Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HÜSEYİN ARSLAN

Güvenlik, Kardeşlik ve Demokratikleşme Ekseninde Kurumsal Dönüşüm

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan rapor, siyasal sistemin işleyişine, toplumsal bütünleşmeye ve demokratikleşme perspektifine dair kapsamlı bir yeniden düşünme çabasını temsil etmektedir. Raporun oluşum süreci, içeriği ve sonuç bölümü birlikte değerlendirildiğinde, üç temel eksen etrafında şekillenen bütüncül bir yaklaşım dikkat çekmektedir: güvenliğin kurumsal teyidi, kardeşliğin tarihsel ve toplumsal zemini ile demokratikleşmenin hukuki güvencesi. Bu üç alan, birbirini tamamlayan ve biri zayıfladığında diğerini de kırılgan hale getirebilecek iç içe geçmiş boyutlar olarak kurgulanmıştır.

Raporun hazırlanma süreci, onun meşruiyet iddiasının en önemli dayanaklarından biridir. 5 Ağustos 2025 ile 24 Aralık 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen toplantılarda bakanlar, kamu kurumları temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum ve düşünce kuruluşları dinlenmiştir. Ayrıca Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı da Komisyona sunum yapmıştır. Böylece güvenlik, hukuk, sosyoloji ve siyaset boyutları çok yönlü biçimde ele alınmıştır. Bu geniş katılımlı dinleme süreci, meselenin toplumsal ve kurumsal boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesini sağlamıştır. Sürecin sonunda metnin Komisyon üyelerinin görüşlerine açılması, raporu tek taraflı bir taslak olmaktan çıkararak çoğulcu bir müzakere metnine dönüştürmüştür. 18 Şubat 2026 tarihinde 47 kabul oyuyla benimsenen nihai metin, geniş bir siyasal mutabakat zemininin oluştuğunu göstermektedir.

Raporda "Terörsüz Türkiye" hedefinin açık biçimde bir "devlet politikası" olarak tanımlanması, sürecin geçici siyasal tercihlere bağlı kalmayacak şekilde kurumsal bir çerçeveye oturtulmak istendiğini göstermektedir. Bu vurgu, çözüm arayışının anayasal ilkelere ve devletin sürekliliğine dayandığı mesajını vermektedir.

Rapor, son yarım asra damga vuran çatışma sürecinin güvenlik, siyasal istikrar, demokrasi, ekonomi ve toplumsal psikoloji üzerindeki etkilerini kabul etmektedir. Özellikle ekonomik maliyetlere dair verilen tahminler -yıllık 100 ila 240 milyar dolar arasında değişen kayıp- meselenin yalnızca güvenlik harcamalarıyla sınırlı olmadığını ortaya koymaktadır. Üretim kaybı, ertelenen yatırımlar, artan risk primi ve bölgesel kalkınma farkları, çatışmanın yapısal etkilerini gözler önüne sermektedir. Bu nedenle "Terörsüz Türkiye" hedefi, bölgesel ekonomik dönüşümü, istihdamı ve gençlerin doğdukları topraklarda gelecek kurabilmelerini amaçlayan kapsamlı bir kalkınma perspektifiyle birlikte ele alınmaktadır.

Metnin önemli bir boyutu da sürecin bir "pazarlık" ürünü olmadığı vurgusudur. Silah bırakmanın milletin huzur ve birlik iradesinin sonucu olduğu belirtilmektedir. Raporda dış hakemlik ya da yabancı gözetim mekanizmalarına başvurulmadığı özellikle ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, sürecin "özgün ve millî" bir modelle yürütüldüğü iddiasını güçlendirmektedir. Böylece egemenlik ve üniter yapı hassasiyetleri korunurken, demokratikleşme adımlarının da iç hukuk çerçevesinde atılacağı mesajı verilmektedir.

Raporun ikinci büyük ekseni, "kardeşlik hukuku" kavramı etrafında şekillenmektedir. Türkler ile Kürtler arasındaki ilişkinin Selçuklu'dan Osmanlı'ya, oradan Millî Mücadele'ye uzanan tarihsel süreklilik içinde ele alınması, çözüm arayışının tarihsel bir restorasyon olarak sunulmasına hizmet etmektedir. Bu tarihsel anlatı, kimlik temelli ayrışmaları geçici kırılmalar olarak konumlandırmakta ve ortak geçmişi ise asli referans haline getirmektedir. Selahaddin Eyyubi, Nureddin Zengi, Sultan Alparslan ve Sultan Sencer gibi tarihsel figürlere yapılan atıflar, adalet ve dayanışma ideallerinin sembolik temsilleri olarak kullanılmaktadır. Böylece süreç, tarihsel hafızayla ilişkilendirilerek toplumsal rıza üretme kapasitesi artırılmak istenmektedir.

Kardeşlik hukukunun salt sembolik bir söylem olarak kalmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Eğitim, istihdam, yerel ekonomi, kültürel projeler ve sosyal destek mekanizmaları gibi alanlarda somut programlar geliştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, barışın gündelik hayatta hissedilen bir iyileşme olarak inşa edilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Silahların susması tek başına toplumsal kırılganlıkları ortadan kaldırmaz. Bu yüzden karşılıklı güvenin ve ortak aidiyet duygusunun yeniden üretilmesi gerekir. Raporda yer alan "Kürt'ün onurunu, Türk'ün gururunu" koruma vurgusu, dil ve söylem hassasiyetinin sürecin başarısındaki belirleyici rolünü ortaya koymaktadır.

Silahsızlanma ve fesih süreci ise raporda teknik ve hukuki ayrıntılarıyla ele alınmaktadır. Beyanların tek başına yeterli olmayacağı, örgütün tüm unsurlarıyla tasfiye edildiğinin istihbarat ve güvenlik birimlerince objektif ölçütlerle tespit edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu vurgu, sürecin romantik bir iyimserlik yerine kontrollü ve aşamalı bir geçiş olarak tasarlandığını göstermektedir. Silah bırakmanın doğrulanması, yeni hukuki düzenlemelerin başlangıç eşiği olarak kabul edilmektedir. Böylece güvenliğin kurumsal teyidi, toplumsal güvenin ön koşulu olarak konumlandırılmaktadır.

Fesih sonrası döneme ilişkin hukuki düzenlemeler de raporun önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek müstakil ve geçici bir kanun önerilmektedir. Ancak cezasızlık algısına yol açmayacak açık ve net bir çerçevenin gerekliliği vurgulanmaktadır. Örgüt mensuplarına ilişkin işlemlerin mevcut ceza ve infaz hukuku araçları çerçevesinde yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, kamu vicdanının korunmasını ve adalet duygusunun zedelenmemesini amaçlamaktadır. Yeniden entegrasyon sürecinde eğitim, istihdam ve psikososyal destek gibi sosyal politika araçlarının devreye sokulması öngörülmektedir.

Demokratikleşme başlığı ise raporun reform gündemini oluşturmaktadır. Meclis denetiminin güçlendirilmesi ve izleme-raporlama mekanizmalarının kurulması önerilmektedir. Yargı ve infaz sisteminin evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda gözden geçirilmesi; tutuklamanın istisna, tutuksuz yargılamanın esas olması; hasta ve yaşlı mahkûmlara ilişkin düzenlemelerin değerlendirilmesi gibi öneriler dile getirilmektedir. Ayrıca ifade özgürlüğünü güçlendirecek düzenlemeler, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde yeniden ele alınması gerekliliği belirtilmektedir.

Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının temsilde adalet ve parti içi demokrasi ilkeleri doğrultusunda gözden geçirilmesi, bir Siyasi Etik Kanunu hazırlanması önerisi, yerel yönetimlerde demokratik meşruiyetin güçlendirilmesi gibi başlıklar da raporun demokratik standartları yükseltme hedefini ortaya koymaktadır. Yerel yönetimlere ilişkin öneriler, idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun biçimde kullanılması ve seçilmişlerin meşruiyetinin korunması yönünde düzenlemeler içermektedir.

Sonuç bölümünde bu üç eksen -güvenlik, kardeşlik ve demokratikleşme- bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Güvenlik ekseni, silahsızlanmanın geri dönülmez biçimde tamamlanmasını şart koşmaktadır. Kardeşlik ekseni, toplumsal rızanın kültürel ve duygusal zeminini oluşturmaktadır. Demokratikleşme ekseni ise sürecin kalıcı ve sürdürülebilir olmasını sağlayacak normatif çerçeveyi sunmaktadır. Güvenlik olmadan toplumsal güven inşa edilemez. Toplumsal rıza olmadan hukuki reformlar kalıcı olamaz. Demokratikleşme olmadan güvenlik meşruiyet kazanamaz. Raporun temel iddiası, bu üç alan arasında dengeli ve sürdürülebilir bir uyum kurmaktır.

Son tahlilde rapor, çatışma sonrası dönemi siyasal ve toplumsal yapının yeniden dengelenmesi olarak tasavvur etmektedir. Güvenlik, adalet ve özgürlük arasında sürdürülebilir bir uyum kurma çabası, metnin ana omurgasını oluşturmaktadır. Ancak metin, sürecin en kırılgan noktasının toplumsal psikoloji ve kamu vicdanı olduğunu da kabul etmektedir. Şeffaflık, düzenli bilgilendirme ve TBMM'ye sunulacak raporlar, söylenti ve manipülasyonları önleyerek güveni pekiştirecek araçlar olarak görülmektedir. Eğer silah bırakma süreci objektif biçimde teyit edilir, hukuki düzenlemeler açık ve öngörülebilir şekilde hayata geçirilir ve demokratikleşme adımları somut ilerleme üretirse, "Terörsüz Türkiye" hedefi güvenlik sorununu aşan, kurumsal kapasiteyi güçlendiren yapısal bir dönüşüme evrilebilir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.