Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CENK BEYAZ

“Demografik Kış”a Hazır Mıyız?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olağan şekilde olduğu üzere bu yıl da Şubat ayının ilk günlerinde 2025 yılına ait Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerini kamuoyu ile paylaştı.[1] Bu verilere göre 31 Aralık 2025 tarihi itibarıyla Türkiye'de nüfus 2024'teki nüfusa (85 milyon 664 bin 944 kişi) kıyasla 427 bin 224 kişi artarak 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaştı. Bu nüfusun 43 milyon 59 bin 434'ünü (yüzde 50,02) erkekler, 43 milyon 32 bin 734'ünü (yüzde 49,98) ise kadınlar meydana getirdi. Bu güncel veriler de dikkate alındığında Türkiye, 2023'ten 2024'e geçişte 292 bin 567 kişilik bir nüfus artışı yakalamışken 2024 ile 2025 yıllarına ait nüfus verileri karşılaştırıldığında 2 kata yakın bir nüfus artışı yaşanmıştır.

Kaynak: Grafik, TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2025 verilerine dayanılarak yazar tarafından oluşturulmuştur.

Nüfusun diri tutulması ve ailenin korunup güçlendirilmesi öncelikli amaçları ile 2025 yılının Aile Yılı olarak ilan edilmesinin güncel nüfus verilerine etkilerini şu aşamada kesin şekilde belirlemek bir hayli güç olsa da 2026-2035 yılları arasındaki dönemin Aile ve Nüfus On Yılı olarak belirlenmesi bağlamında Türkiye'nin nüfus artış eğilimini koruyor olabilmesi gelecek yıllar için oldukça önemlidir. Öyle ki pandemi sürecinin ardından 2021'de yükselişe geçen nüfus artış hızı (binde 12,7), 2022'de binde 7,1'e, 2023'te ise binde 1,1'e gerilemişti. 2024'te binde 3,4 olan nüfus artış hızı 2025 yılı sonu itibarıyla binde 5'e yükselebilmiştir. Dünyanın birçok ülkesinde nüfus artış hızlarının azaldığı bir zeminde Türkiye'nin nüfusunu diri tutabilmesi yönünde verilerin mevcudiyeti kayda değer bir duruma işaret etmektedir.

Kaynak: Grafik, TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2025 verilerine dayanılarak yazar tarafından oluşturulmuştur.

Kır ve Kent Arasında Nüfus

ADNKS ile nüfus verisinin elde edildiği 2007'den önceki son nüfus sayımı olan 2000 yılında 67 milyon 803 bin 927 kişilik nüfustan 2025 yılı sonu itibarıyla 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaşan Türkiye'de kilometrekareye düşen kişi sayısı olarak ifade edilen nüfus yoğunluğu 2007'de 91,8 iken 2025'te 112'ye erişmiştir. Bu durum bilhassa kentleşmenin, büyükşehirleşmenin ve böylelikle yerleşim alanlarındaki baskının arttığına işaret etmektedir. Bu bağlamda 2025 yılına ait ADNKS verileri nüfusun yüzde 93,6'sının il ve ilçe merkezlerinde, yüzde 6,4'ünün ise belde ve köy gibi kırsal alanlarda ikamet ettiklerini göstermektedir. Bu bilginin yanı sıra Mekânsal Adres Kayıt Sistemi'ne (MAKS) göre, Türkiye nüfusunun yüzde 67,5'i yoğun kentlerde, yüzde 15,8'i orta yoğun kentlerde ve yüzde 16,8'i ise kırsal alanlarda yaşamaktadır. Buna göre Türkiye, 1980'lerin ortasından itibaren bir tarım ve köylü toplumundan, nüfusun neredeyse tamamının il ve ilçe merkezlerinde yaşadığı kent toplumuna evrilmeye başlamıştır. Bu durum bilhassa yüksek nüfuslara sahip İstanbul (15 milyon 754 bin 53), Ankara (5 milyon 910 bin 320), İzmir (4 milyon 504 bin 185), Bursa (3 milyon 263 bin 11) ve Antalya (2 milyon 777 bin 677) gibi illerin yanı sıra Anadolu'nun birçok ilinde azalan ve yaşlanan nüfus yapılarının mevcudiyetini görünür kılmaktadır.

Kaynak: Grafik, TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2025 verilerine dayanılarak yazar tarafından oluşturulmuştur.

Evlenme, Boşanma ve Hanehalkındaki Değişim

Toplumsal yapı ve medeni durumdaki değişimlere yıllara sair veriler kıyaslanarak bakıldığında evlenme oranlarında düşüş, boşanma oranlarında artış ve bekârlık eğiliminde yukarı yönde belirginleşme görülmektedir. 2008'de yüzde 2,58 olan boşanma oranı, 2025'te yüzde 5,2'ye erişmiştir. Evli olanların toplam nüfus içindeki oranı 2008'de yüzde 64,4 iken bu oran 2025'te yüzde 60,2'ye gerilemiştir.

Türkiye nüfusunun sayısal olarak artmaya ancak büyüme dinamizminin azalmaya devam ettiği görülmektedir. Artış hızındaki düşüşler, boşanmaların artması ve evliliklerin azalması gibi değişimler, Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda "yaşlanan nüfus" ve "küçülen hanehalkı" gibi demografik görünümlerle daha fazla karşılaşacağını kanıtlamaktadır.

2008'de Türkiye genelinde ortalama hanehalkı büyüklüğü 4 kişi iken, bu sayı yıllar içinde istikrarlı bir şekilde azalarak 2023, 2024 ve 2025 yıllarında 3,1 kişiye kadar gerilemiştir. Son 17 yılda hanehalkı büyüklüğünde yaklaşık yüzde 20'yi aşan oranda bir azalma yaşanmıştır. Bu durum, geniş aile yapısından çekirdek aileye, hatta tek kişilik hanehalkı yapısına doğru bir kayma olduğunu göstermektedir. Hanehalkı büyüklüğü Türkiye genelinde azalsa da iller arasında hala belirgin farklar mevcuttur. Şırnak (4,84), Şanlıurfa (4,63), Batman (4,43), Hakkari (4,31) ve Siirt (4,29) illeri geleneksel geniş aile yapısının daha yoğun korunduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine dahil olan illerdir. En düşük hanehalkı büyüklüğüne sahip iller arasında Tunceli (2,49), Giresun (2,50), Çanakkale (2,51), Eskişehir (2,56) ve Sinop (2,57) başta gelmektedir. Bu illerde hanehalkı büyüklüğü Türkiye ortalaması olan 3,1'in altında kalmakta, bu gibi illerde tek başına yaşayan yaşlı nüfusun veya küçük çekirdek ailelerin yoğunluğunu akla getirmektedir.

Artan boşanma oranları, hiç evlenmeyenlerin oranındaki artış, doğurganlık eğilimlerinin azalması ile birlikte çocuk ve genç nüfusun artmıyor oluşu hanehalkı büyüklüğündeki bu düşüşü doğrudan desteklemektedir. İnsanlar daha geç evlenmekte, daha az çocuk sahibi olmakta veya daha fazla tek başına yaşamayı tercih etmektedir. Türkiye'nin demografik yapısı, sadece yaşlanan bir nüfusa değil, aynı zamanda küçülen ve parçalanan hane yapılarına doğru evrilmektedir.

Yaş Gruplarındaki Değişim

İçinde bulunduğu coğrafyadaki birçok ülkeye göre genç nüfus yapısına sahip olan Türkiye'de bir yandan yaşlı nüfus oranı da her geçen yıl artış göstermektedir. 2024'te yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 10,6 iken, bu oran 2025 yılı itibarıyla yüzde 11,1'e yükselmiştir.[2] Bu çerçevede Türkiye'nin nüfus yapısının giderek yaşlanması ortanca yaşın her geçen yıl artması, çocuk bağımlılık oranının azalması ve yaşlı bağımlılık oranının artması ile de ilişkili olmaktadır. Türkiye'nin ortanca yaşı, 1935 yılında 21,2 ve 2000'de 24,8 iken 2025'te 34,9'a ulaşmıştır. Bu durum Türkiye'nin genç nüfus yapısına sahip bir ülkeden yaşlanmakta, hatta yaşlı bir nüfus yapısına sahip olmaya başlayan bir ülkeye dönüştüğünü göstermektedir. 0-14 yaş grubu çocuk bağımlılık oranı ise toplam doğurganlık hızlarının azalması ile birlikte her geçen yıl gerilemektedir. Çalışma çağındaki her 100 kişiye düşen çocuk sayısı 2007'de yüzde 39,7 iken 2025'te yüzde 29,7'ye düşmüştür. 65 ve üzeri yaşa sahip olanları kapsayan yaşlı bağımlılık oranı ise yüzde 10,7'den (2007) yüzde 16,2'ye (2025) yükselmiştir. Böylelikle bakıma muhtaç çocuk sayısı azalırken, bakıma muhtaç yaşlı sayısı her geçen yıl artmakta bu durum da sosyal güvenlik ve sağlık sistemleri üzerinde yük oluşturma ihtimalini gündeme getirmektedir.

Türkiye nüfusu, doğurganlık hızının düşmesi ve beklenen yaşam süresinin uzamasıyla birlikte "demografik bir kışa" hazırlanmak durumundadır. Genç nüfus avantajı (demografik fırsat penceresi) yavaş yavaş kapanmakta, yaşlı bakım ve emeklilik sistemlerinin önemi artmaktadır.

Doğurganlık Mı? Göçmen Mi?

Nüfusunu doğurganlık ile arttıramayan ülkelerde olduğu üzere göçler ile nüfusun diri tutulmasının yolları aranabilmektedir. Türkiye de dahil olduğu coğrafya itibarıyla bilhassa zorunlu denilebilecek göç hareketliliklerinin muhatabı olmakta, aynı zamanda göçmenlerin transit (geçiş) ülkesine dönüşmektedir. Bu anlamda geçici koruma statüsü altındaki Suriyeliler[3] hariç tutulduğunda 2024'te 1 milyon 480 bin 547 olan toplam yabancı nüfus, 2025'te yüzde 2,6 civarında bir oran ile artarak 1 milyon 519 in 515 kişiye yükselmiştir.

Nüfusun diri tutulabilmesi doğurganlığın arttırılması ile doğal yollarla mı sağlanacak yoksa göçler ile mi hedefe ulaşılabilecektir? Türkiye için tek seçimli bir yaklaşım yerine karma bir yöntemin uygulanması dünyadaki demografik gidişat ve nüfus hareketliliği açısından daha makul gözükmektedir. Bu anlamda nüfusun diri tutulabilmesi için öncelik doğurganlıkta olmalı, göç ise tamamlayıcı bir işlev görebilmelidir. Çünkü doğurganlığın arttırılması ilk anda zorluk içerse ve sabır gerektirse de göç unsuru hızlı çözüm gibi gözükse de uyum süreçleri layıkıyla yürütülmediği takdirde uzun vadede çok boyutlu sorunlara sebebiyet verebilmektedir.


[1] TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2025: https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Adrese-Dayali-Nufus-Kayit-Sistemi-Sonuclari-2025-53899 (09.02.2026).

[2] 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı yüzde 20,4; 15-64 yaş grubundaki nüfusun oranı ise yüzde 68,5 olmuştur.

[3] 2 milyon 324 bin 277 Suriyeli geçici koruma statüsü ile Türkiye sınırları dahilinde yaşamaktadır. Detaylı bilgi için bkz. https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638 (05.02.2026)

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.