Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CENAY BABAOĞLU

Palantir Manifestosu: Algoritmik Savaşın Gölgesinde Çocuklarımızı Nasıl Koruyacağız?

Geçen haftadan bu yana gündem gençlerimizin korunması, çocuklarımızın kötülüklerden uzak tutulmasıydı. Özellikle Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta hepimizi kahreden olaylardan sonra 'neden?' sorusunu tartışıyoruz. TBMM'de kabul edilen sosyal medya düzenlemeleri de bu açıdan gündeme geliyor, diğer yandan dijital bağımlılık meselesi de bir diğer önemli başlık. Bir yanda sorumlu yayıncılık tartışmaları diğer yanda ebeveyn ve öğretmen sorumlulukları. Tabi mesele çok boyutlu ve farklı uzmanlıklar bu konuları ele alıyor. Benim açımdan ise konunun en dikkat çekici kısımlarından birisi dijital mecralara uzanan boyutlarıydı. Daha önce sosyal medyada çocuklara yönelik yeni düzenlemelere neden ihtiyaç duyulduğunu, dünyada farklı ülkelerde bu yönde atılan adımları ele almış ve Türkiye'ye dair değerlendirmelerde de bulunmuştuk. Ancak bu hafta yaşanan bir başka olay çocuklarımızı, gençlerimizi dijital dünyada ve hatta yaşam haklarını korumak için çok daha geniş düşünmemizi gerektiğini gösterdi.

İsmi, İran'daki sivil bombalamalarında da Filistin'deki çocukların, mazlumların 'yanlışlıkla' işaretlenerek zalimce bombalamalarında da geçen Palantir şirketi yönetimi bir şirket manifestosu yayınladı. Bu öyle bir manifesto ki, hem Batıyı hem yapay zekâyı hem savaşı hem öldürmeyi kutsayan; teknolojiyi, toplumların korkularını besleyen bir güç unsuruna dönüştürmeyi temel amaçmış gibi sunan bir meydan okuma.

Palantir şirketi, bugün Silikon Vadisi'nin en karanlık dehlizlerinde şekillenen, CIA destekleriyle büyüyen, Epstein dosyalarında adı geçen isimlerle anılan, Filistin'de, İran'da, Afganistan'da kirli emellere hizmet eden bir isim olarak büyümeye devam ediyor. Palantir ismi özenle seçilmiş bir isim. Daha önce de gündeme getirdiğim gibi Palantirler, J. R. R. Tolkien tarafından kaleme alınan ve hayali bir Orta Dünya'daki olayları ele alan farklı eserlerde adı geçen bir gizemli cisim. Bu cisim, gücü olanların dünyanın farklı yerlerindeki olayları, kimi zaman geçmiş kimi zaman gelecek olayları görebildiği bir cam küre olarak tasavvur edilmiş. Tolkien bu eserlerinden en çok tanınanı ve edebi olarak oldukça kıymetli olan Yüzüklerin Efendisi kitaplarını hazırlarken, çalışmalarını her ne kadar bir alegori olarak tanımlamamış olsa da eser tam anlamıyla bir Batı-Doğu savaşını temsil eder. Batılılar sarışınlardır, Doğulular esmer. Batılılar medenidir, Doğulular barbar. İşte Palantir de yalnızca ismen bu tanımlamalardan etkilenmiş görünmemekte, daha önce bir kitapta da gösterdikleri tıynetlerini bu hafta yayınladıkları Palantir Manifestosuyla tam olarak ortaya koydular aslında.

Şirketin kurucusu Peter Thiel ve CEO'su Alex Karp'ın imzasını taşıyan manifesto bazı kültürlerin daha medeni ve üst olduğunu, bazı kültürlerin gerici olduğunu iddia edecek kadar ileri gidiyor. Çoğulculuğu, kapsayıcılığı hata olarak tanımlarken Batı ve Amerika kutsamalarıyla metni süslüyor. Bu sorunlu siyasi aks bir yana, insanlığa karşı duruşlarında bile sorun olan manifesto yazarları, yapay zekâyı ya da genelde teknolojiyi bir savaş aracı olarak tanımlamaktan da geri durmuyor. Atom bombası yerine yapay zekâyı koymanın oldukça 'makul' olduğuna inanan ve bu askeri güçle karşıtlara nizam vermenin doğru yol olduğunu iddia ediyor bu manifesto. Hatta silikon vadisindekilere aksi davranışların kabul edilemez olduğunu tebliğ ediyor.

Aslında şirketin eylemleri toptan sorunluyken, bir de şirket yöneticileri tarafından yapay zekâ bir refah aracı olarak değil, "sert güç" (hard power) olarak tanımlanıyor. Onlara göre özgürlükler, ahlaki çağrılarla değil ancak yazılımların namlusuyla korunabilir kazanımlar. Ancak bu 'koruma vaadi', gerçekte devasa bir gözetim ve yok etme mekanizmasının maskesinden başka bir şey vaat etmiyor maalesef. Çünkü şirketin faaliyetleri yalnızca askeri boyutları içermiyor. Pek çok yapay zekâ aracı gibi veri açlığı çeken Palantir, geliştirdiği uygulamaları önce ABD'de ardından dünyanın farklı yerinde eriştiği verilerle besleyerek tehlike boyutlarını genişletmeye devam ediyor.

Örneğin Palantir'in ABD'de Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi (ICE) ile yaptıkları iş birliği, göçmen ailelerin izini sürmek, onları çocuklarından ayırmak ve sınır dışı operasyonlarını verimlilik adı altında otomatikleştirmek için kullanıldı. Veri analitiği, burada bir 'insan avı' yazılımına dönüştü. Sosyal yardım verilerinden çocukların okul kayıtlarına kadar her türlü sivil veri, Palantir'in sistemlerinde birer hedef belirleme noktası haline getirildi. Diğer taraftan ABD'de gıda güvenliğinden (FDA) sorumlu kurumlarla, İngiltere'de ise Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ile yaptıkları devasa anlaşmalar bir şirketin, milyonlarca insanın sağlık geçmişine, genetik verilerine veya bir ülkenin gıda tedarik zincirinin tüm detaylarına erişmesi, o ülkenin ulusal güvenliğini bir özel şirketin insafına terk etmesi soru işaretlerini olduğu kadar ünlem işaretlerini de büyütüyor. İngiltere'de sivil toplum kuruluşlarının şiddetli itirazlarına rağmen NHS verilerinin Palantir'e açılması, gıda güvenliği gibi hayati bir alanda Palantir'in belirleyici olması, yarın bir gün "istenmeyen" toplulukların veya beslenme kaynaklarının tek bir algoritma kararıyla manipüle edilebileceği korkunç bir distopyanın kapılarını aralayabileceğini görmek gerekiyor.

Ancak Palantir'in karanlık yüzünün en kanlı sahnelerini yakın zamanda Orta Doğu'da, özellikle Gazze'de ve İran'da izledik. İsrail ordusunun kullandığı, hedefleri saniyeler içinde belirleyen yapay zekâ sistemleri, Palantir'in "veri füzyonu" yetenekleriyle besleniyor. "Lavender" ve "Gospel" adı verilen bu sistemler, bir hedefi belirlerken sivil can kayıplarını "matematiksel bir hata payı" olarak görüyor. Birleşmiş Milletler raporlarına yansıyan verilere göre, bu algoritmalar bir "düşman" olarak işaretledikleri kişinin yanında 10 ila 100 sivilin ölmesini 'kabul edilebilir' kodluyor. Filistin'de çocuklar, kadınlar ve yaşlılar, Palantir'in o meşhur analitik gücü sayesinde yanlışlıkla değil, bilerek ve algoritmanın soğuk hesaplarıyla bombalanıyor. Alex Karp'ın manifestosunda bahsettiği "sert güç", işte bu çocuk kanıyla yıkanmış bir güç olarak büyümeye devam ediyor.

İşte bu hafta yayınlanan manifesto, Palantir'in bu eylemleriyle yeni bir korkutucu çağa işaret ediyor. Batı medeniyetini savunma iddiasıyla ırkçı ve faşizan bir tekno-hiyerarşi ortaya koyan manifesto, aynı zamanda devlet-şirket rekabeti olarak tanımladığımız son yılların en büyük rekabetinde bir zorunlu iş birliği çağrısı da yapıyor. Ancak bu çağrıda devletin elindeki koz olan veriler, gönüllü olarak şirketlere sunulurken; şirketlerin elindeki koz olan teknolojiyi yarın devletlerle paylaşıp paylaşmayacakları da belirsiz bir gelecek olarak karşımızda duruyor. Bu korkutucu distopik gelecek, ciddi bir tekno-dikta yönetimi tehlikesine işaret ediyor ve bu söylemler asla birer kurgu değil. Çünkü bu kadar veriye, farklı devletlerin vatandaşlarının bilgilerine erişen, silah sistemlerinin kullanılmasında tetikteki parmak olan Palantir gibi bir şirketin yöneticisi insanlığın geleceği hakkında transhümanizmi, yani dijitalleşecek melez insanı bir çözüm olarak öne çıkaracak kadar sapkın. Bu sapkınlığının içerisindeki diğer defolarını da kendince yorumladığı din anlayışıyla süsleyecek kadar da tehlikeli.

Dolayısıyla Palantir Manifestosu ciddiye alınması gereken ve üzerinde ciddi ciddi düşünülmesi gereken bir gerçek. Diktenin kimlerden geldiği bu ehemmiyeti artırıyor ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığı dünyamızda tam da bu günlerde Palantir bu kadar gündemdeyken yeniden bir manifestoyla gündeme gelmek ve tehlikeli sulardan bahsetmek tesadüfen yapılmış gibi görünmüyor. Tam da bu tesadüfün gerçekleştiği hafta Birleşik Arap Emirlikleri yönetiminin devlette yürütülen işlemlerin yüzde 50'sinin yapay zekâya devredileceğini açıklamış olması da tuhaf bir rastlantı olarak kayda geçti, onu da not etmiş olalım.

Görüldüğü üzere gelecek gerçekten korkutucu bir hızla korkunç bir yere doğru ilerliyor. İşte böyle bir çağda bizim kendi gençlerimizi, çocuklarımızı korumamız daha da mühim. Evlatlarımızı sosyal medyanın zararlı içeriklerinden, dijital zorbalıktan korumaya çalışırken küresel ölçekte bu teknolojilerin sahiplerinin ne kadar büyük bir "kötülük içerisinde olduğunun farkında olmalıyız. Palantir gibi yapılar, devletleri birer "müşteri", vatandaşları da sadece "imha edilecek" veya "yönetilecek" veri setlerine dönüştürürken çocuklarımızın mahremlerini, duygularını, zihinlerini işgalden korumak zorundayız.

Gıda güvenliğimizden sağlığımıza, sınır güvenliğimizden yaşam hakkımıza kadar her alan, bu "tekno-lordların" iştahını kabartıyor ve bizim canlarımız, çocuklarımız onlar için yalnızca birer sayı bazen yalnızca bir nokta. Manifesto sahipleri içinse çoğu zaman bir karşıtlığın küçük parçaları. Bu nedenle bu haftaki söylemin bir itiraf olduğunu varsayarak; yapay zekânın ahlaktan, hukuktan ve insan onurundan koparıldığında nasıl bir canavara dönüşeceğinin itirafı olarak kabul ederek dijital dünyaya bakışımızı güncellemeliyiz. Dijital dünyanın parçası olacaksak kurallarını bizim koyduğumuz, kendimizi ve sınırlarımızı koruduğumuz, değerlerimizle var olduğumuz bir dünyanın parçası olmayı kendimize hedef koymalıyız. İçine girdiğimizde dönüştüğümüz değil, dünyamızla zenginleştirip değerlerle dönüştürdüğümüz bir dijital dünyayı inşa etmeye odaklanmalıyız. Velhasıl çocuklarımızı korumak sadece telefonlarını ellerinden almakla değil, onların geleceğini bu tekno görünümlü ölüm tacirlerinin algoritmalarından kurtarmakla mümkün olabilir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA