İnsan bazen bir maçı seyretmez, yaşar. Dün gece Sinan Erdem'de olan tam olarak buydu. Her sayıdan sonra başka bir hikâye yazıldı. Karşımızda İtalya vardı. Final, bize bir kez daha voleybolun yalnızca smaçtan, bloktan, servisten ibaret olmadığını gösterdi. Bazen mesele, düştüğünüz yerden kalkabilmektir. İlk set 25-16 İtalya'nın. Üçüncü set İtalya'nın. İnsan ister istemez "Acaba bitti mi?" diye düşünüyor. İşte büyük takımlarla iyi takımların arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. İyi takım kötü günde dağılır. Büyük takım kötü günde kendini hatırlar. Filenin Sultanları da kendini hatırladı. 4. sette sahada başka bir Türkiye vardı. Servisler sertleşti, bloklar yükseldi, savunma canlandı. Zehra'nın blokları İtalya'nın hücumcularına "Buradan geçemezsiniz" derken, Eda Erdem'in liderliği yalnızca takım arkadaşlarına değil, tribünlere de yayıldı. Herkes yeniden inanmaya başladı. 25-21 geldiğinde skor 2-2 olmuştu. Maç artık tek sete, 15 sayıya kalmıştı. Ve karar setleri vardır ya... Orada teknik kadar karakter de oynar. Türkiye o karakteri gösterdi. Blokta doğru zamanda yükseldik. Savunmada yere düşen her topun peşinden koştuk. Tribünler yükseldikçe İtalya'nın direnci azaldı. Sonra o son sayı geldi. Sinan Erdem bir anda patladı. Oyuncular birbirine sarıldı. Yedek kulübesi sahaya koştu. Türkiye yine Avrupa'nın zirvesindeydi.
VARGAS'A ÖZEL BİR YER!
Bu finali anlatırken bir ismi ayrıca söylememek mümkün değil: Melissa Vargas. Vargas'ı yalnızca attığı sayılarla anlatmak, bu oyuncuya haksızlık olur. Çünkü onun asıl özelliği, top kendisine geldiğinde sorumluluktan kaçmaması. Kritik anlarda top ona geliyor ve Vargas, sanki dünyanın bütün baskısı omuzlarında değilmiş gibi o topa gidiyor. Dördüncü sette ise yine o vardı. Diğer oyuncular elbette katkı verdi ama kritik topların adresi çoğu zaman Vargas'tı. Beşinci sette de aynı mücadeleyi sürdürdü. Fakat burada bir şeyi özellikle söylemek gerekiyor: Bu kupa Vargas'ın kupası değildir. Bu kupa Eda'nın liderliğinin, Zehra'nın bloklarının, İlkin'in mücadelesinin, savunmanın çıkardığı mucize topların, kulübenin ve tribünlerin kupasıdır. Vargas bu büyük resmin belki de en parlak renklerinden biridir. Ama resmin tamamı takımdır..
SANTARELLİ NE ÖĞRETTİ!
Türkiye'nin asıl kazandığı şey de buydu. Çünkü artık İtalya gibi bir takımla karşılaşırken onların yıldızlarını sayıp korkmuyoruz. Bir ülkenin spordaki gelişimini anlamanın en iyi yollarından biri budur. Rakibin size nasıl baktığına bakarsınız. Türkiye kadın voleybolunda artık rakiplerin "Yenmek zorundayız" dediği değil, "Bunları nasıl yeneceğiz?" diye düşündüğü bir takım haline geldi. Ve Santarelli'nin bu takım üzerindeki en büyük etkisi belki de taktikten daha önemli bir şey: Bu oyunculara kazanabileceklerine inanmayı öğretmek... Bizim kızlarda o karakter var. O yüzden dün gece yalnızca bir kupa kazanılmadı. Bir ülkenin kadın voleybolundaki yerinin tesadüf olmadığı bir kez daha ilan edildi.