TBMM gündemine gelen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, bu yeni dönemin hukuki çerçevesini oluşturmaya yönelik önemli bir adım niteliği taşımaktadır. Teklifin genel gerekçesinde devletin temel görevinin milletin bağımsızlığını, ülkenin bölünmez bütünlüğünü, kamu düzenini ve toplumsal huzuru korumak olduğu açık biçimde vurgulanmaktadır. Ayrıca terörün sona ermesinin güvenlik kaynaklarının eğitim, bilim, teknoloji, üretim ve sosyal kalkınma alanlarına yönlendirilmesine imkân sağlayacağı belirtilmektedir.
Terörsüz Türkiye sürecini doğru anlamanın ilk şartı, sürecin mahiyetini açık biçimde ortaya koymaktır. Bu süreç herhangi bir pazarlık, müzakere ya da siyasal statü arayışı değildir. Temel hedef PKK'nın silahlı faaliyetlerini sona erdirmesi, örgütsel yapısını feshetmesi ve Türkiye'nin iç cephesinin tahkim edilmesidir.
Teklifte de açık biçimde PKK/KCK terör örgütünün ve ona bağlı bütün oluşumların fiili varlığına son vermesi ve kontrolü altındaki silah ve mühimmatın teslim edilmesi esas alınmaktadır. Sürecin başlangıç noktası budur. Bu teklifin amacı, PKK'nın fiili varlığına son vermesi, silahlarını teslim etmesi ve buna bağlı olarak ortaya çıkacak adli ve infaz süreçlerinin nasıl yürütüleceğini belirlemektir.
Türkiye'nin kırk yılı aşkın süredir yürüttüğü mücadele çok ağır bedeller doğurmuştur. Binlerce insan hayatını kaybetti, ekonomik kaynaklar güvenlik harcamalarına yöneldi. Buna rağmen devlet, güvenlik tedbirlerinin yanında ekonomik, sosyal ve demokratik reformları da devreye soktu. Teklifin gerekçesinde ifade edildiği üzere sorun uzun yıllar boyunca çok yönlü politikalarla ele alındı ve demokratik standartların yükseltilmesine yönelik kapsamlı reformlar gerçekleştirildi. Bugün gelinen aşamada Türkiye terörü tamamen sona erdirmeye odaklanmaktadır. İç cephenin tahkimi kavramı bu bakımdan büyük önem taşımaktadır.
Terörsüz Bölge
Kanunun genel gerekçesinde Türkiye'nin kendi tecrübesi, toplumsal gerçekliği ve devlet geleneğiyle şekillenen özgün bir model oluşturduğu ifade edilmektedir. Bu vurgu son derece değerlidir. Çünkü Türkiye'nin karşı karşıya olduğu güvenlik sorunu, başka ülkelerdeki örneklerin birebir kopyalanmasıyla çözülebilecek bir mesele değildir.
Türkiye Modeli'nin temel ilkesi açıktır. PKK herhangi bir ön şart ileri sürmeden örgütsel yapısını feshetmiştir. Bu model özerklik, federasyon ya da benzeri idari ayrışma taleplerini içermemektedir. Esas alınan çerçeve Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter devlet yapısıdır. Silah bırakma süreci tamamen devletin kontrolünde yürütülmektedir. Güvenlik kurumlarının tespiti ve Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanması, sürecin hukuki dayanaklarından biri olarak düzenlenmiştir. Silah, mühimmat, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınması da İçişleri ve Millî Savunma Bakanlıklarının belirleyeceği usul ve esaslara bağlanmıştır. Bu düzenleme, devlet otoritesinin ve kamu düzeninin tartışmasız biçimde korunduğunu göstermektedir.
Bu noktada sürecin açık, uygulanabilir ve denetlenebilir kurallara bağlanması büyük önem taşımaktadır. Teklifte hangi suçların kapsam içinde olduğu, hangi suçların kapsam dışında tutulduğu, soruşturma ve kovuşturmaların hangi şartlarda ertelenebileceği, infazın hangi koşullarda erteleneceği ve yeniden suç işlenmesi halinde ne tür sonuçların doğacağı ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu durum, sürecin hukuki kurallar üzerine inşa edildiğini göstermektedir. Hukuki güvenliğin sağlanması hem devlet kurumları hem de kamuoyu açısından vazgeçilmezdir.
Sürecin dikkat çeken yönlerinden biri, fermuar sistemi olarak adlandırabilecek şekilde aşamalı ilerlemesidir. Bu yaklaşımda söylem, eylemin önüne geçirilmemiş, tam tersine süreç boyunca söylem eylemi takip etmiştir. Önce sahada somut adımlar atılmış, ardından bu adımlar kamuoyuyla paylaşılmıştır. Böylece beklentilerin kontrolsüz biçimde yükselmesi engellenmiş, manipülasyon ve dezenformasyon girişimlerinin etkisi azaltılmıştır. Güvenlik kurumlarının doğruladığı her aşamanın ardından yapılan açıklamalar, sürecin ciddiyetini ve devletin kontrol kapasitesini güçlendirmiştir. Bu yöntem, olası sabotajların, provokasyonların ve yol kazalarının önüne geçilmesine katkı sağlamış, sürecin kontrollü, tedrici ve güvenlik odaklı biçimde ilerlemesini mümkün kılmıştır.
Türkiye Modeli'nin bir diğer önemli yönü, örgütün üst düzey kadrolarının Türkiye'ye dönüşüne izin verilmemesidir. Amaç, silahlı yapının tamamen tasfiyesi ve terör kapasitesinin kalıcı biçimde ortadan kaldırılmasıdır. Bu yönüyle model, geçmişte bazı ülkelerde görülen "silahlı yapının siyasal alana topluca taşınması" yaklaşımından farklılaşmaktadır.
Daha da önemlisi, model sınır ötesini de kapsamaktadır. Kanunun gerekçesinde sürecin Türkiye ile sınırlı olmadığı, Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyada barış ve kardeşliğin yeniden inşasını hedeflediği belirtilmektedir. Bu çerçevede Suriye ve Irak başta olmak üzere PKK'ya bağlı bütün terör yapılarının sona erdirilmesi, Terörsüz Bölge vizyonunun temel unsurudur.
Suriye'de devlet otoritesinin yeniden tesis edilmesi, Irak merkezi hükümetiyle güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi ve bölgesel aktörlerle terörle mücadele konusunda ortak mekanizmaların geliştirilmesi bu vizyonun tamamlayıcı unsurlarıdır. Türkiye, terör tehdidinin kaynağında etkisiz hale getirilmesini hedefleyen güvenlik doktrinini diplomatik, askerî ve istihbarî araçlarla desteklemektedir.
Terörsüz Türkiye sürecinin önemli boyutlarından biri de hukuki zemindir. Dünyadaki benzer tecrübeler incelendiğinde, silahlı örgütlerin tasfiyesiyle ilgili süreçlerde belirli yasal düzenlemelerin yapılmasının kaçınılmaz olduğu görülür. Çünkü silah bırakma, teslim olma, soruşturma süreçleri, infaz rejimi, malzeme teslimi ve denetim mekanizmaları açık bir hukuki çerçeve olmadan yürütülemez.
Kanun da bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır. Metinde açıkça düzenlemenin mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran bir af niteliği taşımadığı, suçların hukuki vasfını değiştirmediği ve ceza sorumluluğunu sona erdirmediği belirtilmektedir. Düzenleme, ceza adalet sistemi ve infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni çerçeve olarak tanımlanmaktadır.
Kalkınmanın Yeni Eşiği
Terörsüz Türkiye'nin en somut sonuçları ekonomi alanında görülecektir. Yaklaşık kırk yıldır devam eden terör nedeniyle Türkiye'nin maruz kaldığı doğrudan ve dolaylı maliyetin 2 trilyon doların üzerindedir. Güvenlik harcamalarına aktarılan tutarlar; altyapı yatırımlarında, üretimde kayba neden olmuştur. Teklifin gerekçesinde ifade edildiği üzere terörün sona ermesiyle eğitim, bilim, teknoloji, üretim, altyapı ve sosyal kalkınma alanlarına daha fazla kaynak ayrılabilecektir. Kamu kaynaklarının üretken alanlara kaydırılması da büyük önem taşımaktadır. Bu dönüşüm, tüm Türkiye'de gençlerin istihdamını artıracak, refahı arttıracaktır.
Kırk yılda kaçırılan fırsatlar dikkate alındığında terör nedeniyle ortaya çıkan tablo son derece ağırdır. Oysa Türkiye hala genç nüfusu, tarım potansiyeli, enerji kaynakları, lojistik konumu, turizm imkânları ve girişimcilik kapasitesiyle dünyanın en büyük kalkınma havzalarından biridir. Terör tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte yeni bir yatırım iklimi oluşacaktır. Organize sanayi bölgelerinin genişlemesi, sınır ticaretinin canlanması, tarımsal üretimde verimliliğin artması, hayvancılık yatırımlarının büyümesi ve turizm sektörünün güçlenmesi Türkiye için yeni bir katma değer oluşturacaktır.
Diğer taraftan bölgenin Orta Doğu'ya açılan ticaret koridorları üzerindeki konumu da Türkiye için yeni fırsatlar sunmaktadır. Irak ve Suriye'de istikrarın güçlenmesiyle birlikte Türkiye'nin güney hattında oluşacak ekonomik entegrasyon, Türkiye açısından yeni bir üretim ve lojistik fırsatı ortaya çıkaracaktır. Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Van ve Hakkâri gibi iller ticaretin gelişmesiyle bölgesel ekonomik merkezlere dönüşme potansiyeline sahiptir. Karayolu, demiryolu ve enerji altyapısına yapılacak yatırımlar, bu şehirlerin uluslararası ticaret ağlarına daha güçlü biçimde bağlanmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge vizyonu çift kaldıraçlı bir kazanım ikliminin yolu açma potansiyeli barındırmaktadır.