Hürmüz'de gemiler yeniden geçmeye başlıyor, ama yalnızca 60 günlüğüne. İran ile Umman'ın üzerinde anlaştığı geçici geçiş modelinin süresi Ekim başında doluyor. Yani Trump'ın barış görüntüsüne en çok muhtaç olacağı Kasım başındaki ara seçimlerden yaklaşık bir ay önce. Anlaşmanın ne kadar kırılgan olduğunu anlamak için maddelerinden çok bu takvime bakmak gerekiyor.
Modelin çerçevesini 5 Ağustos'ta Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi duyurdu. Bekayi'nin yaptığı açıklamaya göre İran ve Umman, Hürmüz Boğazı'ndan gemi geçişleri için ortak bir yönetim modelinde anlaştılar. 60 günlük geçici anlaşmaya göre İran, kendi kara sularında yer alan Boğaz'ın kuzey kısmından giriş yapan gemiler üzerinde tam kontrol sahibi olacak. Hangi gemilerin gireceğine İran karar verecek. Boğaz'dan çıkış yapacak gemiler, Umman kara suları içerisinde yer alan güney kısmından geçecek. Bu gemilerin geçişlerinde de İran'ın tam kontrolü olmasa da söz hakkı olacak. Gemilerden geçiş ücreti alınmayacak. Ancak kılavuzluk hizmeti karşılığında bir miktar para talep edilecek.
Anlaşma İran'a savaş öncesi duruma göre Hürmüz üzerinde hatırı sayılır bir kontrol gücü sağlıyor. Bu yönüyle İran'ın "Hürmüz savaş öncesi statüsüne dönmeyecek" söyleminin kısmen karşılığını veriyor denebilir. Ancak yine İran'dan zaman zaman duyulan "Hürmüz'ün hakimi biziz" pozisyonundan bir miktar esnemeyi ifade ediyor. İran bu anlaşmayla kontrol yetkisini, kendi lehine olacak şekilde Umman'la paylaşıyor.
ABD'nin Pozisyonu
Öte yandan ABD'nin bu anlaşmanın neresinde olduğunu da sorgulamak gerekmekte. İranlı yetkililer yalnızca Umman ile müzakere ettiklerini ve ABD'nin kesinlikle sürecin parçası olmadığını söylediler. ABD'li yetkililer ise Umman ile temaslarının olduğunu ve müzakere sürecinin parçası olduklarını iddia ettiler. İranlıların "ABD ile doğrudan görüşmüyoruz" noktasında ısrarının anlaşılır sebepleri var. ABD'yi her şeyden önce güvenilmez buluyorlar. ABD ile yapılan anlaşmaların henüz mürekkebi kurumadan yine ABD tarafından bozulduğunu düşünüyorlar.
İranlıların ABD'ye güvenmemek için yeterli sebepleri mevcut. Defalarca müzakereler ortasında saldırıya uğradılar. Dini liderleri ABD ve Ortadoğu'daki ortağı İsrail tarafından öldürüldü. Ayrıca müzakere ve ateşkes gibi soluklanma dönemlerinin ABD tarafından askeri tahkimat ve bir sonraki saldırı için hazırlık amacıyla kullanıldığı, İran'ın aldatılması ve hazırlıksız yakalanması için kurulan tuzaklar olduğu söyleminin de İran'da dikkate değer bir savunucu kitlesi var. Bu yüzden ABD ile doğrudan müzakere etmek yerine ABD'nin Körfez'deki ortaklarıyla müzakere etmeyi daha güvenli ve rasyonel buluyorlar.
Zaten İran'ın savaş taktiği de aşağı yukarı böyle bir mantığa dayanıyor. Tahran yönetimi, savaşta da barışta da Körfez başkentlerini muhatap alıyor. Silahı da barış çubuğunu da onlara uzatıyor.
Trump'ın şu anki önceliği ne pahasına olursa olsun Hürmüz Boğazı'nın açıldığı resmini vermek ve savaşı bitirip majör meseleleri müzakere sürecine havale etmek. Kasım'daki ara seçimlere kadar Trump'ın bir barış görüntüsünü vermesi gerekiyor. Ancak İran-Umman anlaşması, ABD'nin orta ve uzun vadedeki çıkarları açısından kabul edilebilir nitelikte değil. Uluslararası bir su yolunun kontrolünü İran'a bırakmak, ABD'nin küresel hegemonyasına gerçek bir tehdit teşkil ediyor. Dolayısıyla uzun vadede ABD, Hürmüz konusunda savaş öncesi statüye daha yakın bir geçiş modeli için bastıracaktır.
Savaş Bitiyor mu?
İranlı yetkililer, yapılan anlaşmanın Hürmüz'ün tamamen açılması anlamına gelmediğini ve ABD ablukası ile İsrail saldırıları gibi risk faktörlerinin, Boğaz'ın kırılgan yapısını sürdürmede belirleyici olduğunu ifade etti. Yani İran, bu geçici anlaşma süresince istediği her an Boğaz'ı yeniden tamamen kapatabilecek. Bu sebeple yapılan anlaşma Hürmüz düğümünü tam olarak çözmüyor, yalnızca bir miktar gevşetiyor. Anlaşma 60 günlük bir geçici mutabakat, dolayısıyla kalıcı bir çerçeveye kavuşturulması gerekiyor. Kalıcı ve kapsamlı bir anlaşma olmadan bırakın savaşın bitmesini, Hürmüz'den geçişlerin düzene girmesi bile beklenmemeli.
İran tarafı bu anlaşmayı, Vaşington ile imzalanacak kalıcı ve kapsamlı bir anlaşmanın zemini haline getirmeye çalışacak. Ancak yaptırımlar ve ABD deniz ablukası başta olmak üzere taleplerinde somut bir kazanım elde etmeden İran'ın Hürmüz konusunda adım atmasını beklemek gerçekçi değil. Hürmüz'ün açılması ve mayından arındırılması faaliyetleri, ancak Tahran yönetiminin ABD'den somut tavizler kopardığı bir denklemde mümkün olabilir.
Bu beklentiler için en kestirme adres, 17 Haziran'da imzalanan mutabakat zaptına dönüş aslında. Bu durumda Pakistan'ın yeniden devreye girerek tarafları mutabakat maddelerine uymaya davet etmesi gerekecek. İslamabad yönetiminin çoktan bu yönde adımlar atmış olması da olası. Yani İran-Umman anlaşması, var olan ancak uygulanmayan mutabakat zaptının canlandırılmasına kapı aralayabilir. Elbette bu durumda zaptın bozulmasına sebep olan Hürmüz maddesinin farklı yorumlanması da çözüme kavuşmuş ve İran'ın kontrolü kabul edilmiş olacak.
Diğer bir handikap ise İran içindeki farklı hiziplerin savaşın geleceği ve barış anlaşmasının şartları konusundaki farklı yaklaşımları. Dini lider Mücteba Hamaney, henüz Umman ile anlaşmayı onaylamadı. Bu gecikme bile mezkur hizipler arası mücadelenin bir çıktısı. Şu an için Hürmüz kontrolünü gevşetmemeyi ve ABD üzerindeki baskıyı artırmaktan çekinilmemesi gerektiğini savunan hizbin sözü geçiyor. Ancak savaş sahası çok dinamik ve alınan kararlar da buna bağlı olarak değişiyor. Pezeşkiyan ve Galibaf gibi bir an önce savaşın bitirilmesini savunan hizbin eli güçlenirse, Umman ile yapılan anlaşmayı ABD ile yapılacak bir anlaşmaya tahvil etmenin süresi de azalacaktır.
Uzun Vadede İran'ı Bekleyen Tehlike
Savaşı uzatma ve yayma temayülündeki grup, bu durumun ABD'den daha fazla taviz koparılması ve İran'ın jeopolitik mücadelede oldukça avantajlı bir konuma geçmesi sonucunu doğuracağını hesap ediyor. Onlara göre ABD iyice sıkışmış durumda ve İran'ın Hürmüz kontrolü, Tahran'ın bölgesel hegemonyasına kapıyı aralayabilecek yegane seçenek. Ancak Pezeşkiyan ve Galibaf gibilerin gördüğü ve kendilerinin göremediği büyük bir risk söz konusu. Bölge ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki iddiasına ve Körfez'deki saldırılarına karşı bir araya gelme ve ortak karşılık verme yönünde bir anlayışa doğru hareket ediyorlar. Bu arayış, Suudi Arabistan ve BAE'yi bile çok temel meselelerdeki derin anlaşmazlıklarını askıya almaya itti. Ukrayna'nın bile İran savaşına katılması riski söz konusu. Dolayısıyla Tahran için anlaşmayı ertelemek ve biraz daha baskıyı artırmak, en doğru seçenek olmayabilir. İran, kazandığını sandığı her geçen sürede, bölgeyi kendisine karşı birleştiren bir maliyet biriktiriyor olabilir.