Türkiye'nin en iyi haber sitesi
M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU

Yaşasın bilgi, kahrolsun kötü entelektüeller

İngiliz tarihçi Hugh Thomas, İspanya İç Savaşı üzerine kaleme alınmış en önemli çalışmalardan birisi olan kitabında Franco'nun gözde generallerinden Jose Millan- Astray ile filozof Miguel de Unamuno arasında Salamanca Üniversitesi'nde yaşanan ve daha sonra sıklıkla atıfta bulunulan tartışmayı olanca canlılığı ile anlatır. Filozofun toplantı salonunda bulunan Falanjistler ve General tarafından atılan "Yaşasın Ölüm" sloganını ölüsevicilik, General ve Falanjistleri ise hastalıklı bireyler olarak nitelendirmesi, gerçekten de entelektüel cesaret alanında verilebilecek en ilginç örneklerden birisidir. Daha sonra Franco rejıminin basın ve propaganda bakanlığını yapacak olan Generalin buna cevap olarak söylediği "Yaşasın Ölüm! Kahrolsun Bilgi/Entelektüeller" sözleri ise herhalde anti-entelektüelizm literatürünün en çarpıcı ifadeleri arasındadır.
Ancak bu tartışma sonrasında kalabalığı yatıştırmak için 1978'e kadar kullanılan İspanya Milli Marşı'nın söz yazarı olan Jose Maria Peman tarafından söylenen bir diğer slogan nedense hak ettiği ilgiyi görmemiştir. Peman kalabalığı sakinleştirmek için "Hayır! Yaşasın Bilgi / Entelektüeller, Kahrolsun Kötü Entelektüeller" diye haykırmıştır. Bu ise tektipleştirici resmi ideolojilere sahip ülkelerde dile getirilen anti-entelektüelist söylemi belki de en özlü biçimde ifade eden slogandır.
Bu anti-entelektüelizm bir yandan "bilgi"yi, resmî ideoloji destekleyicilerini kutsarken öte yandan da "yanlış bilgi"yi savunan yâni söz konusu ideolojiyi eleştiren ya da yeteri kadar içselleştirmeyen bireylerin "kahrolmasını" istemektedir. Bu yaklaşım bize "aydınlanmacı," "bilimi ve bilgiyi en üst değer olarak gören," "Türk Rönesansı yaratıcısı" Tek Parti rejiminin nasıl olup da çok sayıda entelektüeli hapishane köşelerinde çürüttüğü, sürdüğü ve ölümlerine neden olduğunu anlamamız konusunda da yardımcı olabilir.
Tıpkı İttihadçıların sürgün vapurları tertip etmesi, erken dönem Sovyet liderlerinin muhalif entelektüelleri "Filozof Gemileri" ile Petrograd'dan Stettin'e göndermesi (daha sonra "kötü entelektüeller" bu kadar şanslı olamayacaklardı) gibi Tek Parti rejimi de Türk Tarih ve Dil Tezleri'ni eleştirme cüretinde bulunan ya da arzulandığı derecede içselleştirmeyen entelektüelleri 1933 "Üniversite Reformu"nda kapının önüne koymuş, pek çok muhafazakâr ve sosyalist düşünür, yazar, şair, hikâyeci Millî Şef döneminin önemli bir bölümünü hapis ve sürgünde geçirmişti. Bir yandan Klasikler'i Türkçeye kazandıran, yeni eğitim kurumları kuran, bilimi kutsayan rejim öte yandan da "yanlış bilgi" sahibi "kötü entelektüelleri" kahretmek için elinden geleni yapmaktan geri kalmıyordu.
1908 sonrası Osmanlı-Türk anti-entelektüelizminin felsefî kökenleri de vardır. Daha sonra İttihad ve Terakki içinde önemli roller oynayan bâzı Jön Türkler asıl amaçları ihtilâl yapmak olduğu halde ihtilâlciliğin amansız düşmanı Action Française ve Maurras'ın anti-entelektüelizminden, "gerçek bir milliyetçi için vatan her şeyin üzerindedir" benzeri sloganlar nedeniyle etkilenmişlerdi. Antientelektüelizmin önde gelen isimlerinden Henri Bergson'un erken Cumhuriyet döneminde Türk aydınları arasında çok sayıda takipçi ve hayran kazanması da şüphesiz tesadüfî değildi.
Bununla beraber gerek İttihadçılığın gerekse de Tek Parti rejiminin anti-entelektüelizmi, felsefî temellerden ziyade "yanlış bilgi"ye duyulan nefretten kaynaklanıyordu. Şemsettin Günaltay'ın Türk Tarih Tezi'ne karşı çıkanlar için kullandığı "bilir bilmez söylenenler, hattâ saçmalayanlar" ifadesi bu duyguyu oldukça veciz biçimde dile getirir. Günaltay'a göre "bunlara kızmak değil acımak, kamaşan gözlerini yavaş yavaş bu yeni ufuktan doğan şualara alıştırmak" gerekliydi. Ancak gözbebekleri bu tür yoğun ışık huzmelerine uyum gösteremeyen entelektüellere karşı bundan daha sert tedbirler alındığı da bilinen bir gerçektir.
Resmî ideoloji temelli bu tür anti-entelektüelizmi modern demokratik toplumlarda görülen eğitimli tabakalara yönelik popülist güvensizlikten ayırmak gereklidir. Meselâ Amerika'da 1950'li yılların seçim kampanyalarında kullanılan "yumurta kafa (egghead)" tiplemesi böylesi bir eleştiriyi dile getirir. Nixon bu terimi 1952 ve 1956 seçimlerinde Demokratik Parti'nin başkan adaylığını kazanan Adlai Stevenson için kullandığında, Amerika'daki anlamıyla liberal ve popüler söylemi yeniden üretmek yerine fikirlerini felsefî idealler yardımıyla dile getiren bir kesimi hedef almıştı. Sosyalist düşünceyle de flört eden bu "yumurta kafalar" toplumun "ortak aklı"na karşı çıkan, anlaşılması güç ve uygulanması imkânsız tezler ortaya atıyorlardı.
Türkiye misâline dönecek olursak resmî ideolojinin etkinliğini çok partili hayatta da sürdürmesi nedeniyle 1950 sonrasında da anti-entelektüelizm bu tür "yumurta kafalı" bireylere duyulan tepkiden ziyade "yanlış bilgi"ye karşı alınan tavır olma karakterini sürdürmüştür. Nitekim farklı fikirleri savunan entelektüellerle yaşadığı kısa flört sonrasında Demokrat Parti de bu alanda Tek Parti döneminden fazla farklı olmayan bir siyaset benimsemiştir. Daha sonra da bu konuda ciddî bir değişim yaşandığını söyleyebilmek oldukça zordur.
Dolayısıyla günümüzde "entel" ya da "liboş" benzeri sıfatların kullanımıyla dile getirilen "antientelektüelizm" temelde "yanlış fikirleri" savunan bireyleri sadece eleştiren değil onlara vatan hainliğine varan yaftalar yapıştıran, içten içe "kahrolmalarını" arzulayan bir yaklaşımdır. Bizatihi "entelektüel" kelimesinin kısaltılmış biçiminin bir hakaret sıfatı olarak kullanılması, liberal deyiminin hainliğe atıfta bulunmak amacıyla istimâl edilmesi, herhalde, anti-entelektüelizm literatürüne yapılmış ilginç katkılar olarak tarihe geçecektir.
Türkiye'nin bu tür bir anti-entelektüelizmden kurtulması gerçekte bir asrı aşkın bir süredir toplumumuzu kıskacında tutan resmî ideoloji egemenliğinin ortadan kalkmasıyla mümkün olabilir. Ancak o zaman "Yaşasın farklı düşünceler" benzeri bir yaklaşım "entel," "liboş" gibi aşağılamaların yerini alacak, daha da önemlisi, kimsenin kahrolmasına gerek kalmayacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA