Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'nin son birkaç yıldır sürdürdüğü diplomatik müzakerelerin sonuçsuz kalması üzerine terör örgütü PKK'nın Suriye kolu YPG ve bileşenlerine karşı başlattığı geniş kapsamlı askerî harekât tüm dünyada olduğu gibi İran'da da yakından izlendi. İran medyası ve sosyal medya mecraları operasyonla ilgili çok sayıda haber ve yoruma yer verirken resmi makamlar da olaya dair çeşitli açıklamalarda bulundular.

Esasında muhtemel operasyonla ilgili daha önce kaleme aldığımız birçok analizde İran'ın söz konusu operasyona tepki göstermesinin kaçınılmaz olduğunu ancak operasyonun gidişatını etkileyebilecek pratik sert bir adım beklenmemesi gerektiğini altını çizmiştik. Bu iki uçlu yaklaşımın temel sebepleri olarak İran'ın Suriye devriminin başından beri takip ettiği istikrarlı politikalar ile son dönemde Türkiye ile geliştirdiği hassas ilişkileri koruma arzusu olarak gösterilebilir.

Bununla birlikte özellikle toplumsal boyuttaki tepkilerin beklenenden daha fazla olduğu belirtilmelidir. Ülkedeki Cuma imamlarından ünlü sanatçılara, insan hakları aktivistlerinden sporculara kadar harekatla ilgili menfi görüş belirtmeyen kalmamış gibidir. Söz konusu görüşlerin kahir ekseriyeti olayla ilgisi olmayan görsel materyallerden beslenirken, operasyon kınanırken olayla hatta içinde yaşadığımız zaman dilimiyle hiçbir ilişkisi olmayan "Moğol saldırıları" vurguları ya da sözde "Ermeni soykırımı" atıfları Türk karşıtlığının toplumun farklı kesimlerdeki izlerine dair ciddi gösterge olmuştur. Mezkûr tepkilerin muharrik gücünü ülkedeki Kürt milliyetçileri ile Türkiye karşıtı milliyetçi gruplar oluştururken hükümetin özellikle ilk birkaç günde gösterilere karşı ciddi bir tedbir almaması dikkat çekti. Bununla birlikte gerek Kürt gruplardan gelen Türkiye karşıtlığının hızla Türk karşıtlığına dönmesinin ülke içindeki Türk-Kürt dengesini bozmaya başlaması ve Türk aktivistlerin hatta Türk milletvekillerinin sert tepkisini çekmesi gerekse de protestolarda sık kullanılan Rojava (Batı Kürdistan) kelimesinin ister istemez akıllara Rojhilat'ı (Doğu Kürdistan) da getirmesi ve bazı gösterilerde YPG bayraklarının açılması yönetimi daha dengeli bir pozisyon almaya sevk etmiştir.

Esasında belirttiğimiz ikili politikalar çerçevesinde İran bir yandan Türk elçiliğine yönelik tepkiler gibi gösterilerle ülkede biriken Kürt milliyetçiliğinin gazını almaya çalışırken diğer yandan başta Hasan Ruhani ve Cevad Zarif olmak üzere üst düzey yetkililerin eleştirilerinin ılımlı bir dil içermesi, İran Dışişlerinin bildiri yayınlamak ya da bazı Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi Türk Büyükelçisini Bakanlığa çağırmak gibi herhangi bir resmi tepkide bulunmaması anlamlıydı. Yine önemli bir gösterge de İran lideri Ayetullah Hameney'in ve Tahran'ın Ortadoğu politikalarında ciddi etkisi bulunan üst düzey Devrim Muhafızları Komutanlarının en azından ilk on gün boyunca operasyona tepki göstermemesi olmuştur. Benzer şekilde Ali Ekber Velayeti ve Ali Şemhani gibi nüfuzlu isimlerin de ülkedeki genel infiale rağmen sessizliklerini korumaları anlamlıydı.

Sonuç olarak İran'ın bir yandan olaya duyarsız kalmadığını göstermek amacıyla kitle gösterilerine izin vermek gibi toplumsal, Meclis Başkanı Ali Laricani'nin İstanbul ziyaretini iptal etmek gibi resmi tepkiler göstermesinde Türkiye'nin sınırlarındaki terör koridorundan duyduğu rahatsızlık kadar iç politikada biriken Kürt milliyetçiliğinin tepkisini kendisi dışında bir hedefe yönlendirme çabası da etkili olmuştur. Operasyona yönelik gösterilerin tamamının Kürt gruplarca düzenlenmesi, bayrak yakma gibi tahkir içeren eylemlerin kahir ekseriyetinin Kürt bölgelerinde yaşanması akıllara Kuzey Irak referandumundaki tepkileri getirmiştir. Söz konusu enerji birikiminin daha ne kadar dış ülkeler üzerinden tahliye edilebileceği ise muammadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA