Beşiktaş, Kralove karşısında ilk maçta attığı golün üzerine yatmayı tercih etmedi. Tam tersine, kontrollü ama cesur bir oyunla rakibinin üzerine giderek yine kazanmak istedi. Pozisyonlar da buldu. Biraz daha kaliteli son vuruşlar yapabilseydi, maç çok daha erken kopabilirdi. Beşiktaş'ın temel meselesi tam da burada: Gol vuruşundaki kalite. Oyun var, hücum organizasyonu var, kanatlar çalışıyor. Fakat son dokunuşta hâlâ biraz daha kalite gerekiyor. Bu oyunun merkezinde yine Orkun Kökçü vardı. Neredeyse bütün atakların başlangıç noktasıydı. Top önce onun ayağından çıktı, oyunun yönünü o belirledi. Birde kenarda maçı izleyen değil, adeta oyunun içindeki 12. adam gibi yaşayan İtalyan bir teknik adam vardı: İtaliano. Her pozisyona müdahil, her hamleyi takip eden bir teknik adam görüntüsü verdi. Beşiktaş'ın saha kenarında da enerjisi yüksekti yani. İlhan Fakılı.. En beğendiğim tarafı şu: Forma ona ağır gelmiyor. Büyük takımda genç oyuncular bazen top ayağına geldiğinde panik yapar. İlhan'da o çekingenlik pek görünmüyor. Kanatta topu aldığında rakibe gitmeye, pozisyon üretmeye çalışıyor. Bir de yaşının (20) getirdiği enerjiyi doğru kullanıyor. Sürekli hareketli olması Beşiktaş'ın kanat hücumlarını canlı tutuyor. Gelelim Cerny'ye... Taraftarın ona bakışı çok sıcak değil. Ancak öyle bir anda golünü attı ki, tribünlerdeki ıslıkların yerini alkışlar almaya başladı. Bazen bir futbolcunun ihtiyacı olan şey tam da budur: Bir gol, biraz öz güven ve taraftarın desteği. Beşiktaş'ın sağ ön bölgeye transfer yapmak istediğini biliyoruz. Ama Cerny'de hâlâ ciddi bir futbolcu olduğunu gösteren özellikler var. Bu nedenle o mevkiye mutlaka flaş bir transfer yapılması gerektiği konusunda o kadar emin değilim. Özetle; lig başlamadan önce bile tribünlerde başka bir beklenti oluştu. Bu kez Beşiktaş, "Ben yarışın içinde olacağım" diyebilecek bir takım görüntüsü veriyor. Şimdilik eksik olan tek şey, bulduğu pozisyonları daha yüksek kaliteyle gole çevirmek. O da gelirse, bu Beşiktaş'ı ligde çok daha ciddi konuşuruz.