Giriş Tarihi: 23.09.2009 17:20Son Güncelleme: 24.09.2009 14:55
Engin Ertan: Mucize Bebek
Dünya prömiyeri Alt›n Ay› ödülü için yarıştığı geçtiğimiz Berlinale’de gerçekleşen, ülkemizdeyse ilk olarak Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde seyirciyle buluşan RICKY gösterime giriyor. Nisan ayında festivalin konuğu olarak İstanbul’a gelen yönetmen François Ozon ile bu ay izleyeceğimiz filmi üzerine bir söyleşi yaptık.
ABONE OL
Günümüz Avrupa sinemasının en gözde yönetmenlerinden birisi François Ozon. İlk uzun metrajı "Sitcom" ile 90'lı yılların sonunda yakaladığı çıkışı birbirinden ilginç filmler takip etti. Aşırı üretkenliği nedeniyle zaman zaman Rainer Werner Fassbinder ile karşılaştırılan Fransız yönetmen, kısa zamanda kendine özgü bir tarzı seyirciye kabul ettirdi. Ozon'un, ilk gösterimi geçtiğimiz Berlin Film Festivali'nde gerçekleşen yeni filmi "Ricky" de onun sinemasının tipik özelliklerini taşımakta, ancak ufak bir farkla... Bu şaşırtıcı masal, yönetmenin iki ayrı ana hattan gidiyor gibi gözüken filmografisinde bir kesişme noktası oluşturuyor. Başka bir deyişle "Ricky", Ozon'un şen şakrak ve eğlenceli filmleriyle ciddi dramlarını buluşturuyor.
Kızı Lisa (Mélusine Mayance) ile beraber yaşayan bekâr anne Katie (Alexandra Lamy), bir gün çalıştığı fabrikada İspanyol göçmeni Paco (Sergi López) ile tanışıyor. Birbirlerine çabucak aşık oluyorlar ve Paco çok geçmeden anne ile kızın yanına taşınıyor. Katie'nin hamile kalışıysa bu geçiş sürecini iyice hızlandırıyor. Çocukları Ricky dünyaya geldiğindeyse birden her şey değişiyor. Bebeğin beklenmedik ve mucizevi farklılığı Katie'yi Paco'dan uzaklaştırırken, kızına yakınlaştırıyor.
Bu hikâye filmin ilk yarısında gerçekçi bir dille perdeye taşınırken, Ricky'nin farklılığının ortaya çıkışından itibaren Ozon fantastiğe doğru yol alıyor. Dram ve mizahın filmin içindeki dağılımı da benzer bir yol izliyor. "Ricky"yi bir komedi olarak tanımlamak mümkün olmasa bile, film ikinci yarısında kesinlikle daha eğlenceli bir hâl alıyor. Bu yıl Nisan ayında "Ricky"nin Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde gerçekleşen gösterimi için İstanbul'a gelen Ozon ile bir röportaj yapma fırsatı bulmuş ve filmin bu ilginç yapısı üzerine sorularımızı yöneltmiştik. Röportaj hikâye akışındaki önemli bir sürprizi ele verdiği için filmi gördükten sonra okumanızı tavsiye ederiz. "Ricky" François Ozon'un en iyi filmlerinden birisi olmasa bile, yönetmenin takipçilerini fazlasıyla tatmin edebilir. Bittikten sonra seyircinin kafasında oluşan kimi soru işaretlerinin cevaplarınıysa aşağıdaki röportajda bulmanız mümkün.
(...)
"Ricky"yi izlerken ilk uzun metraj filminiz "Sitcom"u anımsamamak neredeyse imkânsız. "Sitcom" olabildiğince sorunlu bir aile portresi çizerken, "Ricky" bu açıdan daha iyimser bir film. Zaman içerisinde sizin de aile konusundaki fikirleriniz değişti mi?
Aslında "Ricky" için de iyimser bir film diyemem. Bu iki filmi beraber değerlendirirken, ele alınan ailelerin de çok farklı olduklarını vurgulamak gerek. "Sitcom" daki tipik bir ataerkil burjuva Fransız ailesiydi. Açıkçası bu film benim için bahsettiğim aile yapısını dağıtmak için de bir yöntem olmuştu. Finalde baba karakterini öldürerek yeni bir aile modeli önerisi sunmaya çalışmıştım. Ayrıca "Sitcom" daki sorunlu aile 10 yıl önceki Fransız toplumuna ve o dönemde yaşanan değişime değinmek için de bir araçtı. "Ricky" ise bugünün Fransası ile ilgili bir film. Günümüzde gerek Fransa'da, gerekse dünyanın pek çok ülkesinde sayısız bekâr anne var. Dolayısıyla bu anneler ve çocukları farklı bir aile modeli oluşturuyor, hatta bir nevi çift hayatı yaşıyorlar. "Ricky"yi düşünürseniz, filmin başında küçük kız kalkıyor, annesini uyandırıyor, kahvaltı hazırlıyor ve beraber evden ayrılıyorlar. Annenin bir sevgilisi olup, bu hayata bir erkek dâhil olduğundaysa çiftin düzeni sarsılmaya başlıyor. Buradaki, aile içerisinde yerini bulamama hâli "Ricky"de özellikle üzerinde durmak istediğim temaydı. Finaldeyse bir uyum yakalandığını söylemek mümkün ama melankolik bir havası da var. Bu nedenle "Ricky"nin tam anlamıyla mutlu sonla bittiğini söyleyemem.
"Ricky" için eğlenceli veya iyimser demiş olsak da filmin baştan sona gergin bir atmosferi olduğunu da söylemeliyiz. Bunun önemli sebeplerinden birisiyse müzik kullanımı, hatta filmin tema müziği biraz "Rosemary'nin Bebeği"nin meşhur ninnisini hatırlatıyor. Bu bilinçli bir seçim miydi?
Bir bakıma evet... "Ricky"de mutlaka gerilimli ve ürpertici bir atmosfer de yaratmak istedim, bunun için üzerinde durduğum önemli etkenlerden birisi müzikti. Fakat filmi korku türüne yaklaştıran tek unsur müzik değil bence. Mesela Lisa karakteri Amerikan filmlerindeki tekinsiz kız çocuklarından çok farklı değil. Bu karakteri canlandıran Mélusine Mayance'ı bulduğumda gerçekten inanılmaz bir yüzü olduğunu düşündüm. Bir oyuncunun yüzü çok önemlidir, oraya pek çok duyguyu ve anlamı yansıtabilirsiniz. Mélusine ile çalışmaktan bu nedenle çok memnunum, perdede çok güçlü bir ifadesi var. Özellikle yüzünün yakın planları çok etkileyiciler.
(...)
"Ricky"yi çekerken dini imgelerden esinlendiniz mi? Elbette mucizevi bir doğum ve bekâr anne akla İsa mitini getiriyor. Hatta bu bağlamda finalde göldeki sahneyi de İsa'nın dünyaya geri dönüşü olarak yorumlamak mümkün.
Aslında bundan özellikle kaçındım, çünkü Ricky için "melek" yakıştırması yapılmasını istemedim. Bu nedenle filmin giriş bölümünün mümkün olduğunca gerçekçi gözükmesini istedim. Ricky ile ilgili sürprizin ortaya çıktığı ilk sahnelerdeyse ürkütücü bir atmosfer yaratmayı hedefledim. Gore demek doğru olmaz ama belki Cronenberg filmleri gibi diyebilirim. Filmin gösterimlerinde Ricky'nin sırtındaki yaraları görünce çığlık atan seyirciler bile oluyor. Fakat bahsettiğiniz göldeki final sahnesinde ister istemez bu dinsel çağrışımları kabul ettim. Çünkü o sahne için rüya benzeri bir atmosfer hedeflemiştim. Annenin durumu kabul edişini ancak bu şekilde seyirciye geçirebileceğimi düşündüm. Dolayısıyla en sonunda melek benzetmesi de kaçınılmaz oldu. Fransa'da bir bebek veya çok küçük bir çocuk ölürse ondan melek diye bahsedilir. Belki bunun da etkisi olabilir. Bu tarz çağrışımlardan uzak durmaya çalışmamın bir diğer sebebi de aslında dini bir eğitim almış olmam. Bundan hep kaçmaya gayret gösterdim ama en sonunda filme de yansıdı.