Ne diyordum... hah, onu diyordum.
Meseleye ahmakça bir kibrin cam kırıkları ardından bakanlar toplumdaki değişimi göremiyorlar. Sokak ilişkilerinde, metrobüs metro çarşı-pazar hastane ve dahi kafelerde insanlar karşıt görüşlü insanları görüyor ve onlarla ister istemez ilişkiler kuruyor, tanış oluyorlar...
***
Kimi sandalyesini arkadaki insan rahatsız olmasın diye çekiyor, kimi siz çıkarken çarpmasın diye kapıyı tutuyor, kimi tanıştıkça gülümseyip selam veriyor. Kimi masalardaki bardakları toplayıp çalışanlara götürüyor. Self-servis mekanlarda kaynaşma daha bir net oluyor...
Bir bakılıyor ki, "canavar" olarak bildikleri insanlar Kemalist/İslamcı/Solcu/Sağcı her neyse onlar, gâyet normal insanlar. Senin benim gibi üzüntüleri sevinçleri çocuklarının problemleri, sevdikleri futbol takımı, iyi yaptıkları yemekleri ve elektrik süpürgesinin en iyi nerede tamir edileceği üstüne oturaklı fikirleri var.
Alışveriş yaptıkları insanın siyasi kimliği hiç de önemli değil. Kim sattığı malın arkasında duruyor, kim kazıkçı, kim değil, kim asık suratlı meymenetsiz, kim güler yüzlü sevecen, ona bakılıyor. Ticaret ondandır mühimsenmiş peygamberimiz tarafından. Her türden insana dokunan Ahi esnaf o yüzden troller ve TV profilleri gibi tek yönlü olmuyor.
Çok yönlü bakabilen, insancıkları dışlamayı değil anlamayı vazeden bir "Kendiliğinden Çoğul Felsefe" var sokakta...

Biz bu çoğul felsefeye, bu tutkala, "Medeniyetin Kolektif Bilinci" ya da gizli sözleşmesi diyebilir miyiz? Ne dersek diyelim; Medeni olmak bu noktada ortaya çıkıyor.
Karşıt görüşlü insanları birbirine yakınlaştıranın "Düz Müslümanlık" olduğunu da söylemeliyim. Niye "Düz" onu da ekleyelim. Etnikçi/Ayrımcı hışımdan uzak, Önce İnsan diyebilen bir merhamet yaklaşımıdır bu. Mezhebi, meşrebi din yapmayan, gönülden gönüle bir yol arayan, Yunuslarda Mevlânalarda fısıldayıp duran ebedî bir nehirdir de ondan. Naylon etiketler olmadan kendi hâlinde yaşayan insanların eller göğüste kardeşliği...
Çok söyledik ama tekrarda hayır vardır diyerekten yine Medine Sözleşmesine gelelim. Tekrar ediyoruz, çünkü bazı kafalar tarih diye toksik bir safsatayı konuşuyor.
Medeniyet şehri. Medeni olmak Medine'den geliyor. Seküler ortamların rahatsız olmasına gerek yok, bu gerçek Batılı tarihçiler tarafından da kabullenilmiş bir gerçek.
İnsanıkâmil denen güzel insanların zirve örneği peygamberimizin, Medine'de kurduğu topluma "7. Yüzyılda kurulmuş ilk çok kültürlü/ eşit hukuklu toplum modeli" denmesinin nedeni bu.
O Büyük Âşık orada, Müslümanların dışındaki tüm dinleri, çok tanrılı müşrikler dahil birleştiren bir ilk anayasa vazetti ve "çoklukta birliği" kabul anlamında, herkesin güven içinde yaşayabildiği bir şehir devleti, bir kardeşlik toplumu kurdu. Sözleşmeye dahil olanlara da yekten "ümmetim" dedi.
Medeni olmak derken biz bunu anlıyoruz...
***
Geçende oturduğum sokak kafesinin önündeki banklara ellerinde alışveriş torbalarıyla iki orta yaşlı, dinç ve de tombili hatun, selamaleykümselam gelip oturdular. Sıcaktan bunalmışlardı, çantalarından birer şişe su çıkarttılar ve muhabbete koyuldular. Neden sonra biri ayağa kalktı, "Allah'a emanet" dedi. "Selam söyle evdekilere. Yine görüşelim, bize gel kahveye." Diğeri de elini kalbine götürdü "İnşallah, hadi selametle..."
İkisi de şortluydu... İkisinde de vakur birer anne edası.
Sokağı açık bir idrakle izlemeyenler bu görüntüleri kaçırır. Bilgiç bir mesafeden bakanlar bazı şeyleri göremez. Onlar için Aristo mantığı geçerlidir. Ya aktır ya kara. Bu bakış insanlığın sivilceli dönemine tekabül eder. Olup biteni bize açıklamaz, açıklayamaz.
Sosyolojinin bazen yaptığı gibi insanları katı kategorilere ayırmak bir yere kadar belki insana bir görüş kazandırabilir ama bu hayatın künhünü anlamamıza yardım etmez. Çünkü bir şey hem öyledir hem böyledir hem vardır hem yoktur. Fiziğin geldiği aşama bunu bize anlatmıştır. Kuantum denen olay, yani bildiğimizi sandığımız fizik kanunlarını berhava eden şey bize göstermiştir ki, madde hem dalga boyudur (yani yoktur) hem katı maddedir (yani vardır.)
Aklın alışılmış nesnel yaklaşımının (rüya gibi) metafizik evrenlere açıldığı bir yeni bakışın bütün gezegeni sardığı bir zamandayız. İhtimallerin ihtimallere, olasılıkların olasılıklara dolandığı bir dünyada yaşıyoruz...
***
Şunu söylemek istiyorum, bizim bildiğimizi sandığımız birçok kavram, tanımlama vesaire çoktan eskimiştir. Soğuk Savaş İdeolojilerinin gerilimleri açıklayamaması bir yana, bu çatışmacı kelimeler artık sadece kâğıt üstünde sıkıcı bir akademik teze veyahut köhne bir siyasetçinin sos-medya bültenine sığıştırılabilir.
Ve bu durum, izdiham hâlindeki bir metrobüsün ter kokularıyla, bize bir an evvel oradan kaçarak uzaklaşmamızı telkin eder.
Temiz hava herkese lazımdır. Ve çoğul türküler ancak açık havada söylenir...
Meraklısına:
Komedyenlerle çok uğraşılan şu günlerde, ben diriltici mizah için Doğu Demirkol'u tek geçerim. Muhafazakâr camianın kışkırtıcı dip notlarını iyi gören, Seküler camianın önyargılarını içerden gözlemleyen, bizi düşünmeye sevk eden bir arkadaşla karşı karşıyayız. İnşallah kendini bozmaz...