Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Yahu yapmayın.. Yahu etmeyin.. Herkese, her şeye 'Biz.. Onlar' diye bakmayın.. Şu 'Onlar' lafını ara sıra da unutun, ne olur..
Bir kere de 'Biz' deyin.. 'Onlar'sız!.
Sadece 'Biz' deyin de, 'Her fikri, her inancı, her etnik kökeniyle biz bir Milletiz' diyelim"
diye yazmıştım, 'in o tarihi resminin ait olduğu ülke ve kente kazandırılmasının ardından koparılan kıyamet üzerine..
Yazımı bitirdim, yukarı çıktım. Yemek falan.. Kahvemi içmek için bahçeye geçtiğimde ipad'ime bir mesaj düştü.
Bir arkadaşım, beni çok iyi tanıyan bir dostum, bir minik video yollamış.
, ismi lazım değil, bir kanala konuk. O söyleşiden minnacık bir bölüm..
Sunucu soruyor..
"Bu gazetecilerin şimdi içerde olmaları yüreğinizi sızlatmıyor mu?." "Sızlatıyor" diyor Özdemir.. Ondan sonra sunucu, tamamen istediği cevaba yönlendirici, algı yaratıcı bir soru soruyor..
"Peki bu sistemde, Cumhurbaşkanı'nın tek adam olduğu sistemde, hukukun yaralandığını düşünmüyor musunuz?."
...Ve Özdemir bu tuzak soruya, Türkiye'nin acı gerçeğini ortaya koyarak cevap veriyor..
"Ben bir sanatçı olarak, bu tür bir soruyu yanıtlar, fikrimi söylersem eğer, dinleyicimin yarısını kaybederim.."
İşte "Bravo" deyişim buna..
Özdemir Erdoğan bu yanıtı ile hem ülkemin getirildiği yeri anlattı, hem de sanatçıların yüreklerinin nasıl sızladığını..
"Biz ve Onlar" diyerek öyle bir ortam yarattı ki, yazılı ve sözlü medya, ona öyle bir tuz biber ekti ki, sosyal medya, sanatçılar şaşkına döndüler ve Özdemir gibi fikri ve vicdanı, kendisine karşı bile hür bir sanatçı "Hayır, siyasi konularda fikrimi açıklamam. Açıklarsam karşı fikirde olan hayranlarımı kaybederim" demek zorunda kaldı.
"Özdemir haksız. Abartmış" diyen tek kişi var mı?.
Bölmedik mi sanatçıları?. Magazin sayfalarımız bile siyasete alet olmadı mı?.
Daha dün sabah dizisi atv'de oynayan bir sanatçı, CHP ve liderine sallıyordu Günaydın ekinde. Sebebi tahmin edersiniz.
Sosyal medyada rezilliğin ölçüsü kalmadı. Yeni doğmuş bir bebek ve onu ilk defa kucağına alan annesi, sırf baba, AK Partili diye akla hayale sığmaz hakaretlere uğramadı mı, sosyal medya iğrençliğinde?.
ve en sevilen sanatçılarken, sırf ülke insanını birleştirmek, terörü önlemek için kurulan "Akil Adamlar" kuruluna girdikleri için, bu ülkenin yüzde ellisi tarafından dışlanmadılar mı?.
O fevkalade iyi niyetle bir araya getirilen 'ın günahı, iktidar tarafından oluşturulmasıydı.
Bu bölünmüşlük yüzünden de beklenen sonuç alınamadı.
Bu ülkeyi karpuz gibi ikiye böldük.
Yarısının "Ak" dediğine, öbür yarısı "Kara" diyor.
Bir tarafta iktidar ne yaparsa kötü. İyi şeyler haber bile olmuyor.
Öte yanda muhalif belediyeler ne yaparsa kötü. İyi şeyler haber bile olmuyor.
Sanatçılar iki arada kalmışlar.
"Gık" deseler, iki yandan biri linç edecek, yazılı, sözlü, sosyal her türlü medyada..
Akıllı olan Özdemir gibi susuyor.
Uyanık olan, işine, beklentisine göre taraf seçip, gemisini yürütüyor, sağlama alıyor.
Yürekli olan da, öbür yüzde 50 tarafından linç ediliyor.
bugün yaşasa "Memleketimden İnsan Manzaraları" şaheserini yazamazdı.
İki insanla manzara mı olur?.
İki prototip!.
Biz ve Onlar!.

***


Jülide'nin dönüşü...

Bu ülkede adeta televizyon için yaratılmış üç arkadaşım, sevdiğim, dostum, hak ettikleri yere bir türlü gelememiş, ne süprüntüler iş yaparken, onlar uzaklaşmak zorunda kalmışlardı.
Defne Samyeli, Dilara Gönder ve Jülide Ateş..
Defne'yi şimdi tanımakta güçlük çekiyorum.
Çok değişti.
Dilara harika bir evlilik yaptı. Kocası Selim'le önce evlerinde, sonra Selim'in yönettiği restoranda buluştuk. Ayrı yazacağım, çok mutlular..
Jülide uzun bir sessizlik döneminden sonra, ekrana döndü. Kanal D/ 40 Soru..
Çok hoş planlanmış bu programı, o dominant, o "Her şeyi ben bilirim. Ben emrederim, yapılır" tavırlı ilk sunucusuna duyduğum antipati yüzünden defterimden silmiştim.
Arkadaşlardan haber geldi.
"Ertuğrul Özkök 40 Soru programında 'En korktuğum gazeteci Hıncal Abidir' dedi" diye..
Nihayet vaktim oldu, o programı buldum.
Başından sonuna izledim.
Bir defa sunucu değişmiş ve Jülide harika bir dönüş yapmış. Ekrana nasıl yakışıyor ve sorularını, hem de muhatabı en sıkıştıranlar dahil, nasıl yumuşak, nasıl sindirerek soruyor.. Öyle içten ki, arayıp "Soruları sen mi hazırlıyorsun" diye sordum hatta. Bir ekip hazırlıyormuş, Jülide de içlerinde olarak.. Valla Bravo.. Nerde kendisini Jül Sezar sanan eskisi, nerde konuğu ile ayni hizada oturan Jülide..
Efendim Ertuğrul benden korkarmış çünkü, dost arkadaş tanımaz, çok sert eleştirirmişim.
Ama övdüğüm zaman da ölçü tanımazmışım.
Valla, aynen öyle.. Siz hepsini görmüyorsunuz.
Bazen köşemde yazmaz, mesaj atarım dostlarıma..
O eleştirilerim aramızda kalır.
65 yıllık, eski, deneyimli ağabeyden sevdiği kardeşe notlardır onlar..

***


Ah benim Van'ım!..

Yavuz, Yavuzluğuna döndü, bir ara kendisini kaptırır gibi olduğu siyaset gazını bir kenara bırakıp, memleketimi ve insanlarımı anlatır oldu.
Nazım ve Külebi niye sevilir?. Şiirlerinde memleketimi ve insanımı anlatırlar da ondan..
Bodrum'daydı Yavuz.. 'a uçmuş!.
Külebi "Edirne'den Ardahan'a" der ya, ona paralel ama güneyden!.
Ve Van'ı benim Sevgili Van'ımı ne güzel anlatmış, o kıvrak, o neşeli kalemiyle. İçimi titrettin Yavuz. Hasretle titrettin!.
Nasıl özlemişim çocukluk memleketimi, yeni doğmuş Serpil'i kucağıma aldığım o emsalsiz kenti..
Dünya güzeli, dünya cenneti, turizm hazinesi Van!.
Lezzet diyarı Van.. Sanat ve kültür şehri Van!.
İlk fırsatta gene geleceğim Van.
İlk fırsatta geleceğim, başta Nuray ve Mustafa, Vanlı can kardeşlerim..
Sütçü Fahri'de birlikte yaptığımız kahvaltı burnumda tütüyor..

***


Dün gazetemi sevdim!..

Her sabah kahvaltımı yapıp, kahvemi içerken bitirdiğim gazeteme dün bayıldım..
Neden?.
Kahvemden son yudumumu alırken, daha ikinci sayfadaydım.
Hayrettin Bektaş, Antarktika'ya gitmiş..
Onu dizi yapmış. İlk bölümü.
Sayfaya bakarken, çocukluğum aklıma geldi. Hikmet Feridun Es, dünyayı dolaşır, harika röportajlar yazardı Hürriyet'e.. Tiraj rekorlarının baş sebebiydi, televizyonun olmadığı günlerde, sizi yanına alıp, Hind'e, Çin'e, Kenya'ya, Patagonya'ya götüren Hikmet Feridun.
Güney Kutbu dizisini sakın kaçırmayın.
O sayfada bir şirin, ama aslında gidip görülesi, yazılası bir de minik resimli haber vardı.
İzmir- Çeşme Otoyolu, doğayı ikiye böler. Bir tarafta yaşayan yaban hayvanları öbür tarafa geçemez.
Geçmek isteyenler ezilir. Oraya işte 3 Ekolojik/ Yaban Köprüsü planlanmış ve ilki tamamlanmış. Beton köprü ama geçiş toprak. Hayvanın doğası..
Asıl bu açılışa "Tören" yapılmalıydı.
Bu nasıl hasret kaldığımız "İnsancıl" bir olaydır..
Çarşamba birinci sayfasına da bayılmıştım, bu arada.. Bu ülkenin gelmiş geçmiş en iyi polis adliye muhabirlerinden Emir Somer'i siyasete boğulan gazetemizde unutmuştuk.
Ama o müthiş "Yerli" Uyuşturucu Baronu Nejat Daş'ın yakalanma öyküsünü, Ankara muhabirimiz Betül Usta ile birlikte öyle bir yazmışlardı ki, inanın polisiye film olur.
Tabii bu müthiş operasyonu planlayan ve yapan Türk Polisi'ni de yürekten kutlamak gerek. İçişleri Bakanı Soylu'dan, rütbesiz polis memuruna.. Bunlar öyle akçalı, öyle rüşvetli işlerdir ki, dünyanın her yerinde polisi de, yargıyı da satın alırlar. Parayla, ya da kurşunla..

***


Tebessüm

Askere gideli 6 ay olmuştu. Kız arkadaşından bir mesaj aldı..
"Sevgili John, aramızdaki mesafe çok uzak. İtiraf ederim ki, seni iki kez aldattım. Bu doğru bir şey değil, özür dilerim ama, bu koşullarda ilişkimizin devam etmesine imkan yok. Beni affet. Sana yolladığım resmimi geri gönderir misin, lütfen.."
Genç adam, akrabası, arkadaşı, tanıdığı, bulduğu ne kadar genç kadın resmi varsa bir koca zarfa doldurdu. Yanına da şu notu koyup genç kıza yolladı..
"Sevgili Jane, asıl ben özür dilerim. Seni hatırlayamadım bir türlü. Bu destenin içinden kendi resmini seçip, kalanı bana geri postalar mısın, lütfen. Kendine iyi bak!."

Sevdiğim Laflar

"Sen düşünceden ibaretsin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun."
Mevlana

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA