Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 28 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetlisi olarak Türkiye'yi ziyaret etti. Ziyareti güçlü ve geniş bir heyetle gerçekleştiren Zeydi'nin temaslarında beş alanda mutabakat muhtırası imzalandı. Bu anlaşmalar arasında Fişhabur-Ovaköy Sınır Kapısı Üzerinden Demiryolu ve Karayolu Taşımacılığına İlişkin Mutabakat Zaptı ve Doğal Kaynaklar Karşılığında Irak Cumhuriyeti İçerisinde Ulaştırma Altyapısının Geliştirilmesine İlişkin Çerçeve Mutabakat Zaptı özellikle öne çıkıyor. Zira Zeydi'nin Türkiye ziyareti öncesi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu kısa aralıklarla Bağdat'a gitmiş, Irak'tan heyetler de Türkiye'yi ziyaret etmişti. Bu ziyaretlerden sonra gelen Zeydi ziyareti ve atılan adımlar, Türkiye ve Irak ilişkilerinin planlı, odaklı, sistematik ve somut adımlar üzerine kurgulandığını gösteriyor.
IRAK'IN YÖNÜ
Zeydi hükümeti kurduktan sonra ilk yurt dışı ziyaretini ABD'ye yapmış ve burada neredeyse Irak'ın gideceği yönün rotası tamamen çizilmişti. Zira Irak söz konusu olduğunda ABD-İran denklemini görmezden görmek mümkün değil. Söz konusu denklem Irak'ta 2003 sonrası siyasi sistematikteki en önemli belirleyicilerden biri oldu. Her ne kadar özellikle eski Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani döneminde daha dengeli bir yaklaşım sergilenmeye çalışılsa da bu çabalar sınırlı kaldı. Bu anlamıyla Irak'ın yeniden bir tercih siyasetine yöneldiği görülüyor. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın Zeydi ile görüşmede "Bu adam Irak'ın ötesinde, Orta Doğu'da büyük bir lider olacak. Etkisi tüm Orta Doğu'ya yayılacak. Sözlerimi unutmayın, ne yaptığımı biliyordum" açıklaması da Zeydi'nin başbakanlığına verilen desteği ve ABD'nin Orta Doğu politikasında Irak'ın konumunu göstermesi açısından önemli bir mesaj niteliği taşırken Zeydi de ilerleyeceği yönü bu ziyaretle göstermişti.
Öte yandan Zeydi, Irak'taki iç dengeleri gözeterek ABD'den sonra İran'a gitse de Irak kamuoyunun yanı sıra kulislerde ziyaretin son derece sönük geçtiği konuşuluyor. Zira ziyarette 4 mutabakat ve anlaşma imzalansa da somut karşılığı olduğunu söylemek mümkün değil. Sonuç itibarıyla Zeydi'nin Irak'ın rotasını açık bir biçimde ABD'ye çevirdiği görülüyor. Bunun ne kadar başarabileceği doğrudan Irak'ın iç dengeleri ile ilgili olsa da belki de ilk kez bir Irak Başbakanı, ABD ve İran arasındaki tercihini bu kadar belirgin bir biçimde gösteriyor. Zira Zeydi'nin, ABD ziyaretinden önce Şii milis grupların silahsızlandırılması ve yolsuzluk dosyaları konusunda attığı adımlar, ABD'nin Irak'tan öncelikli beklentilerini oluşturuyordu. Bu anlamıyla Zeydi, "elim boş gelmiyorum" mesajı vermişti. Nitekim ziyaretin çıktılarına bakıldığında Trump'ın bu mesajı aldığı görülüyor.
TÜRKİYE – IRAK İLİŞKİLERİNİN SUİ GENERİS NİTELİĞİ
Ancak Türkiye – Irak ilişkilerini bu denklemin dışında tutmak gerekiyor. Zira iki ülke ilişkileri başka ülkelerin birbirleri ile olan ilişkilerine benzemediği gibi Türkiye ve Irak'ın diğer ülkelerle geliştirdiği ilişkilere de benzemiyor. Başka bir deyişle, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkiyi yalnızca komşuluk, stratejik ortaklık ya da ekonomik karşılıklı bağımlılık kavramlarından biriyle açıklamak yeterli olmaz. İki ülke arasındaki ilişkiler tarihsel ve toplumsal bağlar ile bu bağlar arasındaki dinamikler, Irak'ın çok merkezli siyasi yapısı, ortak güvenlik tehditleri, ekonomik tamamlayıcılık ve jeo-ekonomik bağlantılarla birleşerek kümülatif bir yapı oluşturuyor.
Bu yapıyı, güvenlik ve kalkınma ile ulusal çıkarlar ve bölgesel istikrarın birbirinden ayrıştırılamadığı bir "stratejik iç içe geçmişlik" biçimi olarak okumak mümkün. Bu nedenle iki ülke arasındaki ilişki, sui generis yani kendine özgü bir ilişki biçimi olarak tanımlanabilir. Bu özgünlük Zeydi'nin son Türkiye ziyareti ile daha da belirginleşmiş durumda. Zira Zeydi'nin ziyareti sırasında gündeme gelen başlıklar ve yapılan anlaşmalar, birbirinden bağımsız sektörlerdeki anlaşmalar olarak görmek gerekiyor. Ovaköy üzerinden kara ve demiryolu bağlantısını, doğal kaynaklar karşılığında altyapı geliştirilmesini, su alanındaki iş birliği mekanizmasının etkinleştirilmesini, TPAO'nun Kerkük'teki enerji faaliyetlerine katılmasını, Kerkük–Ceyhan hattının geleceğini ve Kalkınma Yolu Projesi'ni aynı stratejik yönelimin parçaları olarak okumak gerekiyor. Bu dosyalar giderek karşılıklı finansman, altyapı ve bağlantısallık modeli içinde birleşiyor.
Tüm bunlar iki ülke ilişkileri açısından bir umut vaat etse de Irak'ın kırılgan yapısı bazı meydan okumaları beraberinde getiriyor. Zira Irak'ta tekil bir iradeden bahsetmek halen mümkün değil. Irak iç siyasetinin çoklu aktör yapısı nedeniyle Türkiye'nin Irak'la ilişkisi yalnızca Ankara–Bağdat hattında ilerlemiyor. Bağdat, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, KDP, KYB, merkezi kurumlar, yerel idareler ve farklı siyasi gruplar aynı ilişki denklemine giriyor. Irak'taki Şii siyasi parçalanmalar, Sünni gruplar arasındaki rekabet, KDP–KYB ayrışması, Bağdat ve Erbil arasındaki uyumsuzluk ve sorunlar hükümetin karar alma kapasitesini sınırlıyor.
Bu durum Türkiye açısından iki yönlü sonuç doğuruyor: Bir taraftan Türkiye'ye çok düzeyli diplomasi yoluyla geniş bir hareket alanı sağlıyor diğer taraftan ise Bağdat'la varılan bir mutabakatın tüm boyutlarıyla aynı şekilde uygulanma garantisinin olmamasına sebep oluyor. Bu nedenle ilişkinin geleceği, yalnızca iki ülkenin yönetimleri arasındaki uyuma değil, Irak içindeki farklı güç merkezlerinin aynı stratejik doğrultuda hareket edebilmesine bağlı bir dinamik olarak öne çıkıyor.
Burada ilişkilerde koşullu bir iyimserlikten bahsetmek mümkün. Söz konusu koşulları oluşturan bazı temel değişkenler var. Öncelikle siyasi iradenin devamlılığı şart. Yani Sudani dönemindeki ivmenin Zeydi döneminde sürdürülmesi gerekiyor. Öte yandan ilişkilerin kurumsallaşarak dönemsel siyasi değişikliklerden bağımsız hale getirilmesi de büyük önem taşıyor. Bu nedenle TPAO'nun Kerkük'teki petrol sahasının işletimi konusunda BP'nin yüzde 15'lik payını devralması, Ovaköy-Fişhabur Sınır Kapısının açılması için mutabakat metninin imzalanması, Türkiye-Irak Su Alanında İş Birliği Çerçeve Anlaşması'nın etkinleştirilmesi ve anlaşma kapsamındaki projelerin finansman mekanizmasının 1 Eylül 2026'dan itibaren yürürlüğe girmesinin kararlaştırılması son derece önemli. Tüm bunların yanında somut karşılıklı kazanç sistematiğinin sürdürülebilirliğinin sağlanması da gerekiyor.
Mevcut durum itibarıyla bu sürdürülebilirliğin sağlanması için karşılıklı irade, siyasi ortam ve bölgesel şartlar mevcut. Her ne kadar Irak geniş bir çatışma dinamiğinin merkezinde yer alsa da bu durum Türkiye – Irak ilişkileri açısından bazı fırsatlar da ortaya koyuyor. Türkiye'nin dış politikadaki esnekliği ve çok boyutlu diplomasi kapasitesi ile Irak politikasındaki ilkesel ve istikrarlı tutumu, ikili ilişkilerdeki pozitif ivmenin korunmasına katkı sağlarken, aynı zamanda Irak'ın Türkiye ile iş birliğini derinleştirme yönündeki siyasi iradesini güçlendiriyor. Bu noktada Türkiye – Irak ilişkileri, eğer bu seyrini koruyabilirse, Irak'ın devlet kapasitesini güçlendiren, Türkiye'nin güney yönlü jeo-ekonomik alanını genişleten, güvenlik ile kalkınmayı aynı çerçevede birleştiren, Orta Doğu için bölgesel iş birliği modeli oluşturan bir yapıya dönüşebilir.