Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bu hafta başında 'nın TBMM'de yemin etmesi ile birlikte Türkiye'de yeni sisteme fiilen geçildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan yemin töreninin ardından yeni kabineyi açıkladı. Daha sonra yeni sistemin ilk üç kararnamesi yayımlandı. İlk kararname ile Cumhurbaşkanı'nın seçim kampanyası sırasında tanıttığı yeni yönetim modeli hukuksal zemine kavuştu ve Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı yeniden şekillendirildi. İkinci kararname bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait kadro ve pozisyonların ihdası ve iptaline ilişkin esasları düzenledi. Hatırlanacağı gibi 16 Nisan referandumunda kabul edilen Anayasa değişikliklerinde cumhurbaşkanına üst kademe yöneticileri atama ve görevden alma yetkisi verilmişti. Dolayısıyla üçüncü kararname ile hızlı ve etkin icraat açısından önemli rol oynayacak üst kademe yöneticilere dair atanma usulleri belirlendi.
Bu kararnamelerle gelen düzenlemeler aslında AK Parti iktidarlarının uzun süredir yürüttüğü bürokrasiyi dönüştürme çabalarının teknik yönünü ifade etmektedir. demokratikleşme başlığı altında "gardiyan bürokrasi" niteliğiyle ön plana çıkan ve seçilmişlere siyaset dayatan bürokrasiyi kendi doğal sınırlarına geriletmek için oldukça önemli adımlar atmıştı. Bu adımlar bürokrasinin seçilmiş siyasetçi ve bürokrat arasındaki dikey işlevsel farklılaşmayı içselleştireceği bir zihniyet dönüşümünü hedefledi. Aslında yeni sistemle birlikte yayımlanan kararnameler bir yandan bu zihniyet dönüşümünün tamamlanmasını diğer yandan bürokrasinin daha etkin çalışmasını sağlamak için temel araçlar olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda üst kademe yöneticilere dair üç no'lu kararname oldukça önemlidir.
Bu kararname ile Türkiye'de üst kademe yöneticilerin kapsamı belirlenmiş, cumhurbaşkanı ile gelecek ve gidecek kadrolar saptanmış, üst kademe yönetici pozisyonlarının doldurulması için özel sektörden beslenmeye imkân sağlanmıştır. Kararname üst kademe yönetici kadrolarını iki listede kategorize etmiştir. Birinci listedeki kadro ve pozisyonlara gelecek kişileri doğrudan cumhurbaşkanı atayacaktır. Özellikle yeniden yapılandırılan Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı'ndaki ofis ve kurulların başkanları; Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Başkanlığı gibi Cumhurbaşkanlığı'na bağlı kurumların başkanları; yürütme gücünü kullanacak bir cumhurbaşkanının siyasi vizyonu ve programını yaşama geçirmek açısından önem arz eden ; TOKİ, TİKA, SGK gibi kurumların başkanları ile bakan yardımcılıkları, büyükelçiler, valiler, genel müdürler gibi kritik pozisyonlar bu listede yer almaktadır. İkinci listede yer alan pozisyonlar ise cumhurbaşkanının onayı ile doldurulmaktadır. Genel olarak bakıldığında bazı kurul üyelikleri, başkan yardımcılıkları, daire başkanlıkları, bakanlıkların il müdürleri, vali yardımcıları ve kaymakamlar bu listede yer almaktadır.

Siyasi sorumluluk
Bu görevlere atanma koşullarını da belirleyen üç no'lu kararnamede kamu sektörünün yanı sıra özel sektörde veya uluslararası örgütlerde beş yıllık tecrübesi olanların da sözleşmeli olarak birinci listedeki pozisyonlara atanabilmesi öngörülmektedir. Birinci listede yer alan pozisyonlara atananların görev süresi atandıkları tarihte görevde bulunan cumhurbaşkanının görev süresini geçememektedir. Cumhurbaşkanının görevi sona erdiğinde bu kişilerin görevi de bitmektedir. Bu kişiler yeniden atanabilmekte ve görev süresi dolmadan görevden alınabilmektedir. Ancak Diyanet İşleri başkanı, Merkez Bankası başkanı, TRT genel müdürü, Yüksek Öğretim Kurulu üyeleri, rektörler gibi bazı kadro ve görevler için belirli görev süreleri (genel olarak dört yıl) belirlenmiştir. Bu kişiler bu süreler boyunca görevde bulunacaklardır.
Aslında üst kademe yöneticilerin neden doğrudan cumhurbaşkanı tarafından veya cumhurbaşkanı onayıyla atandığını yanıtlamak yeni sistemin doğasını anlamak için de önemlidir. Bunun siyasal ve yönetsel nitelikli iki nedeninden bahsetmek mümkündür. Siyasal neden halka karşı hesap verme sorumluluğunun kime ait olduğu ile ilgilidir. Parlamenter sistemde yürütme yetkisi seçilmiş başbakan ve bakanlardan oluşan kolektif bir organ tarafından kullanılmaktaydı. Bu nedenle parlamenter sistemde bu kadrolar bakanlar kurulu kararı veya müşterek kararname (cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakan tarafından imzalanan kararname) ile doldurulmaktaydı. Ancak cumhurbaşkanı sorumsuz olduğu için parlamenter sistemde bu atamaların siyasal sorumluluğu başbakan ve ilgili bakana aitti. Bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde doğrudan halk tarafından seçilen kişi yürütme yetkisini kullanmaktadır. Yeni sistemde yürütme açısından sadece cumhurbaşkanı seçimle işbaşına gelmekte, bakanlar ise atanmaktadır. Dolayısıyla bu sistemde siyasal sorumluluk cumhurbaşkanına aittir. Beş yılda bir seçimler aracılığıyla halka hesap verecek olan cumhurbaşkanıdır. Bu noktada basit denklem devreye girmektedir: Sorumluluk kimde ise yetki onda olur.
İkinci neden ise cumhurbaşkanının başarılı bir performans sergilemesi ile ilgilidir. İktidarın başarısı üzerinde üst düzey bürokratların iktidarla uyum içinde çalışmasının büyük etkisi vardır. Başkanlık sistemlerinde bu uyumun sağlanması için başkanın vizyonu, programı ve politikalarını benimseyen kişileri işbaşına getirmesi gerektiği düşünülür. Bu başkanın kadrolara atama yaparken liyakatten sapacağı anlamına gelmemektedir. Çünkü böyle sapmalar neticesinde yetkin olmayan kişilerin işbaşına getirilmesi ve buna dayalı ortaya çıkan başarısız performansla bir dahaki seçimde halkın karşısına çıkacak ve seçimleri riske edecek olan cumhurbaşkanıdır.
Ez cümle üç no'lu kararname üzerinden yapılacak bir analiz gerek yeni sistemin doğasını anlamak gerekse Türkiye'de bürokrasideki dönüşümün izlerini sürmek açısından çok önemli ipuçları vermektedir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN