Önceki yazımda AK Parti'nin çeyrek asrını Türkiye'nin vesayet parantezinin kapanma hikâyesi olarak okumuş, seçilmiş siyasetin kendisine tanınan dar alandan çıkarak devletin yönünü belirleyen aslî aktör hâline gelişini anlatmıştım. Ancak bu hikâyenin bir de dışa bakan yüzü vardır ve bu yüz, en az içerideki dönüşüm kadar kayda değerlidir. Zira içeride millî iradenin önündeki engeller kaldırılırken, dışarıda da Türkiye'nin hem kendi coğrafyasıyla hem de dünyayla kurduğu ilişkinin zemini değişmiştir. Bu değişimin temel dinamiği de AK Parti siyaseti olmuştur. Bu değişim, bölgede ve dünyada AK Parti tecrübesine duyulan ilgiyi artırmıştır.
Uzun yıllar boyunca Türkiye'nin dış politikası, bürokratik vesayetin sınırlarını çizdiği dar bir alana sıkışmış, tehdit algısına dayalı ve büyük ölçüde tepkisel bir anlayışla yürütüldü. Coğrafyamız bize bir imkânlar değil, bir riskler haritası olarak anlatıldı. Komşularımızla daimi mesafe, bir tercih değil âdeta bir devlet aklı sayıldı. Küresel jeopolitikte statükoya uyum, başlı başına temel dış politika hedefi olarak görüldü.
AK Parti dönemiyle birlikte bu denklem tersine döndü. Türkiye kendisine biçilen kenar ülke rolünü reddederek Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Ortadoğu'dan Afrika'ya uzanan geniş bir havzada yeniden söz sahibi oldu. Dış politika, olan bitene tepki veren bir refleks olmaktan çıkıp kendi gündemini kurabilen bir iradeye dönüştü. Bölgemiz, artık kendisinden emin olunamayan bir tehdit değil, sorumluluk üstlenilecek bir imkân alanıydı. Bugün bölge ülkeleriyle ilişkilerimizin boyutu göz önüne alındığında, bunun zamanla inşa edilen büyük bir devlet aklının ve uzun vadeli stratejik vizyonun ürünü olduğu anlaşılabilir. Dolayısıyla Türkiye'nin ağırlığını asıl mümkün kılan, AK Parti siyasetiyle Türkiye'nin bizzat kendi içinde yaşadığı dönüşümdür.
Bu dönüşümün az konuşulan bir yönü, AK Parti'nin bir hükûmet olarak yürüttüğü dış politikanın yanı sıra, bir parti olarak da kendi dış ilişkilerini kurmuş olmasıdır. Bugün AK Parti'nin on sekiz ülkede on sekiz siyasi partiyle imzalanmış iş birliği mutabakatı vardır. Bu listeye bakıldığında insanı şaşırtan ilk şey, listenin ideolojik genişliğidir. Zira bu listeyi Rusya'da Birleşik Rusya, Güney Afrika'da Afrika Ulusal Kongresi, Kazakistan'da Amanat, Özbekistan'da Liberal Demokrat Parti, Azerbaycan'da Yeni Azerbaycan Partisi, Moğolistan ve Kamboçya'da halk partileri, Sırbistan'da Adalet ve Uzlaşı Partisi, Kosova'da Demokratik Türk Partisi, Etiyopya'da Refah Partisi gibi farklı ideolojik geleneklerden gelen ve farklı politik gündemleri olan siyasi partiler oluşturur. Bu tablo, uluslararası bir ideolojik blok kurma çabası değildir. Olsaydı zaten bu kadar farklı siyasi gelenek aynı masada buluşamazdı. Bu, bir tecrübe paylaşımı mekanizmasıdır.
Aynı şekilde, 2026 yılı Şubat ayında düzenlenen 8. Olağan Büyük Kongre'ye on üç ülkeden on altı partinin otuz bir temsilcisinin katılması da AK Parti'nin uluslararası alandaki ilişkilerinin ulaştığı boyutu gösterir. Belçika'dan Endonezya'ya, Filistin'den Kazakistan'a uzanan bu katılım, AK Parti'nin farklı ülkelerdeki siyasi hareketlerle kurduğu ilişkilerin genişliğini ortaya koymaktadır.
Bu ilişkilerin en dikkat çekici örneklerinden biri Afrika'da ortaya çıktı. Somali'nin iktidar partisi, AK Parti ile imzaladığı mutabakatın ardından seçim süreçlerinin yürütülmesi ve teşkilatların oluşturulması konusunda AK Parti'nin deneyiminden yararlanmak istedi. Etiyopya'nın iktidar partisi Refah Partisi de AK Parti heyetini kendi ülkesine davet etti.
Yirmi yılı aşkın süredir seçim kazanan, taşrada mahalle ölçeğinde dahi örgütlenmeyi bilen, sürekli tabanından kadro yetiştiren bir partinin birikimi, başka ülkelerdeki siyasi hareketler açısından doğrudan yararlanılabilecek bir tecrübe olarak görülmüştü. Kısacası, bir partinin kendi ülkesinde edindiği tecrübe, başka ülkelerden talep görüyordu.
AK Parti'nin küresel etkisi kurulduğu ilk yıllara dayanıyor. 2000'li yıllardan itibaren AK Parti'nin yönetim anlayışı farklı uluslararası düşünce merkezlerinde ve akademik mecralarda "Müslüman bir toplumda, sandığa dayalı, kalkınmacı ve muhafazakâr bir siyaset mümkün mü?" tartışmalarını tetiklemişti.
Fas'tan Tunus'a, Mısır'dan Libya'ya uzanan geniş bir coğrafyada faaliyet gösteren İslami referanslı siyasi hareketler, Türkiye'deki iktidar partisinin tecrübesinden ilham aldıklarını açıkça ifade ediyordu. İsimlerdeki benzerlik dahi tesadüf değildi. Bu hareketlerin her biri, siyaset yapma tarzı, söylemi ve örgütlenme biçimiyle bir şekilde AK Parti deneyimini çağrıştırıyordu.
Bu teveccühün göstergeleri kamuoyu araştırmalarında da somut biçimde görünür hâle gelmiştir. Arab Barometer'in Cezayir, Ürdün, Lübnan, Libya, Fas ve Tunus'ta yaptığı geniş ölçekli araştırmada Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bölge halklarının en beğendiği yabancı lider olarak öne çıktı. 2011'de TIME dergisinin okur anketinde "Yılın Kişisi" seçilmesi, The Muslim 500 listesinde dünyanın en etkili Müslümanları arasında sürekli olarak ilk sıralarda yer alması da aynı teveccühün sonucudur.
Bir de kimsenin anketini yapmadığı, sıralamasını açıklamadığı, ölçülemeyen ama çok şey anlatan bir gösterge olarak Gazze'de, Somali'de, Suriye'de, Pakistan'da ailelerin çocuklarına verdiği isimler var. Bir siyasi liderin adının başka bir halk tarafından çocuklarına verilmesi hiçbir anketin ölçemeyeceği bir gönül bağının ifadesidir.
Bütün bu teveccüh, AK Parti siyasetinin bir sonucu olarak içeride kazanılan her seçimin, kapatılan her vesayet parantezinin, ekonomide ve altyapıda katedilen mesafelerin dışarıda bir karşılığı olarak ortaya çıkmıştır. Bu da beraberinde bir sorumluluk getirir. Kendisine model olarak bakılan bir hareketin, model olma iddiasını her gün yeniden hak etmesi gerekir.