Türkiye'nin en iyi haber sitesi

SALİH TUNA

Gemileri yakmak

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Şerif Mardin'in "merkez-çevre" dikotomisinde kodladığı o kadim taşralı ruhun modern ve gri bir izdüşümü müsün, yoksa muhafazakâr mahallenin o bitmek bilmeyen ontolojik ezikliğinin nevzuhur bir tezahürü mü?
Kestirmek güç.
Başarı parantezine alınan her hikâyede, ganimetten pay kapmak adına en ön safta kurulmayı maharet sayarsın. Lakin rüzgâr tersine dönüp de başarısızlığın o soğuk nefesi hissedildiğinde, bulabilene aşk olsun.
Bu yanınla, "sonradan görmeler sınıfının" muhafazakâr habitattaki karikatürize yansıması gibisin.
Kolektif linç ayinlerine meze yapılan en temel meselelerde bile sessizliğe bürünmen, hatta karşı mahalleye anında duhul edip kendini kabul ettirmek belasına, "Ben onlar gibi değilim" dercesine, içinden çıktığın mahalleye taş atman, o derin özgüven noksanlığını örtme çabandan başka bir şey değil.
Gülerken bile dudak kenarlarına yerleşen o eğreti tereddüt, ruhunun hâlâ o eski komplekslerden azade olamadığını ele veriyor.
Eskiden bıyık altı gülmelerinle maruftun; şimdi bıyığın yok belki ama, o tedirgin saklanma arzun, o "takiye" soslu çekingenliğin baki.
Zihnindeki kompleksler labirenti bitip tükenmiyor.
Herhangi bir ciddi entelektüel kavgada veya siyasi krizde, ağzın retorik yapsa da gözlerin yangın merdiveni arıyor.
Lafa gelince, geri dönüş ihtimalini ortadan kaldırmak için gemileri yaktıran Tarık bin Ziyad edasıyla gürlersin. Hakikatte, ilk sıkıştığın anda bin bir patikadan geri dönmeyi "stratejik derinlik" sanırsın.
Senden öncekiler de senden pek farklı değildi.
Bu toprakların hafızasında, koca bir Başbakan'ın idama gidişini izleyen o devasa ve dilsiz sessizlik hâlâ tazedir; içlerinden bir "meczup" isyanı bile sadır olmadı.
Bunda da şaşacak bir şey yok. Nihayetinde "teba toplumu" olmanın getirdiği o kadim ve pasif itaat genetiği diye bir şey var.
Şaşılacak şey şudur:
Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz gecesi "ölümüne, ölümüne" diyerek bu sosyolojiyi sokaklara dökmeyi nasıl başardı?
Millet onda neyi gördü de o tarihsel "teba" kabuğunu kırıp sağlam ve korkusuz "irade"ye dönüştü?
Acaba o gece sosyoloji mi dönüştü, yoksa kadim bir ruh mu uyandı?
Diriliş muştucusu Sezai Karakoç, on beş yıl evvel Batı'nın nihai bir işgal peşinde olduğunu haykırmış, bu tehdidi "Moğol ve Haçlı istilasından daha vahim" tesmiye etmişti.
Bugünlerde tam da o "netameli" günlerin eşiğindeyiz.
Bu varoluşsal tehdit karşısında bu milletin topyekûn "agâh" olmasını (15 Temmuz'dan beri her fırsatta sinsi sinsi eleştirdiğiniz) Erdoğan kimlerle sağlayacak?
Senin gibi gözü yangın merdiveninde olanlarla mı yoksa gemileri gerçekten yakanlarla mı?

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.