Giriş Tarihi: 10.8.2017 13:51 Güncelleme Tarihi: 21.8.2017 14:34
Aşksızlaşma Sendromu

Belki aşk bitebilir! Ama biten aşk yerini sevgi, saygı ve fedakarlığa bırakamıyorsa ve sağlıklı bir cinsel ilişkinin devamı gerçekleşemiyorsa, özellikle de çocuktan sonra evliliğinizde durum istemediğiniz bir hal alabilir.

Anlamlı bir bakışla başladı, sıcacık elleriyle sımsıkı sardı ellerinizi… Sonrasında aşk şiirleriyle, kalpli ve bol gülücüklü mesajlarla devam etti aşkınız. İçten bir yeminle daha da güçlendi. Çoğu zaman kalbiniz güm güm attı, kimi zaman heyecandan titredi sesiniz... Aşk bulutu sardı tüm bedeninizi ve hayatınızın sonuna kadar birlikte olacağınıza inandınız.

Dünyalar tatlısı bir bebeğiniz oldu, hala birbirinizi çok seviyorsunuz, ama ilişkiniz biraz daha farklı bir şekle büründü. Birbirinize daha az dokunduğunuzu, sarıldığınızı ve birbirinize daha az zaman ayırdığınızı fark ediyorsunuz. "Olsun böyle de güzel, biz böyle de mutluyuz!" diye düşünseniz de, eşinizle olan ilişkinizin boyutuna gelmesi ve bazı noktalara dikkat edilmemesi evliliğin bitmesiyle sonuçlanabilir. İletişim Psikolojisi Uzmanı, Aile ve İlişkiler Danışmanı Bilimseli Akarsu, sıkılıkla ilk olarak kadınlarda başlayan Aşksızlaşma Sendromu'nun ne olduğunu ve eşinizle ne gibi önlemler alabileceğinizi anlattı.

Aşksızlaşma Sendromu nedir?

Anne babamız bizim seçim özgürlüğümüzde değiller, tabii genetik bağımız olan diğer insanları da biz seçemiyoruz. Anne babamız bizden farklı karakteristik özelliklere sahipler ve çoğu zaman bireysel yaşantımız üzerinde kurmaya çalıştıkları hakimiyet özel yaşamımızı kabusa çeviriyor.

Buna pek çok kere karşı çıksak da sonuç pek değişmiyor. Ve hatta zamanla bir parçamızın onlara benzemeye başladığına tanıklık ediyoruz. Yalnız biyolojik bağımızın olmadığı her insanı kendimiz seçiyoruz. Partnerimiz de kendi seçim sınırlarımız içindedir. Doğal olarak anne babamızda sıkıştığımız değiştirilemez gerçeğin tam tersi partnerimiz için geçerli değildir.

Birlikte olduğumuz insanı neye göre seçiyoruz?

İhtiyaçlar bu seçimin en temel kriteridir. Vücudumuzun proteine ihtiyacı olduğunda apar topar protein ihtiyacını karşılamaya yönelik girişimlerde bulunuruz. İlişkilerimiz de bedensel ihtiyaçlarımızla paralellik gösterir. Yaşamınızda ne eksik, duygusal boşluğunuz ne olursa giderilir; sevme sevilme ihtiyacınız mı ağır basıyor, cinsel doyumsuzluk mu yaşıyorsunuz, kendinizi güçsüz ve yalnız mı hissediyorsunuz, ekonomik olarak artık yaşamı yalnız göğüsleyemediğiniz hissiyatı mı ağır basıyor ya da dostane bir ilişkiye mi ihtiyacınız var, bir arkadaş mı aradığınız hayatınızın bu döneminde, anne ya da baba olma ihtiyacınız fena halde baskın mı ve artık bir çocuğunuz mu olsun istiyorsunuz? İşte tam da evliliğe karar vermenizi sağlayan etken veya etkenler hangisiyse bu boşluğu doldurmaya yönelik işliyor bu mekanizmanız. Sonra zamanla o an eksikliğini hissettiğimiz şey doluyor, başka bir parçamız doyurulma ihtiyacıyla acı çekmeye başlıyor. Özellikle eş seçimleri, o anki ihtiyaca binaen içdürtülerle yapılıyor ve haliyle bir zaman sonra ihtiyaçların değişmesiyle beraber evliliklerde sıkıntılar çıkmaya başlıyor.

Aşk herkese göre farklılık gösterir

Aşk kişiden kişiye göre değişkenlik gösteren bir duygudur ve haliyle bir erkek için aşk; onaylanma takdir edilme, gücünü hissetme olarak yaşanırken bir başka erkekte ise merhamet, annelik duygusunun yaşatılması, ev içi ihtiyaçların kusursuzluğu, cinsel ihtiyaçların kusursuzluğu gibi kendini gösterebilir.

Kadın için de pek tabii aşk farklılık gösterir. Kimi kadın için aşk; sadakat, merhamet, çocuğa ilginin kendi beklentilerini karşılaması gibi faktörlerle ölçülürken kimi kadına göre ise, güç, iktidar, para, cinsellik gibi faktörlerle ölçülmektedir. Haliyle her birimizin aşkı hissetme ve yaşama biçimi farklıdır ve evliliklerde bir zaman sonra hele de çocuğun dünyaya gelmesiyle değişen, gelişen yenilenmeye muktedir ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçların doyurulmasını bekleyen eşler bu doygunluğu yaşayamadıklarında bu sendrom yaşanmaya başlar.

Kadında daha sık rastlanır

Aşksızlaşma sendromu kadında daha sık görülen bir durumdur. Kadın eşine karşı aşkının bittiğini fark eder, ama geleneksel baskılar, kadını bu duygusunu dışavurmada ve problemi çözüm arayışında yalnızlaştırmakta, oldukça acımasız davranır. Destek göremeyen kadın, haliyle bu duygusunu bastırma yoluna gider. Bu da en çok, "anneyim ben, çocuklarıma bunu yapamam" duygusuyla ortaya çıkar.

Partnerine aşk duymayan kadının sevgisi yön değiştirir ve bu da çocuğuna aşırı ilgi ve bağlılık gibi patolojik bir durumu beraberinde getirir. Erkeğe de toplumsal olarak kadına göre daha rahat bir cinsel yaşam sunulduğu için erkek, sadece eşine karşı yaşadığı bu durumun üstesinden başka bir partnerle gelir ve kadın kadar suçluluk duygusu yaşayamayabilir. Kendine iki ayrı dünya yaratabilir.

Çocuklar üzerindeki etkileri

Toplum olarak en ciddi sıkıntılarımızdan birisi de evlendikten sora, üstelik bir çocuk dünyaya gelmişse çocukların yanında eşlerin birbirlerine dokunsal, işitsel sevgi temaslarında bulunmaması. Anne-baba çocuğun yanında öpüşmüyor, birbirlerine "seni seviyorum aşkım, bugün çok hoş görünüyorsun birtanem" gibi cümleleri kurmuyorlar ya da çok nadir söylüyorlar. Çocuk da haliyle iki ayrı ilişki biçimi karmaşası yaşıyor; anne-baba olmak ve sevgili olmak ayrı şeyler. Doğru modellemeyle büyüyemeyen çocuk, kendi özel ilişkilerinde de sürekli başarısız oluyor.

Bazı çocuklarda ileride bu sıkıntı kati suretle evlenmek istememe, bazı çocuklarda ise sevgiliye çocuğuymuş ya da annesi, babasıymış gibi davranma durumu olarak ortaya çıkıyor. Anne-baba olduktan sonra erkek kadını, kadın erkeği kutsallaştırıyor. Sevişmelerin bile duygusu, kalitesi, tutkusu değişiyor. Ve artık anne-baba evin içerisinde olamıyor. Ve bu duygu tatmini arayışı yön değiştiriyor. Başka kadınlar, başka erkekler ya da anne için erkek çocuğuna baba için kız çocuğuna aşırı ilgi, sevgi olarak yansıyor.

Aşksızlaşma Sendromu iyileşir mi?

Burada önemli olan aşkın bitmeye muktedir bir duygu olduğunu kabul etmektir. Aşk bitebilir, ama biten aşk yerini sevgi, saygı ve fedakarlığa bırakamıyorsa ve tabii sağlıklı bir cinsel ilişkinin devamı gerçekleşemiyorsa hele de çocuk olduktan sonra, kadın kadınlığını rafa kaldırıp anneliğini her şeyin üzerinde tutup etkin hale getiriyorsa keza erkek erkekliğini yok sayıp daha çok kazanma, daha güçlü olma, ihtiyaçları daha kusursuz karşılama ya da tam tersi baba olurken kendinden uzaklaştığını fark edip özel yaşantısına ev içi sorumluluklarını unutacak derecede zaman ve para ayırıyorsa ve çiftler bunları yok sayarak gitgide birbirlerinden daha çok uzaklaşıp çocuğa gereğinden fazla ilgi, sevgi, bağlılık, para harcama gösteriyorlarsa ve hatta cinsel ve flörtsel istekler dışarıdan karşılanmak isteniyor ve bu duygu olanca güçle bastırılmaya çalışılıyorsa iyileşmesi mümkün değildir.

Çiftler önlem olarak ne yapmalı?

Evlilik, özellikle de bizim toplumumuzda sahiplenme ve aitlenmeyle çok ilişkili. Bu nedenle hiç kimse bir diğerini cepte görmemelidir. Haliyle evlendikten sonra evin içerisinde, kadın ve erkek için "artık birbirimizin sahibiyiz" gibi bir rüzgar esiyor, bu da bir süre sonra ilişkileri yıpratıyor.

İkincisi; kadın ve erkek anne ve baba olmadan önce bu gerçeği unutmamalı ve rolleri birbirine karıştırmamalıdır. Ayrıca karşılıklı sorumluluk, fedakarlık tek taraflı bir sömürüye dönüştürülmemeli, hele de çocuk olduğunda buna çok fazla rastlıyoruz.

Çiftlerden biri, bir diğerinden fazla sorumluluk aldığında çocuğa aşırı düşkünlük eşten olanca hızla uzaklaşma ve partnerinden göremediği ilgi ve duyguyu çocuk üzerinde tatmin etmeye kadar giden bir kriz ortaya çıkıyor. Ev içinde her birey önce kendi olmalı ve sorumluluk almalıdır. Arada bir ilişkileri test etmek önemlidir. Ve tabii problemlerin dillendirilmesi gerekiyor. Doğru iletişim ve kabul önemli. Kabul aşaması problemlerin çözümünü önemli ölçüde kolaylaştırıyor.

Bir de burada üzerinde durulması gereken bir diğer önemli husus; partnerinizle sevgi dilleriniz bir mi? "Aynı dili konuşmak" tabirini hemen hepimiz biliriz. İşte, aynı sevgi dilini konuşmak da aynı dili konuşmak kadar önemli ve hatta kimi durumlarda daha önemlidir. Ben çiftlerin sevgi dillerini bir uzman eşliğinde test etmelerini öneririm. Farkındalık düzeyi bakımından çok işe yaradığını söyleyebilirim.

Hazırlayan: Zuhal Karabaş EYÜBOĞLU

ARKADAŞINA GÖNDER
Aşksızlaşma Sendromu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN