9 Şubat'ta yayınlanan 2025 yılına ait Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerinin ardından 24 Şubat'ta da Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2025 verileri Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından kamuoyu ile paylaşıldı. Bu verilere göre toplam doğurganlık hızında belirginleşen azalmaya rağmen, Türkiye nüfusu sayıca artış eğilimini henüz kaybetmiş değil. Bu olumlu gözüken duruma karşın ileriki yıllar için yapılan tahminlerde azalan eğilimle devam eden nüfus artışlarının önüne geçilebilmesi için doğum sayılarının arttırılması gerekmektedir. Bunun için de evlenmelerin artması, boşanmaların azalması bir hayli önemli olmaktadır.
Bu bağlamda bu istatistiki veriler bir yönüyle doğurganlık eğilimlerinin neden azaldığına ilişkin olarak somut bulgular sunmaktadır. 2024 yılında 569 bin 983 çift evlenmişken, 2025 yılı itibarıyla 552 bin 237 çift evlenmiştir. Bin nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden kaba evlenme hızı binde 6,67'den binde 6,43'e gerilemiştir. Boşanma verilerine göre bir önceki yılda 188 bin 963 çift boşanmış iken 2025 yılı itibarıyla 193 bin 793 çift boşanmıştır. Bin nüfus başına düşen boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı ise 2024 yılında binde 2,21'den 2025 yılında binde 2,26'ya yükselmiştir. Genel itibariyle azalan evlenme ve artan boşanma sayıları çerçevesinde doğurganlığın istenilen düzeyde artmamasının temel nedenlerinden birinin arka planı da ortaya çıkmaktadır.

Kaynak: Grafik, TÜİK Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2025 verilerine dayanılarak yazar tarafından oluşturulmuştur.
Geleneksel geniş aile modelinden çok uzun zamandır uzaklaşan Türkiye, günümüzde hanehalkı büyüklüğünde belirgin bir daralma ve değişim süreci yaşamaktadır. Bu değişimin temelinde yatan dinamikler, yalnızca yaşlanan bir nüfusla sınırlı kalmayıp toplumun temel yapı taşlarını yeniden şekillendirmektedir. Yaşam biçimlerindeki farklılaşma açısından artan boşanma oranları ve evlen(e)meyen, hiç evlenmemeyi tercih eden bireylerin sayısındaki yükseliş, hane yapılarını parçalı bir hale getirmekte ve büyüklüklerini azaltmaktadır. Doğurganlık hızının düşmesiyle birlikte çocuk ve genç nüfusun durağanlaşması, hane başına düşen kişi sayısındaki düşüşü görünür hale getirmektedir. Evlilik yaşının ötelenmesi, çocuk sayısındaki kısıtlılık veya tek kişilik hane yapılarının yaygınlaşması, toplumsal yapının çok küçük birimlere bölünmesine yol açmaktadır. Türkiye'nin demografik manzarasının artık sadece "yaşlanan bir toplum" tanımıyla açıklanması yeterli olmamaktadır. Gelinen durumda Türkiye, hane birimlerinin küçüldüğü, aile bağlarının ikamete dayalı sayım verileri bağlamında mekânsal olarak ayrıştığı ve hane yapılarının atomize olduğu yeni bir toplumsal gerçekliğe doğru evrilmektedir.
Evlenme Yaşı Yükseliyor
İlk evlenme yaşı son 25 yılda düzenli biçimde artış göstermektedir. 2001 yılında erkekler ortalama 26, kadınlar ortalama 22,7 yaşında ilk evliliklerini yaparken 2025 yılında bu yaşlar erkeklerde ortalama 28,5'e, kadınlarda ise ortalama 26'ya yükselmiş durumdadır.

Kaynak: Grafik, TÜİK Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2025 verilerine dayanılarak yazar tarafından oluşturulmuştur.
Kadınların evlenme yaşlarındaki artış hızı (3,3 yıl) erkeklerinkinden (2,5 yıl) daha fazladır. Bu tablo, kadınların eğitim ve istihdam süreçlerinde daha fazla yer almaları, evlilik ile bu gibi hayat gerçekliklerini birlikte sürdürmekten imtina ettikleri anlamına gelebilir. Hangi sebeple olursa olsun evlenme, batıdaki birçok ülkeye göre yüksek denilebilecek hızda gerçekleşse de Türkiye özelinde erkek ve kadınlar tarafından her geçen yıl daha geç gerçekleştirilmektedir.
Eşler Arasındaki Yaş Farkının Daralması: "Akran Evlilikleri"
İlk evlenme yaşının ileriye gitmesinde bir etken de eşler arasındaki yaş farkının azalması ile ilişkili olabilmektedir. Akran evlilikleri olarak adlandırılabilecek bu süreç, evlenme yaşının artmasında hızlandırıcı etki meydana getirebilmektedir. Üst nesillerde sıklıkla görülen erkeğin yaşça kadından daha büyük olması durumu yerini eğitim ve iş hayatında tanış(tırıl)an bireylerin evlenmesi modeline bırakmaktadır. Geçmiş yıllarda hanenin geçimini büyük ölçüde erkeğin sağlıyor oluşu, kadının anne ve ev hanımı rollerini üstlenmesi hali içinde bulunduğumuz zaman diliminde kadının var olan vazifelerine yenilerinin de eklenmesini gündeme getirmiştir. Kadın, eski nesillerine kıyasla eğitim ve iş gücü piyasasında daha fazla görünür olmaktadır. Evlilik akdinin gerçekleşmesinden önce uzun süre tanışıklık ve birliktelik yaşayan bireyler istedikleri sosyo-ekonomik düzey ve refaha erişebilmek ve başka sebepler için evliliklerini öteleyebilmektedirler. Bu bağlamda Türkiye'de eşler arasındaki yaş farkı her geçen yıl kapanmaktadır. 2001 yılında ilk evliliğini yapan çiftler arasında yaş farkı ortalama 3,36 yıl iken, bu fark 2025 yılında 2,47 yıla gerilemiştir.
| Yıl | Erkek İlk Evlenme Yaşı | Kadın İlk Evlenme Yaşı | Yaş Farkı (E-K) | Aynı Yaşta Olanlar (%) |
| 2001 | 26 | 22,7 | 3,36 | 6,7 |
| 2010 | 27 | 23,7 | 3,30 | 7,5 |
| 2020 | 27,9 | 25,1 | 2,84 | 10,2 |
| 2025 | 28,5 | 26 | 2,47 | 11,9 |
Kaynak: Grafik, TÜİK Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2025 verilerine dayanılarak yazar tarafından oluşturulmuştur.
2001 yılında evlenen çiftlerin yüzde 6,7'si aynı yaşta iken, 2025 yılında bu oran yaklaşık olarak iki katına değişim göstererek yüzde 11,9'a yükselmiştir. Buna ek olarak kadının erkekten yaşça fazla olduğu evliliklere bakıldığında 2001 yılında yüzde 13,3 olan oran 2025 yılında yüzde 18,3'e kadar yükselmiştir.
| Gösterge (Türkiye Geneli) | 2001 | 2025 | Değişim |
| Erkeğin Büyük Olduğu Evlilikler | %80 | %69,7 | - %10,3 |
| Kadının Büyük Olduğu Evlilikler | %13,3 | %18,3 | + %5 |
| Eşlerin Aynı Yaşta Olduğu Evlilikler | %6,7 | %11,9 | + %5,2 |
| Ortalama İlk Evlenme Yaşı (Erkek) | 26 yaş | 28,5 yaş | + 2,5 yıl |
| Ortalama İlk Evlenme Yaşı (Kadın) | 22,7 yaş | 26 yaş | + 3,3 yıl |
Kaynak: Grafik, TÜİK Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2025 verilerine dayanılarak yazar tarafından oluşturulmuştur.
Akran Evliliklerinin Boşanmalara Etkisi
Evli çiftlerin yaş aralığının azalması evliliklerde ortalama yaşın uzamasına etki ederken bu durum boşanmalara benzer şekilde etki etmemektedir. 2001 yılında yüzde 6,7'lik oranında aynı yaşta evlenenler olmasına rağmen o yıla ait boşanma oranının yüzde 10,1'ini aynı yaştaki evli çiftler meydana getirmişti. Bu duruma 2025 yılında bakıldığında aynı yaşta evlenenlerin oranı yüzde 11,9'a kadar yükselirken, aynı yaşta evlenmiş olanların boşanma oranı yüzde 7,9 seviyesinde kalmıştır. Dolayısıyla modern akran evliliklerinin tahmin edilenden farklı biçimde boşanmaya karşı daha dirençli bir zemin teşkil ettiği düşünülebilir. Bu hususta evli çiftlerin birbirleri arasında sosyo-ekonomik denklik, ilgi alanları, hayat görüşleri ve benzerleri şeklinde ifade edilebilecek anlaşma ve hayatı sürdürme iradelerinin daha fazlalaştığı vurgulanabilir. Akran evliliklerine karşıt biçimde erkeğin kadından yaşça büyük olduğu evliliklerde ise boşanmaların 2001'de yüzde 80'lik seviyesinden 2025 yılında yüzde 75,8'e gerilediği görülmektedir.
Boşanmalarda Yıl Aralığı ve Dava Süreleri
Boşanmalara ilişkin olarak çok daha da ön plana çıkan hususlar boşanmaların hangi yıl aralıkları dahilinde gerçekleştikleri ve dava süreleri olmaktadır. 2025 yılına ait verilere göre boşanmaların yaklaşık olarak yüzde 34,2'sinin evliliğin ilk 5 yılı içerisinde gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu beş yıl içerisine detaylı bir şekilde bakıldığında ise boşanmaların yüzde 2,8'i ilk yıl dolmadan, yüzde 9,6'sı ise evliliğin birinci yılında gerçekleşmektedir. Boşanmaların nedenlerine dair derinlemesine araştırmalar yapılmak isteniyorsa belirli aralıklar dahilinde boşanan çiftlerin evlenmeden önce birlikte geçirdikleri sürelere ve evli çiftler arasındaki yaş aralıklarına bakılabilir.
Boşanma davalarının neticelenmesine bakıldığında ise anlaşmalı boşanmanın toplam boşanmaların içerisinde oransal bakımdan daha ağır bastığı görülmektedir. 2003 yılında boşanmaların yüzde 29,3'ü 2 aydan daha az sürede neticelenirken, 2025'te bu oran yüzde 40,9'a kadar yükselmiştir. 3 yıldan fazla süren çekişmeli boşanma dava oranlarında da yıllar arası mukayese ile belirgin artışların olduğu görülmektedir. 2003'te yüzde 2,35 olan oran 2025 yılında yüzde 6,50'ye kadar yükselmiştir.
| Yıl | Toplam Boşanma | 3 Yıl + Süren Davalar | Oran |
| 2003 | 92.637 | 2.179 | %2,35 |
| 2010 | 118.568 | 3.560 | %3 |
| 2016 | 126.164 | 2.464 | %1,95 (En Düşük) |
| 2021 | 175.779 | 11.568 | %6,58 (En Yüksek) |
| 2025 | 193.793 | 12.587 | %6,50 |
Kaynak: Grafik, TÜİK Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2025 verilerine dayanılarak yazar tarafından oluşturulmuştur.
Üç yıldan uzun süren boşanma davalarında dikkat çeken dönem 2018 ve 2021 yılları arasıdır. 2017'de yüzde 2,6 olan oran 2021'de 6,58'e kadar yükselmiştir. 2025'te yaklaşık olarak 12 bin 587 çiftin boşanma dava süreçleri üç yıldan fazla sürmüştür. Bu süreçte boşanma sayılarındaki artışın yanı sıra adliyelerdeki iş yükünün arttığı da dikkatten kaçmamalıdır.
Evlenmelerin azalma, boşanmaların artış eğilimi gösterdiği Türkiye'de hızlıca ve sürüncemeli boşanma biçimleri birçok faktörde olduğu üzere evlenmeleri etkilemektedir. Evlenmelerin gerçekleştirilememesi ise doğurganlığın ötelenmesine sebebiyet vererek nüfusun diri tutulması yönünde güçlü bir bariyer çekmektedir.