Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Taner Damcı benim diyabet doktorum.. Hani ilk bakışta insana güven verenlerden ki, iyileşmenin birinci şartı hastanın doktoruna inanmasıdır. Ondan evvelkini bir daha yüzünü görmemek üzere bırakıp kaçmıştım. Taner Hoca'ya "Sonuna dek seninleyim" dedim. 3.5 yıl önce "Altı ay sonra kontrole geleceğim" diye söz verip ayrıldım. 3.5 sene sonra kapısını çaldım iyi mi?.
Kapıdan girdim..
Bıraktığımdan daha da çakı bir Taner Damcı..
"Hocam yahu" dedim.. "Bizim gençliğimizde Romanya'da Anna Aslan diye bir profesör vardı. Zenginler ona giderdi, gençleşmek için. Yıllar önce öldü. Sen kime gittin?.
Bu harika görünüşün sırrı ne?." Bir kitap uzattı!..
"Bir YOL var" Üzerindeki imza "Prof. Dr. Taner Damcı!." "Mindfulness/ Yaşam Biçimini Değiştirmek" diyor alt başlıkta.. Eve döner dönmez, "Giriş"i okumaya başladım.
Mindfulness, Farkındalık anlamına geliyordu.
Ona bu yolu açan, yaşam biçimini değiştirten ve bu kitabı yazdırtan, Güney Amerika'da bir Ultra Maratona katılmak için gittiği havaalanında tanıştığı "David" diye biri olmuş.
David hikayesini anlatmış Hocama.. Siz de tanışın David'le diye aynen naklediyorum..

***
David 43 yaşındaydı ve Chicago'da uluslararası bir reklam ajansının merkezinde üst düzey yöneticiydi.
Çocukluğu İndianapolis'te geçmişti.
Babası bir kargo şirketinde işçi, annesi ise yarı zamanlı kreş bakıcısıydı.
Dünyanın en zeki çocuğu değildi, ama başarılı ve çalışkan bir öğrenciydi. Astımı olduğu için koşunca nefesi daralıyordu ve bu yüzden tüm çocukluğu boyunca spordan uzak durmuştu. Biraz da kilolu bir çocuk olmuştu hep.
Üniversiteyi de İndiana'da okumuş ve şimdiki işine 27 yaşında başlamıştı. Bu sektörde çalışma saatleri düzensizdir. İş de aşırı streslidir. Bu durum David'i kısa sürede onulmaz bir işkolik haline getirmişti. Bazen sabahlara kadar çalışıyor, kendi işi olmayan alanlarda da kafa yoruyor ve bunun karşılığında hızla yükseliyordu. Geliri iyiydi ve zaten kazandığı parayı harcayacak zamanı da yoktu.
Kız arkadaşıyla ilişkisi sorunluydu, bir darılıp bir barışıyorlardı. Sonunda kalıcı olarak ayrılmışlardı. İşyerindeki hemen herkes ondan nefret ediyor ancak bilgisi ve yetkinliği sebebiyle ona saygı göstermek zorunda kalıyorlardı. Komşularıyla ve ailesiyle ilişkisi de iyi değildi. Hatta komşunun köpeği onu her gördüğünde havlıyordu. Kısacası başarılıydı ama mutlu değildi.
Bir kış günü David yine geç saatlara kadar çalıştı. Çıktığında her tarafı kar kaplamıştı.
Chicago'nun ünlü "göl etkisi" karlarından biri yağmıştı. Arabasını işyeri otoparkından çıkarmayı denemedi bile. Evi çok uzak değildi. Taksiyle giderim diye düşündü.
Ancak bulabildiği tek taksi saplandığı kar yığınından patinaj yaparak çıkmaya çalışıyordu.
Mecburen eve doğru yürümeye başladı.
Hava çok soğuktu. Ama bu hoşuna gitti. Yıllardır eve yürüyerek gitmemiş, kafasında hep bin bir düşünceyle dolu olarak arabasına binmiş ve otomatiğe bağlanmış gibi bir sürüşle eve gelmişti.
Eve gelince stres atmak için bir veya iki duble viski içer, sonra da açlığını hissedip genellikle sosis ve cips gibi şeyler yerdi.
Yemekte bir yandan televizyon seyreder, bir yandan da gündüz bitiremediği işlerin üzerinden geçerdi. Ne yediğinden ne de seyrettiğinden bir şey anlardı. Ne kadar yediğini hatırlamazdı bile. Son yıllarda iyice kilo almıştı.
Aynadaki görüntüsü her defasında onu dehşete sürükler, diyet yapmaya karar verir, bazen de diyete başlardı. Diyetler genellikle ilk sinirlenme anına kadar sürer, nadiren 15 gün veya bir ayı bulurdu. Bu arada bir iki kilo verir ama kısa sürede kiloları fazlasıyla geri alırdı. Üstelik diyet yaparken iyice çekilmez bir adam olduğunun kendisi bile farkına varırdı.
Karda bata çıka eve doğru yürümek David'e çocukluğunu hatırlatmıştı. Tek derdinin oyun oynamak ve hayal kurmak olduğu günleri..
Evine doğru giden yolda bir oyuncakçı dükkanı olduğunu fark etti. Sonra da çevrede ne kadar çok kafe ve restoran olduğunu. Çok yakında oturmasına rağmen bunların hiçbirine gitmemişti. Kardan bembeyaz olmuş ağaçları, evine yakın küçük parkı, bina girişlerine sığınmış evsizleri, kaldırım ızgaralarından çıkan sıcak havanın ne güzel göründüğünü fark etti.
Oturduğu apartmana uzun süredir sokak kapısından hiç girmemiş, sadece garajdan girmişti.
Beş yıldır burada yaşadığı halde girişin hemen karşısında kocaman bir ağaç olduğunu ilk kez gördü. Fark ettiği ağaç değil başka bir şey olsaydı, onun eskiden orada olmadığını iddia edebilirdi.
Eve girdiğinde her zamankinden daha farklı hissediyordu. Televizyonu açmadı ve çantasındaki kağıtları çıkarmadı. Koltuğa oturup "Ben ne yapıyorum?" diye düşündü.
"Yaşam akıp gidiyor ve ben bunu izleyemiyorum bile".
Etraftaki her şey gibi kendi bedeni de yaşamında bir figürandı. Sanki kendinden intikam alırcasına çalışıyor, yiyor ve elinden kayıp giden yaşamı durduramıyordu.
Ya geçmişle ve etrafındaki insanlarla kavga ederek didişiyor veya gelecek kaygısı içinde karnına kramplar girinceye dek kafasında kuruyordu.
Geçmiş ve gelecekten uzaklaşıp bu anı yaşamaya fırsat vermiyordu zihni ona.
Yedikleri izledikleri, yaşadıkları sanki soyuttu.
Yaşam elinin altından kayıp gidiyor, o etrafla kavga edip gelecek endişeleri içinde gittikçe şişmanlıyordu.
Ayaklarını uzattı, karda yürüdüğü için soğuktan uyuşmuş parmaklarını hissetti önce. Bunun farkına varmak bile hoşuna gitti.
Sonra uzun süredir hareket etmemiş bedenini düşündü.
Bacaklarını, göbeğini, kollarını kalınlaşmış boynunu... Bedenine ne kadar yabancı olduğunu, iş yaşamındaki başarılarının bedenine asla yansımadığını geçirdi içinden. Bu beden daha ne kadar taşıyabilirdi onu, bilmiyordu.
Kendine erişte ve sebze hazırladı. Sonra da erkenden yatıp son zamanlardaki en iyi uykusuna daldı.
Sabah işe gittiğinde her zamankinden daha sakindi. Ertesi akşam kar yağmadığı halde eve yine yürüyerek döndü. Bu kez farklı sokaklardan, yolun üzerinde sayısız yeni güzellik fark etti. Yaşadığı anın, yeni farkına varmak insanı sakinleştiriyor ve daha kontrollü yapıyordu.
Telefonda bunları anlattığı bir arkadaşı, bunun zaten bir felsefe veya bir yol olduğunu, bu yolla stres azaltılmasının insanın çalışma verimini artırıp yaşam kalitesini yükselttiğini ve sağlığını olumlu etkilediğini bir yerlerde okuduğunu söyledi. Bunu uygulayan enstitüler ve merkezler vardı.
Bunu kendi kendine fark etmiş olmaktan gurur duydu, ancak oralarda da öğrenecek çok şey olmalıydı.
İşte David'in yaşamı karlı bir gecede böyle değişmişti.
Mindfulness, günümüzün stresli ve işe adanmış yaşamlarında mutlu olmanın sırrıdır. Üstelik ortamdan kaçmadan, anı yaşayıp kabullenerek. Şişmanlık, hipertansiyon, kalp hastalıkları farkında olmadan, bilinçsiz ve sürüklenircesine yaşanan hayatların bir sonucudur. Mindfulness bunu çözmemizi sağlayan bir dönüşüm felsefesidir.
David bir kurumda Mindfulness seanslarına katılmaya başladı. İlk önce, yaptıkları saçma ve hatta komik geldi. Kendisindeki değişimi hissetmesi bir ay kadar sürü.
Aslında bunu daha önce hisseden komşunun köpeği olmuştu. Artık gördüğünde ona havlamıyordu. Etrafla ilişkileri düzeldi, iş arkadaşları onu partilerine davet eder oldular.
İş verimi daha da arttı. Kilo kaybetmeye ise ikinci ayda başladı. Artık her yediğini hissediyor ve bilinçsizce yemiyordu. Zevk aldığı gıdaları yiyordu. Yemek yemek geçiştirilmesi gereken bir görevden zevk haline dönüşmeye başladı. Yürümek zorunluluk değil, odaklanmak, çevrenin ve ortamın farkına varmak için araç haline dönüştü. Sonra nefesini hissetmek için yavaşça ve kısa süreli koşulara başladı.
Bir yıl sonra tartıya çıktığında 17, iki yıl sonra 30 kg. daha az geliyordu. 2.5 yıl sonra ilk maratonunu koştu. İşyerinde artık sevilen ve yine çok başarılı bir insandı. Kız arkadaşına yaptığı haksızlıkları düşününce üzüldü. Ultra maratonlar koşmaya başladı; doğada çöllerde.. Ultra maratonlarda bu ana ve mekana daha çok bağlandı, yaşamını fark etti. Kendini ve hayatını, iyi ve kötü yönlerini yargılamadan dışarıdan izledi.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN