Şanlıurfa'dan gelen o uğursuz haberin şokunu henüz atlatamamışken, bu kez de Kahramanmaraş'taki okul saldırısıyla kanımız dondu.
Daha önce biri çıkıp Türkiye'de böyle şeyler olacak deseydi, o Yeşilçam repliğinden mülhem şöyle derdim:
"O senin dediğin Rafet El Roman'ın 'Macera Dolu Amerika'sında olur yavrum..."
Lakin yanılırmışım ki ne kadar!
"Çağdaş uygarlık düzeyinin", özellikle de Amerika'nın o meşhur "okul katliamı" klişesi sonunda bizim topraklarımıza da geldi.
Hayır, mesele sadece güvenlik zafiyeti ya da "cinnet" vurgusuyla açıklanamaz.
Hem, Kahramanmaraş'taki saldırgan henüz ortaokul son sınıf öğrencisi, neyin cinneti bu?
Tamam, güvenlik zafiyetine bir şeycikler demem. Zira, biz o yaşlarda okula malum klasikleri (Tommiks, Teksas, Zagor) bile sokamazdık. Kahramanmaraş'taki çocuk henüz 8. sınıfta; 5 silah, 7 şarjörle okula girip katliam yapıyor. Neymiş efendim, babası polis başmüfettişiymiş. Ne yani, babası alay komutanı olsaymış okula tankla mı girecekmiş?
Biliyorum şakanın sırası değil ama saldırıya uğrayan çocukları kendi evlatlarımın yerine koyunca kan beynime sıçrıyor.
***
Şimdi birileri çıkar, "X-ray koyalım, kapıya polis dikelim" yollu reçete yazar. CHP lideri Özgür Özel de gündüz gözüyle "65 bin uzman çavuş okullarımıza atanmalı" diyor. (Bu durumda üniversitelerimize daha üst rütbeliler atanmalı; emekli generallere ne buyrulur Özgür Bey?)***
Aidiyetini yitirmiş, ocağından kopmuş, ekran başında kendine sahte kahramanlıklar uyduran ergen, o tetiği sadece öğretmenine ya da arkadaşına değil, aslında kendi varlığına çekiyor.