dar uzmanlık alanlarında konuşmaya zorlanır, kuşbakışı ve yapıcı bir eleştiriyi yapamaz hâle gelirler.
Bilgi, bundan böyle insanlığın ortak faydası için değil, güçlü kurumların, şirketlerin ve hükümetlerin çıkarları için üretilmeye başlanır. Oysa Entelektüel, işini kâr ya da unvan için değil, saf bir aşkla ve ahlâki sorumlulukla yapmalıdır.
Ne var ki kitle iletişim araçları ve sosyal medya bizi, ideolojik çıkarlara göre manipüle eden devasa bir tezgâh kurmuştur. Bu tezgâh, egemen güçlerin propagandasını meşrulaştırmak için entelektüelleri "halkla ilişkiler" nesnesine dönüştürmek ister.
Hakiki entelektüel, medyanın yarattığı bu "temsil krizine" kapılmayı reddeder ve klişeleri deşifre eder. Modern devlet kafası ve ideolojiler, bireylerden koşulsuz sadâkat ve trol bir bağlılık bekler. Said, entelektüelin bir partiye ya da devlete tamamen ait olmaması gerektiğini savunur.
Bu "teenni" durumu, entelektüele tarafsız ve keskin bir bakış kazandırır. Konforu seçip sessiz kalmak ya da nabza göre şerbet vermek, bir entelektüelin kamusal rolüne ihanet etmesidir...
***
Bu noktada şunu söylemek isterim, hakiki mânâsıyla Entelektüel bir "İnsanıkâmil" yolcusudur. Kuantum fiziğine de baksa, Osmanlı mimarisindeki felsefi kırılmaları da arasa, makro siyasetin gidişatına bir üst bakış da fırlatsa "sivil" konumunu korur. Elbette fiziken buradadır, oy verir, ülkesinin menfaatlerini gözetir. Onun dışında kendi başına gürleyen bir nehirdir...
Açar kanatlarını. Çünkü ruhen bütün dünya ona mescit kılınmıştır.
Bu şu demektir:
Yükseklerden uçmayı bilmeyen konduğu bahçeyi dünya sanmıştır...
Meraklısına:
Teenni: Acele etmeden, ihtiyatla ve sükûnetle, bir adım geri çekilerek bakabilmek.
Entel-Dantel vaziyetlere buradan devam etmek isterim...