Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Koronavirüsle ilgili güzel haberler geldi Almanya'dan.. Yıllardır Frankfurt'ta yaşayan ve korona döneminde günde ortalama 14-15 saat çalışan Aile Doktoru arkadaşım Erdoğan Karatay, pazar akşamı itibarı ile, bizzat içinde yaşayarak edindiği izlenimleri yazdı.. Okurken içiniz rahatlayacaktır, sanırım..
Söz doktorda...

*

Almanya'dan daha önce olduğu gibi yine güzel haberler var Corona ile ilgili.
Yeni tespit edilen günlük hasta sayısı oldukça düştü, dolayısıyla kayıplar da azaldı. Bu, günlerdir devam eden bir durum. Bunun sonucunda belli koşullarla, kısıtlamaların çoğu kalktı. Sadece restoran ve eğlence yerleri kaldı, onlar da yakında kademeli olarak açılacak.
Sanırım Türkiye için de aynı gelişimden bahsedebiliriz.
Almanya'da, bugün itibariyle toplam tespit edilen hasta sayısı yaklaşık 170 bine yükseldi, kayıp sayısı ise 7 bin 400'lerde.
Şimdi, bazı önemli konulara değinmek istiyorum.
Salgının hızı neden azaldı birçok ülkede?
En büyük pay alınan önlemlerde kuşkusuz..
Sosyal mesafe, hijyen kurallarına uyma, sokağa çıkma yasağı, alışveriş merkezlerinin, eğlence yerlerinin, okulların kapatılması gibi..
Bu durum virüsün yayılma hızını azalttı, zaten biz doktorların istediği de buydu. Çünkü yalnızca bu sayede hasta sayısı mevcut yoğun bakım ünitelerinin sayısını aşmaz, bütün ihtiyacı olan hastalara yoğun bakım ve gerektiğinde solunum cihazı sağlanabilirdi.
Gelinen durum sevindirici ama bu kesinlikle "Corona yavaş yavaş bitiyor, biz yakında eskiye döneceğiz" anlamına gelmiyor.
Hayır! Corona bitmedi, uzun süre de bitmeyecek.
Hemen moralinizi bozmayın..
Daha önce yazdım ya.. Bu virüs de, diğer virüsler gibi hayatımızın bir parçası olarak devam edecek. Ancak birçok insanda bağışıklık gelişeceği için bulaşma hızı çok azalacak.
Bir diğer nokta, virüsün mutasyona uğraması, yani kendini değiştirmesi.
Yeryüzünde bütün canlılar yaşamak ister, hiçbir canlı ölmek istemez.
Corona da yaşamak ister. Coronanın yaşayabilmesi için mutlaka bir konağa ihtiyacı var. İnsana, ya da hayvana..
Çünkü dış dünyada çok kısa süre yaşayabilir.
Bu virüsün insanda yaşamını sürdürebilmek için onunla birlikte yaşaması, yani insanı öldürmemesi lazım.
Yani, kendini ve neslini devam ettirmek için insanı öldürmemesi şart.
Bazı ülkelerden bize gelen araştırmalar, virüsün değişim geçirmeye başladığını, ölümcül olma açısından zayıfladığını gösteriyor.
Gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir nokta daha var..
Şu anda dünyanın hiçbir ülkesinde bütün Corona vakaları tespit edilmiş değil, zaten böyle bir şey mümkün de değil. Çünkü pek çok insana Corona bulaşmış, ancak hiç belirti vermemiş, ya da çok az belirti vermiş, hastalık atlatılmış. Bu insanlara test yapılmadığından, gerçek Corona sayısını da bilemiyoruz.
Yalnızca bir tahmin yürütebiliyoruz.
Benim ve bazı meslektaşlarımın kanısı, tespit edilen vakaların beş veya altı katının şu anda bu hastalığı farkında olmadan atlatmış olduğu, dolayısıyla uzunca bir süre için bağışıklık kazandığı yönünde. Bu da yayılma hızını azaltıyor tabii.
Kendi muayenehanemde yaptığım testlerde, az sayılmayacak kişide belirtisiz atlatılmış Corona vakası tespit ettim. Bu insanların çoğunun hiçbir şikayeti olmamıştı.
Ayrıca.. Bir Alman ilaç firması çok büyük bir atılım yaparak, yüzde yüze yakın başarıyla sonuç veren bir test sistemi geliştirdi. Üstelik bu test sadece COVID-19'u saptayacak, yani başka virüslerle hatta başka zararsız Corona türleriyle bir karışma durumu asla söz konusu olamayacak. Bu, dünyada bir ilk.
Federal hükümet bu testten mayıs ayı için 3 milyon adet, haziran için ise 5 milyon adet sipariş verdi bile.
Bu arada beni çok rahatsız eden bir konudan bahsetmeden geçemeyeceğim.
Sosyal medyanın ve ondan sorumsuzca aktarma yapan, yazılı ve sözlü medyanın yarattığı bilgi kirliliği!
İnsanlar, "normal" haberlere pek ilgi göstermiyor.. Olumlu, daha çok da olumsuz, sansasyonel haberler daha rağbet görüyor, daha çok "alıcı" buluyor.
Bütün dünyanın gündeminde şu an bu pandemi olduğundan, sosyal medyadaki haberlerin de büyük bir çoğunluğu doğal olarak Corona ile ilgili. Kişi sosyal medyada çok ilginç bir şey gördü mü, hemen başkalarına da iletiyor, onlar da başkalarına.
Doğruluğunu sorgulayan kimse olmadığından bakıyorsunuz bu yanlış haber milyonlara ulaşmış bile.
Genellikle olumsuz haberler daha popüler olduğundan, daha çok bunlar paylaşılıyor.
Size doktor olarak bir tavsiyem olacak..
Ruhsal durumumuz ne kadar iyiyse, savunma sistemimiz o kadar güçlü olur. Tersinden bakarsak, ruhsal durumumuzun bozuk olması, şu sıralar bize çok lazım olan savunma sistemimizi "Olumsuz" etkiler. Siz siz olun, güzel şeyler paylaşın; insana mutluluk veren, sevindiren şeyler! Yakın bir gelecekte daha güzel haberler verebilmek umuduyla sağlıklı kalın.

***


Evde hayat güzel!..

Pazar günü, biz 65 yukarılar için dört saatlik sokağa çıkma izni vardı. İnanın aklımın köşesinden geçmedi sokağa çıkmak.. Başta anne olan yakınlarım (Anneler Günü ya..) olmak üzere dostlarımı, sevdiklerimi aradım..
Sonra bahçemde oturdum uzun uzun..
Bizim Alkent yönetiminin, aidatlardan tasarruf etmek için kovduklarının başında gelen bahçıvanım Gürsel Usta, nisanda harikalar yaratmıştı. Şimdi mayısta bahçem cennet.. Bahçede beslediğim kedilerden biri de üç bebek doğurunca, keyfim zirve yaptı.. Sadece benim değil..
Ankara'da Serpil ve Kemallerin, İzmir'de Öcal Ağbimlerin de..
Ercan ve Caner her gün onları, görüntülü arıyor ve üç minik kedinin birbirleriyle oynamalarını seyrettiriyor.
Onlar, bu aramalara "Terapi seansları" diyorlar..
Sabahları zaten yazılarımı yazıyorum.
Öğleden sonra gazeteleri okuma, bahçe..
Akşamları da, hayatta izlemediğim kadar televizyon.
Günde bir film seyrediyorum mesela, Bein Connect'ten, ya da NetFlix'ten.. Kemal de öyle yapıyor. Beğendiklerimizi karşılıklı paylaşıyoruz.
Çok kaliteli ve çok neşeli filmler, diziler bulduk.
TRT2 de çok iyi filmler yayınlıyordu da, genelde dışarıda olduğumdan izleyemiyor, kaydediyordum.
O kayıtları izlemeye de nihayet bol vakit buldum.
Yani, evde olduğum 24 saatin, sekiz saati uyku.. Her gece 12- 8 arası.. İnsanın kendini iyi hissetmesinin birinci şartı, yaşamın biyolojik saatine uyup, uyku ve yemek saatlerini, çok özel durumlar dışında hep ayni zamana getirmek.
Ben, 1985'ten yani şeker hastası olduğumdan beri, düzenli yaşama girdim zaten. İsmet Paşa'ya konuşmuştum zamanında..
"Şekerin tahribat yapmasını önlemenin en iyi yolu, yaşamı düzene sokmaktır" diye anlatmıştı.. Paşa'nın uzun yaşama sebebi, hayatını düzene sokmaya zorlayan şeker hastalığıydı yani.. İşte ben.. Yaş 81.. Ve korono günlerinde kendimi hep iyi hissediyorum..
Sebep?.
Düzenli yaşamam!.
Uyku dışında kalan 16 saatim de, dolu.. Yani..
Sıkılacak vaktim pek kalmıyor.
Peki diyeceksiniz, "Özlemiyor musunuz?." Özlemem mi?. Hele benim gibi, bir aile, bir dost ve yaşam adamı özlemez mi?.
Benim için tüm duyguların başında gelir, özlem!.
"Ne kadar özlüyorsan, o kadar seviyorsun" demektir çünkü..
O kadar çok özlediğim var ki, insan ve şey olarak?.
Ama bu kadar çok insanı, bu kadar şeyi özlemek bana ayrı bir mutluluk veriyor.
"Mazoşiste bak" demeyin sakın.. Düşünün..
Düşünün evde yalnız günlerinizde özleyecek hiç kimseniz ve hiçbir şeyiniz yok..
Yaşamın anlamı kalır mıydı, o cehennemde?.

***


Bir müthiş tenor!..

80'li yıllar.. Yankı'da çalışıyoruz..
M. Ali Ağabeyin (Kışlalı) yakın arkadaşı, Amerikalı gazeteci ve uluslararası A.P.
Ajansının Türkiye temsilcisi Nick Ludigton bir gün, heyecanla ofise daldı..
"Yahu, nedir bu?. Dünya çapında bir tenora sahipsiniz, haberiniz yok" dedi..
Pazar sabahı, Serpil'le Kemal mesaj attılar..
TRT Müzik'te "'nin Konseri var" diye.
2011 yılındaki bu konseri daha önce de izlemiş, hatta kaydetmiştim. Canım sıkıldıkça açar izlerim..
Konser bitti, iki saat sonra ben onları aradım..
"Açın TRT Müziği ve hangisi büyük tenor bakın, bakalım" dedim..
Müthiş bir program hazırlamıştı, TRT Müzik, 70'li yılların sonları, 80'li yılların başlarından..
Bir saatlik bir program.. Siyah beyaz başlıyor ve TRT ile birlikte renkliye dönüşüyordu.
Ege'den, Van'a, 'ten 'ye adım adım Anadolu türkülerini söylüyordu bir harika tenor ses.. Hele bozlaklarda bir muhteşem gırtlak çıkıyordu ortaya ve de hiç kendini zorlamıyordu o yüz..
O dudaklar nerdeyse kıpırdamıyordu, o kadar rahat..
Ben bitmesini istemezken, Serpil ve Kemal'dan "Teşekkür" mesajları yağdı..
"Vay vay vay.. Bu nedir" diye..
"Bu nedir" diyen 40 yıl önce Nick'ti aslında..
"Bu nedir yahu?. Dünya çapında bir tenorunuz var, farkında değilsiniz?." Değildik gerçekten.. Kimse farkında değildi ki..
Birisi, inşaatın önünden geçerken sesini duymuş, almış götürmüş kaset yapmıştı işte..
Evet!. Tahmin ettiniz!.
!.
Kendini dejenere olmuş arabeske kaptırıp Anadolu'yu unutan ve çok iyi para kazandığı için arabeske gömülüp, kendi türkülerini boşveren İbrahim Tatlıses!.
TRT Müzik bu programı bir daha yayınlamalı ki, kaçıranlar da dinlesin!.

***


TEBESSÜM
15 yaşındaki Mayk, eve bir Porsche ile dönünce, annesi ve babası dehşet içinde haykırdılar.. "Nerden buldun, bu lüks arabayı?." Delikanlı sakin sakin cevap verdi..
"Satın aldım.." "Parayı nerden buldun" diye bağırdı babası.. "Bu arabanın fiyatı ne, biliyor musun?."
"Ben 15 dolara aldım" dedi, Mayk.. "Böyle bir arabayı 15 dolara kim satar" diye bağırdı, babası bir daha.. Mayk gene sakin sakin cevap verdi.. "Öbür sokaktaki teyze var ya hani, işte o!." Babası fırladı evden.. Hızla öbür sokaktaki teyzeye koştu. "Ben arabanızı 15 dolara alan Mayk'ın babasıyım. Nasıl oldu bu iş" diye sordu. Teyze anlattı. "Bu sabah, bir iş gezisinde olduğunu sandığım kocam telefon etti. Anladığım kadarıyla, sekreteriyle Hawaii'de imiş ve dönmeye de niyeti yokmuş. Benden yeni Porschesini satmamı ve parasını göndermemi istedi. Ben de, ne dediyse yaptım, hemen.."

SEVDİĞİM LAFLAR
"Her defasında tek bir şeye yoğunlaşmak önemlidir. Antik Roma devrinde bile bunu anlatan bir deyiş vardı.. "Ayni anda iki tavşanı birden kovalayan adam, hiçbirini yakalayamaz." Anonim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA