Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Ligin açılış maçında Fenerbahçe, Rizespor'u, 88'inci dakikada Hakem ve VAR Hakemi Suat Aslanboğa'nın ortaklaşa icat ettikleri penaltı ile mağlup edince ekran başındaki milyonlarca izleyici "İşte geçen yıllardaki rezillikler aynen.. Bu hakemlerle bu lig izlenmeye değmez" dediler..
Görünüşte haklıydılar. Ama sadece görünüşte..
Çünkü bu rezilliğin sorumlusu hakemler değil, onları büyükler lehine eyyam yapmaya teşvik, hatta mecbur eden Türk Spor Medyasıdır!.
Ne demek istediğimi anlatmak için bir örnek vereyim..
Bu ülkede spor yazarlığının meslek olmasını sağlayan efsanevi Milliyet Spor Şefi Namık Sevik Okulu'ndan yetişmiş, hem yazılı medyada Milliyet Müdürlüğü, hem de televizyonda yıllarca yayıncı kuruluş spor kanalının genel idareciliğini yapan 'yı okudum, cumartesi sabahı..v
Yazısı 7 sütunluk "Milliyet Spor" başlığı üzerinde 8 sütun sür manşetti.
Şansal yazısına "Kötü oyun, önemli adım..." başlığını atmıştı.
88'inci dakikada Arda Kardeşler ve Suat Aslanboğa'nın icat edip maçı Fener'e armağan ettikleri penaltı için, o koskoca yazıda, satır aralarında 6 kelime, topu topu altı kelime yazdı, hakem ve VAR hakemlerinin adlarını bile anmadan..
"Gol olan ikinci penaltıya aklım çok basmadı." Hepsi bu!.
Şimdi Şansal kardeşime soruyorum..
O penaltı aynen, ayni pozisyonda, ayni hakem ve ayni VAR Hakemi oyunları ile tersine verilse ve maç 2-1 lehine bitseydi, Fener açılışı "0" puanla yapsaydı, başta senin Milliyet, benim SABAH'ım dahil tüm böyle mi çıkardı, cumartesi sabahı?.
Erman Hocam, cumartesi SABAH'ta "İkinci penaltı için şunu söylerim. Ayni penaltıyı Fenerbahçe aleyhine çalarsan helal olsun. Çalamazsan yazıklar olsun" dedi.
Peki Erman Hocam, ayni penaltıyı Rize lehine çalsa ve Rize 88'de Fener'i bu ayıp penaltı ile 2-1 yense, SABAH Spor o sabah, "Tecrübe kazandırdı / 87'de Valencia'nın düşürülmesine hakem Arda Kardeşler penaltı düdüğü çaldı/ 35'lik yeni yıldız Sosa topun başına geçip ağları bulunca Kanarya 3 puana kavuştu" manşeti ile mi çıkardı?
Bu manşetin altındaki Volkan Demir imzalı maç yazısında ise, icat edilen o penaltıdan tek satır bahis yoktu.
Türk spor medyası, tersi olsa, koparacağı kıyametle hakemliklerini bitireceği, düdüklerini astıracağı Arda Kardeşler ve Suat Aslanboğa'nın üzerine gitmeyip, sezon başında hakemlere klasik mesajını verdi..
"Üç büyüklere, sırasıyla Fener, Galatasaray ve Beşiktaş'a sahiplenirseniz, biz de size sahipleniriz. Onlara dokunursanız, sizi yakarız. Sonunuz olur.."
Ertesi günlerde, hakemlerin hem nerdeyse tüm yorum haklarını Galatasaray ve Beşiktaş lehine kullandıkları maçlar izledik. VAR'daki hem de dahil.. Birine çalıp, diğerine çalmayan.. Birinde çağırıp, diğerinde çağırmayan Cüneyt Çakır..
Çağırdığı penaltı haklı. Peki ya çağırmadığı Trabzon penaltısı ne?. Bir şey daha.. Çağırdığı penaltı olan korneri de tekrarladı yayıncı kuruluş. Maçı birlikte izlediğim 5 Beşiktaşlı arkadaşım da, tekrarda, penaltının doğduğu kornerde atışın çeyrek dairenin dışından yapıldığını gördük. Yani o korner kurallara uygun değildi ve tekrarlanmalıydı.
Tamam.. Peki medya nerde?.
"Tık" var mı, spor medyasında ve tüm görüntülere sahip yayıncı kuruluşta..
1. Fenerbahçe.. 2. Galatasaray.. 3. Beşiktaş!.
Aynen bu sıra ile, yazılı ve görüntülü tüm medya üç büyüklere çalışırken, bu ülkede "Adil" Lig oynanmaz!. Kimse umutlanmasın. 40 Nihat Özdemir gitsin. 50 Serdar Tatlı gelsin fark etmez. Bu medya böyle durdukça..
OY- NAN- MAZ!.

***


Fatih Terim'in Belhandası!..

Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz boşuna, "Meneceri Belhanda'ya kulüp bulacak" diye umutlanmasın..
"Fatih Terim, manevi oğlu Belhanda'yı sattırmaz" diye yazıp duruyorum aylardır. Cuma günü de "Sezonun ilk maçına Belhanda ile başlayacak, göreceksiniz" diye yazdım. Ne oldu?.
Aynen gördünüz..
Niye emindim, peki ilk 11'de maça çıkacağından?.
Çünkü artık 'i iyi tanıyorum.. Fatih Terim'in istekleri yönünde yayın yapan medyayı da.. Onun sızdırdığı haberlerin nasıl manşet yapıldığını, istemediklerinin nasıl sayfalara konmadığını biliyorum..
Bu medya ne zamandır, Fatih Terim ve onun Belhandası lehine algı operasyonu yapıyor.. En başta da benim gazetem.. Salıyı bile bekleyememişler. Pazartesiden döşenmişler..
Belhanda Antep maçında öne çıkmış. Harika oynamış. Maçı resmen ve alenen o kazandırmış.. Neden yollanacakmış ki..
Bütün bu satırların altında gizli "Fatih Terim" imzası var. Hepsi ancak onun söyleyeceği şeyler çünkü..
Bu muhteşem adama, SABAH, maç tablosunda neden 9/ 10 vermemiş de, 6 vermiş peki?.
Söyleyeyim, o "6" ya Fatih kızdı da, bu düzeltme çığlıkları ondan..
Mustafa Başkan..
Bir yandan sağlığınla uğraşıyorsun, bir yandan, Galatasaray Yönetim Odasından çıkmıyor, durmadan çalışıyorsun..
Bu yaptığını hiç kimse yapmaz.. Ama farkında olmadığın, belki de, kulüp zarar görmesin diye görmezden geldiğin şeyler var..
Perde arkasında, senin üzerine oynanan korkunç oyunlar oynanıyor.
Galatasaray'ı ele geçirme oyunları..
Bir düşün bakalım.. Geçen hafta gündem yaratan ve seni güç duruma düşüren o belgeleri medyaya kimler ve niçin sızdırmış olabilir?.
Kimler ve niçin?.

***


Dünya ne kadar küçük!..

Dünya ne kadar küçük değil mi?. Hafta sonunda, 60'lı yıllardan, Ankara'da çıkardığımız Öncü gazetesinden söz etmiştim, Öcal Ağbimin Gözlem'de çıkan bir yazısından alıntı yaparak.
Orada, genç yaşta kaybettiğimiz yazı işleri müdürümüz Muzaffer Aşkın'ın adı da geçiyordu..
O akşam Dr. Erdoğan Karatay dostumdan bir mesaj aldım.. Bir gazete kupürü vardı, Frankfurt'tan yolladığı mesajda ve bana "Dünya ne küçük" dedirten satırlar.
Buyurun o mesaj..

"Bugünkü yazında
adı geçen rahmetli Muzaffer Aşkın'a akciğer kanseri teşhisini maalesef ben koymuştum ihtisas yaptığım, asistan olarak çalıştığım Giessen Üniversite Kliniği'nde.
Kurtaramadık rahmetliyi, ancak kendisini tanımak, sohbet etmek imkanım olduğu için şanslıyım. Sevgili eşi Gülcan Hanım, hala benim hastamdır. Münih'e, oğlunun yanına taşındığı halde, 3 ayda bir trene biner bana muayeneye gelir. Ayrıca senin köşenin de tiryakisi."
Işıklar içinde yatsın. Muzaffer Aşkın Müdür, ölümünü hissedince, bir veda yazısı yazmış ve "Ölümümden sonra yayınlayın" diye vasiyet etmiş. Doktorun arşivinde o yazı var. Resmini görüyorsunuz. İşte o Veda yazısı..
"Değerli Okurlarım, Değerli Dostlarım,
Sizler bu satırları okuduğunuz an ben bir başka dünya ile çoktan tanışmış olacağım. Hep severek algılamaya çalıştığım dolu dolu bir 72 yıllık yaşamımdan, sizlerden ayrılırken, sevgi ile süslemeye çalıştığım kalbimin durduğuna inanmak öylesine zor ki... Ama, günün herhangi birinde, herhangi bir yerde, herhangi bir şekilde dünyayla tanışan insanların, yeri ve zamanı geldiğinde ölümle randevusuna koşması doğanın tartışmasız bir yasası. Ve veda zamanı geldi çattı işte... Dostlarım üzülmesin, 35 yıl önce, 1 Ocak 1961 tarihli Türkiye'de dönemin önemli gazetelerinden olan DÜNYA' daki "Yorumlar - Düşünceler" adlı köşemde ilk kaleme aldığım düşüncelerimi, ilk heyecanımı ve sevgi dolu bir yüreği size yoldaş bırakıyorum. Ve diyorum ki; Sevin ne olur, şu dünyayı ve birbirinizi. Tüm okurlara, dostlara, sevenlere ve sevgiye değer verenlere Allahaısmarladık...
Sevgilerle..."

***


Kitap okumak!..

Sakarya Valiliği, harika bir örnek verdi ülkeye geçen hafta. Korona tedbirlerini ihlal edenlere, 900 lira para ve 3 gün karantinada kalma cezası yanında 10 tane kitap okuma zorunluluğu getireceğini duyurdu.
Medyamız bu "Kitap Okuma" işini alkışlarla duyuracağına tam tersini yaptı günlerce..
"Kitap okuma ceza olur mu" diye kıyamet kopardılar. İtiraz edenler de, yayıncılar, kültür ve sanat yazarları..
Yuh olsun alayına, topuna..
Bu ülkede hemen her sorunun başının "Eğitimsizlik" olduğunu söylüyoruz. Peki eğitim, okul demek mi, sadece..
Ben bu köşeye geldiğim 1990 yılından beri, beni ben yapan şeylerin başında okuduğum kitapların geldiğini yüzlerce defa söylemedim mi, yazmadım mı?:
'in Dünya Klasikleri, Abdullah Ziya Kozanoğlu ve Nihal Atsız'ın, tarihimiz ve insanımızı anlatan destan kitapları.. Paraya değil, insana değer vermeyi ve kadını yüceltmeyi öğreten Alexandre Dumas ve Michel Zevaco imzalı şövalye romanları, ufkumu açan Jule Verneler başta yüzlerce kitaptan söz etmedim mi?.
Biraz "Hukuk Bilir misiniz?."
Bizde de, dünyada da hukuksal ad, "Ceza ve Islah Evleri"dir, "Hapishane" dediğimiz kurumun..
Çünkü Ceza'nın ruhunda Bedel Ödetmek değil, önlemek vardır, bir. Suçluyu ıslah etmek ve topluma kazandırmak vardır, iki..
Islah etmenin en iyi yolu nerden geçer?. Eğitmekten.. Peki Eğitim kapısı?.
Okumak..
Kitap okumak..
Yürekten kutlarım Çetin Oktay Kaldırım Valim!. Örnek vali oldunuz!.
Bir Ankara yolunda size uğrayıp, bir kahvenizi içmek isterim!.

***


TEBESSÜM
Hızlı ve Verimli Çalışma Uzmanı, Holding Yöneticilerine verdiği konferansı "Bu teknikleri evinizde kullanırken dikkatli olun" diye bitirince, katılan bir iş adamı "Neden" diye sordu.
"Yıllarca eşimin akşam yemeği rutinini izledim. Buzdolabı, ocak, mutfak rafları ve masa arasında sayısız gidip geliyordu. Çünkü her defasında bir tek şey alıp masaya koyuyordu. Bir gün ona 'Tatlım, niye gidip gelişlerinde birkaç şey birden taşımıyorsun' dedim."
İzleyenlerden biri atıldı..
"Peki işe yaradı mı?."
"Aslına bakarsanız, evet!. Karımın sofrayı hazırlaması yarım saat sürüyordu. Artık ben 10 dakikada yapıyorum."

SEVDİĞİM LAFLAR
"Ya susmak, ya da suskunluktan daha kıymetli bir söz söylemek gerekir."
Pisagor

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA