Geçen hafta, "Entel" tipolojisinin ortaya çıkması, münevverler anlamında has Entelektüellerin de arada kaynamasına neden oldu dedik.
Yeşilçam filmlerinde de bu net olarak görülür. Bu filmlerde okur-yazar insanlar komik, tuhaf tiplerdir. O yüzden çoğunluk Yeşilçam filmleri, "Türk sinemasının masumiyet dönemi" gibisinden romantik laflarla geçiştirilemeyecek kadar çürük bir manipülasyondur bizce...
Biz Entel tipinin yaygınlaşmasına geri dönelim. Bu "Turist Aydının" ortaya çıkışı, bizim önümüze geleni entel diye yaftalamamızı ve bu lâkabın neredeyse metroda kitap okuyanlara kadar genişlemesine neden oldu. Sanatla ilgilenenlere de bu söylendi: "Entel işte!"
İş çığırından çıktı. Olay gelip bilgiyi, kaliteyi, liyâkati küçümsemeye kadar vardı...
***
Biliyorsunuz bütün bunlar gözümüzün önünde oldu. Aydına yakışan bilge bir zarâfet yerine el kol hareketiyle maymunsu bir agresyonun... Mâneviyatımıza barbarca saldıran prof ünvanlı hadsizliğin, hâlâ örtülü kadınlara yönelen şirretliğin... Anadolu İrfanı yerine yutturulan, o sallapati ve de hakaretamiz görgüsüzlüğün... Taşralı hötzötçü bir densizliğin...
Şehre yakışan o beyefendiliğin, o hanımefendiliğin yerini, Cihangir/ Caddebostan/Teşvikiye menşeili narsist bir büyüklenmenin aldığını gördük.
Hayatı ve insanı sadece "formüllerden ve etiketlerden" ibaret sanan şabloncu bir bakış açısı sardı hepimizi...
Bağlantısını ve mânâsını zinhar bilemediği bir âyeti bilgiç bir cüretle tivit atanı da Freud'dan alıntı uyduranı da Can Yücel'de olmayan şiirleri yumurtlayanı da gördü gözlerimiz.
Mevzunun can damarı bu Entel tipi, dindar veya dinsiz hiç fark etmez. Aynı canlı formunun değişik tezahürleridir bize göre...
***
Entel yerine ecnebi popülasyonda "pseudo-Entelektüel" denmiştir, onu da belirtmek isteriz.
Pseudo-entelektüel (yalancı entelektüel), aslında derin bilgi birikimi, entelektüel kapasitesi veya analitik düşünme yeteneği olmadığı halde, dışarıya karşı son derece bilgili, kültürlü ve entelektüel görünmek için çabalayan kişileri tanımlamak için kullanılan bir ifadedir.
"Pseudo" kelimesi "sahte, yapay, yalancı" anlamına gelir. Dolayısıyla kavramı tam olarak "Koftiden Aydın" veya "Yalandan Entelektüel" olarak Türkçeleştirebiliriz.

Bir kişinin pseudo-entelektüel olarak nitelendirilmesine yol açan temel özellikler şunlardır:
Bu tip aydınların en büyük silahı derinlik yerine yüzeyselliktir. Bilgiyi anlamak için değil, karşısındakini ezmek için bir muşta gibi taşırlar. Basitçe anlatılabilecek bir şeyi kasıtlı olarak ağdalı bir dile boğar, cümle aralarına Nietzsche, Foucault vesaire serpiştirerek (alıntı kaosu) narsist bir üstünlük kurmaya çalışırlar.
Amaç anlaşılmak değil, laf salatasına boğarak ezmek ve pop bir hayranlık uyandırmaktır.
Eleştiriye kapalıdırlar, kendi fikirleri mutlak doğrudur. Gerçek bir entelektüel sorgulayıcı ve öğrenmeye açıkken, sahte entelektüel her şeyi bildiğini iddia eden bir mâlumatfuruştur. Daima agresif ve fanatik bir tavır sergiler.
Bilgiye ve sanata olan ilgileri, o alanlara duydukları saf meraktan değil, toplumda edinmek istedikleri "seçkin/cool" statüden ve egolarını tatmin etme arzusundan kaynaklanır.
Özetle; gerçek bir entelektüel bilgiyi anlamlandırmaya ve paylaşmaya çalışırken, bir pseudo-entelektüel bilgiyi sadece bir aksesuar ve statü sembolü olarak taşır...
***
Düşünür-Mimar Ali Günvar, "Amerikan başkanlarına seçildikten sonra 3000 soru ve cevap öğretildiğini" söylüyor. "Reagan gibi bir dangoz bile bundan dolayı bazen entelektüel şeyler söylemiştir" diyor. "Üç bin cevabı ezberleyenler işte böyle bir şeydir, Enteldir..."
19. Yüzyılın ideolojilerinden, o kökten gelenlerle; Kemalist taassupta ısrar edenler arasında bu hazırlop cevaplar artık her gözlemcinin gözlemleyebildiği bir durum olsa gerek.
Farzımuhal, geleneksel bilgeliğimizin mizahını, onun sivri ama hikmetli dilini (Nasreddin Hoca irfanını) sansürleyenler, Batı'dan gelen dijital/kültürel sömürge diline karşı savunmasız kalmışlardır. Nasreddin Hocanın halk ağızlı kelimelerini değiştirerek ahlâklı olunacağını sananlar, film ve dizilerin nasıl tercüme edildiğini gözden kaçırmışlardır. Onun için gençler "affedersiniz, özür dilerim" yerine artık "üzgünüm" (I'm sorry) demektedirler. Fuck'lı kelimeler yerine "Lânet olsun" diyerekten altyazının edebini koruyacağız mazeretiyle, sahte jargonlarla çatlak bir Türkçe yaratılmış, neşeli çağrışımları muazzam olan dilimizin derinlikli sıcaklığı tam da o noktada soğumuştur...
***
Bir tarafta, Tanzimat'tan bugüne sarkan anlaşılmaz ağdalı dil; diğer tarafta internet ortamının İngilizceden bozma (daima İslamofobik) tangır tungur asimile lisanı...
Entel tipinin bu iki kutup arasında sallanan bir salıncakta oturduğunu hayâl edebiliriz. 3000 sos-medya alıntısıyla bizi esir eden sahte aydın tipi budur işte... desek yanılmış olmayız.
Kötü haber ise şudur: Kim kimdir artık belli değildir. Entel ile Entelektüel arasındaki makas kapanmak üzeredir...