Türkiye'nin en iyi haber sitesi

BÜŞRA ZEYNEP ÖZDEMİR

BAE’nin OPEC’ten Çıkışı: Kapasite, Kota Ve Jeopolitik Hesap

Küresel piyasalar Orta Doğu'da giderek derinleşen ve Hürmüz Boğazı'nı da içine alarak genişleyen çatışma sarmalının gölgesinde tarihi bir kırılmaya sahne oluyor. Bölgedeki savaş hali sadece güvenlik mimarisi değil, üretici ülkelerin makroekonomik dayanaklarını da temelden sarsıyor. Körfez'in ticaret, finans, lojistik ve turizm merkezi konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de yükselen jeopolitik tansiyonun petrol dışı sektörleri üzerindeki yıkıcı etkisini her geçen gün daha da derinden hissediyor. Savaşın yarattığı bu tahribat Abu Dabi yönetimini kayıpları dengelemek adına elindeki en güçlü aracı tam kapasite ile sahaya sürmeye mecbur bırakıyor. Bu araç petrol. BAE'nin 1 Mayıs itibariyle OPEC ve OPEC+'tan ayrılma kararı da bu nedenle yalnızca teknik bir kota tartışması olarak yorumlanamaz. Bu karar, savaşın Körfez ekonomileri üzerinde yarattığı baskının üretici ülkeleri ortak arz yönetimi mekanizmalarından daha bağımsız hareket etmeye ittiğini gösteriyor.

Abu Dabi'nin OPEC ve OPEC+'tan ayrılma kararının arkasında yalnızca güncel savaş koşulları ya da Hürmüz'deki arz kısıtı yer almıyor. Bu karar aynı zamanda OPEC içindeki uzun vadeli güç paylaşımı tartışmasının bir sonuncu. OPEC'in üretim kotaları ilk kez 1980'lerin başında arz fazlasını yöneterek petrol fiyatlarındaki düşüşü durdurmak için devreye alınmıştı. 1982'de üretim tavanı tartışmaları başladı, 1983'te ise bireysel üretim kotaları için daha kurumsal bir çerçeve oluşturuldu. Bu tarihten itibaren OPEC'in temel işlevi yalnızca petrol üreticilerini bir araya getirmek değil, üyelerin piyasaya ne kadar petrol süreceğini kolektif biçimde belirlemek oldu.

Ancak zamanla bu sistem bu sistem üretim kapasitesini giderek artıran ülkeler açısından sınırlayıcı bir yapıya dönüştü. BAE de bu ülkelerin başında geliyor. Kuruluşundan yedi yıl sonra OPEC'e katılan BAE günümüzde Suudi Arabistan, Irak ve İran'ın ardından dördüncü en büyük petrol üreticisi konumunda. Abu Dabi yönetimi son yıllarda petrol üretim kapasitesini artırmak için büyük yatırımlar yaptı. Ulusal petrol şirketi ADNOC'a göre mevcut durumda ülkenin üretim kapasitesi 4,5 milyon varil/gün. Uygulanan kesintiler nedeniyle ise fiili üretimi 2024 yılında 4 milyon varil/gün idi. Üretim kapasitesini 2027 yılına dek 5 milyon varil/gün'e çıkarmayı hedefleyen ADNOC piyasada daha büyük bir oyuncu olmayı hedeflediğini açıkça gösterdi. Buna karşılık OPEC+ içinde belirlenen üretim kotaları BAE'nin artırdığı kapasiteyi gelire dönüştürmesini engelliyor.

Üstelik bu rahatsızlık yeni de değil. 2021 yılında BAE, OPEC+ çatısı altında üretim kotasının artırılması anlaşmasına kendi üretim seviyesinin yükseltilmesi karşılığında destek vermiş, bunun sonucunda ülkenin 3,1 milyon varil/gün olan üretim referans seviyesi 3,5 milyon varil/gün'e çıkarılmıştı. BAE'nin bu talebinde İran ve Libya'nın kotaya dâhil edilmemesi, Irak'ın ise dâhil edilmesine rağmen hiçbir zaman riayet göstermemesi durumları da önemli rol oynamıştı. Gelinen noktada görüldüğü üzere bu uzlaşma sorunu tamamen çözmek yerine yalnızca öteledi.

Abu Dabi açısından asıl kırılma ise OPEC+ mekanizmasının Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki koordinasyona giderek daha fazla yaslanmasıyla yaşandı. OPEC'in klasik döneminde Suudi Arabistan örgütün tartışmasız lideri ve fiili dengeleyici üreticisi konumundaydı. Körfez içinde BAE de bu liderliğin en yakın ortaklarından biri olarak hareket edebiliyordu. Fakat 2016'da OPEC+ formatının ortaya çıkması, 2020'de pandemi döneminde tarihi üretim kesintileriyle bu yapının daha da güçlenmesi, karar alma merkezini Riyad-Abu Dabi hattından Riyad-Moskova hattına doğru kaydırdı. OPEC'in 2016'da imzalanan İşbirliği Bildirgesi, OPEC üyeleri ile OPEC dışı üreticileri aynı piyasa yönetimi mekanizması içinde buluşturdu. Pandemi dönemindeki 9,7 milyon varil/günlük kesinti ise bu mekanizmanın fiilen Suudi Arabistan-Rusya eksenli çalıştığını gösterdi.

Bu durum Abu Dabi açısından iki yönlü bir rahatsızlık yarattı. Birincisi, BAE kendi kapasitesini artırırken üretim kararlarında daha fazla söz sahibi olmak istedi. İkincisi, OPEC+ içinde Rusya'nın ağırlığının artması, Suudi Arabistan'ın piyasa liderliğini artık Körfez içi ortaklarıyla değil, Moskova ile paylaşması anlamına geldi. Dolayısıyla BAE'nin çıkışı hem ekonomik hem jeopolitik bir mesaj niteliği taşıyor. Abu Dabi, petrol piyasasında kendi üretim kapasitesini, kendi bütçe ihtiyacını ve kendi stratejik önceliklerini başka aktörlerin pazarlıklarına tabi kılmak istemiyor. Hiç şüphesiz ABD/İsrail-İran Savaşı da bu eğilimi hızlandırdı. Hürmüz krizi nedeniyle petrol dışı sektörleri baskı altına giren, ticaret ve lojistik akışları zarar gören, turizm ve finans merkezi olma iddiası jeopolitik risklerle sınanan BAE için petrol gelirleri yeniden daha kritik hale geldi. Böyle bir ortamda kota sistemi, fiyat istikrarını sağlayan bir araç olmaktan çok ülkenin kriz döneminde gelir artırma kapasitesini sınırlayan bir mekanizma gibi görülmeye başladı. Bu nedenle BAE'nin ayrılık kararı OPEC içi teknik bir anlaşmazlıktan ziyade Abu Dabi'nin artık "kendi üretim politikasını kendisi belirleme" iradesinin ilanı olarak okunmalı.

Ancak burada BAE açısından kritik bir sınıra da işaret etmek gerek. OPEC ve OPEC+ kısıtlarından çıkmak tek başına Abu Dabi'nin üretim kapasitesini aynı ölçüde ihracata dönüştürebileceği anlamına gelmiyor. Çünkü mevcut savaş koşullarında temel mesele yalnızca ne kadar petrol üretilebildiği değil, bu petrolün hangi güzergâhlardan güvenli biçimde küresel piyasalara ulaştırılabildiği. BAE'nin Fujairah üzerinden Hürmüz Boğazı'nı bypass edebilen ihracat altyapısı ülkeye önemli bir avantaj sağlasa da bu kapasite Abu Dabi'nin orta vadede hedeflediği üretim artışını bütünüyle taşıyabilecek ölçekte değil. Dolayısıyla BAE'nin OPEC dışında daha serbest bir üretim politikasına yönelmesi ancak yeni boru hattı yatırımları, alternatif ihracat terminalleri ve Hürmüz'e bağımlılığı azaltacak altyapı gelişimiyle desteklenirse gerçek bir stratejik avantaja dönüşebilir. Aksi halde BAE'nin elindeki fazla üretim kapasitesi Körfez'deki risk devam ettiği sürece kâğıt üzerinde güçlü, ancak ihracat kabiliyeti sınırlı bir imkan olarak kalacak.

Piyasa etkisi açısından bakıldığında ise BAE'nin ayrılık kararı kısa ve uzun vadede farklı sonuçlar üretebilir. Kısa vadede Hürmüz kaynaklı güvenlik riski, tanker trafiğindeki belirsizlik, sigorta ve navlun maliyetlerindeki artış petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam edebilir. Bu nedenle BAE'nin OPEC dışına çıkması ilk aşamada fiyatları otomatik olarak aşağı çekecek bir gelişme olarak okunmamalı. Ancak orta ve uzun vadede BAE yeni ihracat altyapısını devreye alır, üretimini artırır ve bu adım diğer üreticilerin de kota disiplinini sorgulamasına yol açarsa küresel arz beklentisi güçlenebilir. Bu senaryo fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratırken OPEC+'ın piyasa dengeleme kapasitesinin zayıflaması da fiyat oynaklığını artırabilir. Bu nedenle BAE'nin ayrılık kararının, petrol piyasasında yalnızca daha fazla arz ihtimalini değil, aynı zamanda OPEC sonrası dönemde daha az koordinasyon, daha sert rekabet ve daha yüksek fiyat oynaklığı riskini de beraberinde getirdiğini söylemek mümkün.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA