Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İlber Ortaylı, Türkiye Teşkilat ve İdare Tarihi kitabının girişinde 'Tarih, sosyolojinin laboratuvarı, sosyolojinin kavramları ise tarihin dilidir' cümlesini kullanarak günümüzde yaşanan olayları anlayabilmek için tarihteki hadiseleri iyi anlamak gerektiğini ifade eder. Gerçekten de modern Türkiye tarihini anlayabilmek için Sened-i İttifakla başlayan iki yüzyıllık tarihi doğru okumak ve iyi anlamak gerekir. Bugün yaşanan asker-siyaset ilişkilerinin tarihsel arka planını yani 19. Yüzyılda beş imparatorun tahttan indirilip altı imparatorun tahta çıkarıldığını bilmeden Türkiye'de 'asker-siyaset' ilişkilerini anlamak mümkün değildir.
Yükselme döneminde 'Avrupa'nın kırbacı' gibi bir isimlendirmeye konu olan ve bir kıtadan diğerine koşan ordu, duraklama ve dağılma sürecinde siyasete girip bizzat sultanlar için tehdit oluşturmaya başladı. Ordunun, ulema sınıfıyla taktik ittifaklar kurup saray siyasetine müdahil olması ve yeniliklerin önünde engel oluşturması, onu tartışmalarının merkezine oturttu. Ordunun reformların önünde durması yenileşme hareketinin ilk önce ordudan başlamasına neden oldu, Peygamber ocağı olarak bilinen yeniçeri ocağının kaldırılması Vakayı Hayriye yani hayırlı olay olarak tarihe geçti.

Asker-siyaset sorununa tarihten bakmak…
Hürriyetin ilanıyla birlikte sadece İstanbul'daki Birinci Ordudan 1400 alaylı subay kadro dışına çıkarılmıştır. İttihatçıların ordu üzerinde hâkimiyet kurma çabası ve ordu içinde yaşanan iktidar rekabeti 'Hizbi Cedid', 'Halaskar Zabitan' gibi birçok kliğin ortaya çıkmasına yol açtı. İttihatçıların Meclisi basıp Nazım Paşayı katletmeleri, Sadrazam Kamil Paşayı silah tehdidiyle istifa ettirmeleri henüz hafızalarda canlılığını koruyor.
1908-1914 dönemi ordu içinde bitmeyen iktidar mücadelelerinin yaşandığı bir dönemdi. Bu dönemi en iyi özetleyen olay Selanik'in tek kurşun atılmadan Yunan ordusuna teslim edilmesidir. Selanik Jön Türk hareketinin doğduğu yer olmasının yanında Osmanlı modernleşmesinin merkezi ve Mustafa Kemal'in doğduğu yerdi. Fakat ordunun politize olması ve yıkıcı bir iktidar rekabetinin yaşanması sonucunda Tahsin Paşa komutasındaki 25 bin kişilik ordu tek kurşun atmadan geri çekildi ve sınır hattı Çatalca önlerine geldi. Ordunun aşırı politize olmuş hali imparatorluğun kısa sürede dağılmasına yol açtı.
İmparatorluğun var olma mücadelesi verdiği bir süreçte askerlerin aralarındaki iktidar rekabeti doğal olarak travmatik bir sosyal-psikoloji yarattı. İktidarı namlunun ucunda gören ordu mensupları, hem imparatorluğun hem de kendi hikâyelerinin dramatik bir finalle son bulmasını önleyemediler. Mustafa Kemal, bu mücadelenin içinden gelen bir askerdi ve ilk işi orduyu siyasetin dışına çıkartmak oldu.

İktidar silahla mı, sandıkla mı el değiştirecek?
İkinci Dünya savaşı sonrasında çok partili hayat geçilip iktidarın silahla değil, sandıkla değişmesi Türkiye'nin modernleşme öyküsünde yeni bir sayfa açtı. On yıllık DP iktidarında birçok imar ve bayındırlık hizmeti gerçekleştirilirken tersinden bir okumayla CHP'nin devrimci-jakoben modernleşme yaklaşımı yerini süreklilik içinde değişimi savunan mutedil bir yenileşme yaklaşımına bıraktı. Fakat 27 Mayıs 1960'ta, 1913'te olduğu gibi ordudaki hiyerarşinin kırılmasıyla komuta kademesinin dışından gelen bir hareket elim hadiselerin yaşanmasına sebep oldu. 27 Mayıs darbesi sadece DP iktidarına son vermekle kalmadı aynı zamanda ülkeyi esir alacak bir geleneğin oluşmasına ve devletin tarih ve millet önünde ayıplı hale gelmesine neden oldu.

Geleneğin kırılması ya da huzursuz demokrasi!
27 Mayıs'ta açılan arka kapıdan, 12 Martçılar, 12 Eylülcüler, 28 Şubatçılar, 27 Nisancılar girdiler ve ülkeye büyük bedeller ödettiler. On yılda bir darbe yapmak suretiyle demokrasiyi topal ördek haline getirip, toplumun özgüvenini yerle bir ettiler. Ülkeye ödettikleri bedeller yanında Türk silahlı Kuvvetlerine prestij kaybettirdiler. Askerlerin görmediği temel nokta tam da burası. Ordu darbe yapmakla en büyük zararı kendi kurumuna verdi. Son yüzyıldır sürekli tartışılan ve adı darbelerle anılan bir ordu, kendi görev alanından uzaklaştı ve huzursuz bir demokrasinin kurumsallaşmasını sağladı.
'Süreklilik içinde değişimi' savunan ve muhafazakâr geleneği temsil eden AK Parti, devri iktidarında asker-siyaset ilişkilerini normalleştirmeye çalışırken, devri sabık yaratmaktan uzak durdu. 2023 Hedefiyle yeni Türkiye'yi demokrasi ortak keseninde kurma iddiasında olan Başbakan Erdoğan, önünde bulduğu tarihsel bagajı zamana yaydığı düzenlemelerle çözmeye çalışırken komuta kademesiyle uyum içinde olmaya azami özen gösterdi.

Türkiye'nin yeri, ordunun konumu?
Asker-siyaset ilişkilerini normalleştirmek münhasıran bu alanda yapılacak bir düzenleme değil, aynı zamanda ülkenin evrensel ölçekte bir hukuk düzenine kavuşma davasıdır. Olan bitenin temel özeti müdahalelerle yabancılaşan düzenin restorasyonunu sağlamak ve darbelere zemin hazırlayan hukuksal, yönetsel ve siyasal iklimi yenisiyle değiştirmektir. Unutmamak lazım ki orduyu soğuk savaş sonrası kurulan yeni düzene uyarlama çalışmaları hala devam ediyor.
Her zaman söylediğimiz gibi bu mesele salt ordu-siyaset ilişkilerinin yeniden tanzimi değil, aynı zamanda Türkiye'nin kendisiyle imtihanıdır. Türkiye demokrasisinin geldiği aşama bu imtihanı başarabilecek özgüven ve birikime sahiptir. Türkiye'nin dünyadaki yeri, davaların seyrini ve ordunun yeni konumunu da tayin edecektir.

Yasal Uyarı:Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN