Türkiye'nin en iyi haber sitesi
FERHAT ÜNLÜ

Fetret Devri’nin vakur siyasetçisi

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en kısa aralıklarla en çok başbakanlık yapmış siyasetçi olan Mesut Yılmaz'ın, 'Vasaplı Ahmet' namıyla bilinen dedesi, 1901 yılında Kırım'ın Ruslarından olan 'Sonia Hanım'la evlendi.

Evlendikten sonra Müslüman olan ve ismini 'Mühtediye Ayşe' olarak değiştiren babaanne, 1934'te Soyadı Kanunu çıktıktan sonra Akçal soyadını aldı. Çiftin ikisi kız, üçü erkek beş çocuğu oldu. İki erkek (Hasan ve Hüseyin), Yılmaz soyadını aldı. Diğer erkek kardeş Yusuf İzzet ise Akçal soyadını…

Bir insanı tanımanın yollarından biri, işe babasını tanıyarak başlamaktır. O yüzden bu hafta Üç Boyutlu Portre'ye önceki gün vefat eden Mesut Yılmaz'ın babasının babasının, yani büyükbabasının hikâyesiyle başladık.

Mesut Yılmaz'ın -soyadı babası Hasan Yılmaz'dan farklı olan- kardeşi Yusuf İzzet Akçal, bir 27 Mayıs mağduruydu. Menderes Hükümeti'nde devlet bakanlığı yapan Akçal, 1960 darbesinden sonra Yassıada'da yargılandı, hapis yattı. Başta siyasetle içli dışlı olan ve 'muhafazakâr' kimliğiyle tanınan Hasan Yılmaz olmak üzere aile, bu darbe sürecinden çok olumsuz etkilendi. Yani Ahmet Mesut Yılmaz; baba tarafından siyaset geleneğine sahip ve üstelik bu uğurda bedel ödemiş köklü bir aileden geliyordu.

Bu arada Mesut Yılmaz'ın annesi Güzide Özbarlas da siyasetçilerin, sanatçıların bulunduğu tanınmış bir aileye mensuptu. Özbarlas'ın dayısı Nazmi Oğuz CHP'de milletvekilliği yapmıştı. Nazmi Oğuz'un kardeşi, yani Özbarlas'ın teyzesi Müfide Kurtiz ise tiyatro/sinema sanatçısı Tuncel Kurtiz'in annesi. Daha ayrıntılı ifade etmek gerekirse Tuncel Kurtiz'in anneannesi (Hafize Oğuz) ile Mesut Yılmaz'ın anneannesi (Vasfiye Özbarlas) öz kardeşlerdi.

Güzide Özbarlas ve Hasan Yılmaz 1946'da İstanbul'da evlendiler. Üç çocukları oldu. En büyüğü Mesut Yılmaz'dı. Yılmaz'ın başbakanlığı döneminde iş dünyasındaki bağlantılarıyla sürekli tartışma konusu olan Turgut Yılmaz 1950'de doğdu. Mesut Yılmaz'ı, eşi Berna Hanım'la tanıştıracak olan kız kardeş Nilüfer Yılmaz (İkiz) ise 1955'te…

ZORLU DÖNEMLERDE SİYASET YAPTI

Mesut Yılmaz tıpkı amcası gibi zorlu dönemlerde siyaset yaptı. Eleştirilecek pek çok yönü vardı elbette ama milli hassasiyetleri yüksek biriydi.

Siyasete Kasım 1983'te girdi. O yılki genel seçimlerinde ANAP'tan Rize Milletvekili seçildi. 14 Kasım 2002'de AK Parti'nin iktidara geldiği seçimin ardından siyasi hayatı son buldu. Gerçi sonra 2007-2011 arasında Rize'den Bağımsız Milletvekilliği yaptı ama bu, daha ziyade bir 'politik jübile'ydi.

ANAP'ın kurucuları arasında yer alan Mesut Yılmaz, Dışişleri ile Kültür ve Turizm Bakanlıklarının ardından ilk olarak 23 Haziran 1991-20 Kasım 1991 tarihleri arasında başbakanlık yaptı. Ardından da 6 Mart 1996-28 Haziran 1996 tarihleri arasında… Son başbakanlığı (en uzun olanı) ise 30 Haziran 1997-11 Ocak 1999 arasındaydı. İlki Özal, ikincisi ve üçüncüsü Demirel'in cumhurbaşkanlığı dönemindeydi bu başbakanlıklar. İlki beş, ikincisi 3.5, sonuncusu ise 18 ay süren (başbakanlıktaki 'rekoru' bu) bu ara dönemler için şöyle demek yanlış olmaz:

Mesut Yılmaz bu ülkenin tarihindeki 'Fetret Devri'nin, ara rejimlerin en yakın tanığıydı. Her ne kadar ara dönemlerden istifade etmiş olsa da bu tür süreçlerin Türkiye'ye zarar verdiğini tecrübeyle görmüştü. Bu yüzden siyasi hayatı boyunca -amcası da darbe mağduru olduğu için- sık sık askerlerle ters düştü.

Ne var ki 28 Şubat sürecinde askerlerle paralel hareket etti. O dönemde mecliste muhalefet milletvekilleri azınlıkta olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi ve Anasol-D Hükümeti böylelikle kurulmuş oldu.

25 Kasım 1998'de, kendisi ve Devlet Bakanı Güneş Taner için verilen gensoru önergelerinin TBMM'de kabul edilmesinden sonra istifa etti. Böylece Yılmaz'a Yüce Divan yolu açıldı.

Mesut Yılmaz, tarihimizde Yüce Divan'da yargılanan ilk başbakan. 13 Temmuz 2004'te 'Türkbank ihalesi sürecinde malın satımında ve değerinde fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdiği ve bu eylemlerinin Türk Ceza Kanunu'nun 205. maddesine uyduğu' iddiasıyla Yüce Divan'a sevk edildi.

Yüce Divan, 23 Haziran 2006 tarihinde davanın kesin hükme bağlanmasını, Rahşan Affı olarak da bilinen 4616 sayılı Şartla Salıverilme Yasası uyarınca erteledi.

15 TEMMUZ'U AVRUPA'YA ANLATTI

Mesut Yılmaz, 15 Temmuz'dan sonra Almanca konuşulan ülkeler başta olmak üzere Batı'ya darbe girişiminin anlatılması konusunda çok önemli bir misyon üstlendi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD ziyareti esnasında New York'ta düzenlenen 'Türkiye'deki Başarısız Darbe Girişiminin Anatomisi' başlıklı paneli yönetti.

O yüzden Yılmaz; en çok Ağustos 2016'da Avusturya TV'si ORF'de, Türkçe'deki sık duraksamalı konuşmasından farklı olarak seri cümleler kurduğu Almancasıyla dile getirdiği şu gerçeklerle hatırlanacak:

"- Vahim bir felaketten kıl payı döndük. Eğer bu darbe girişimi başarılı olsaydı; kaos hatta belki iç savaş ve Avrupa'ya kitlesel göç gibi ortaya çıkabilecek sonuçların acısını özellikle Avrupa Birliği ülkeleri çekecekti.

- Demokrasiyi daima Avrupai bir erdem olarak görüyorduk. O yüzden Avusturya gibi müttefik ülkelerden Türk milleti ile dayanışma içinde olmalarını beklerdik.

- Erdoğan, darbenin püskürtülmesinde merkezi bir rol aldı. Ve şu an daha büyük bir popülarite yaşamakta. Türkler arasında daha fazla itibar sahibi oldu.

- Cumhurbaşkanımızı demokrasinin muhafazası için ilk tebrik eden kişi Vladimir Putin oldu. Sanırım Avrupa nasıl bir tepki vermeliydi sorusuna yeterli bir cevaptır bu."

Mesut Yılmaz'ın askerin siyasi tahakkümünden genel manada şekvacı olduğunu bu açıklamalarından da çıkarabilirsiniz. Yılmaz 28 Şubat'tan sonra başbakan olsa da askerlerin çok da sevdiği bir adam değildi. Sadece askerler Erbakan'dansa Yılmaz'ı tercih etmişlerdi!

SEMRA ÖZAL'IN DESTEĞİYLE GENEL BAŞKAN OLDU

Mesut Yılmaz, 6 Kasım 1947 İstanbul doğumlu. Aslen Rize'nin Çayeli ilçesinin Kaptanpaşa bucağının Çataldere köyünden. Meclis'teki biyografisinde İstanbul doğumlu olduğu yazıyor (ki biz bunu doğru kabul edip öyle yazdık), ancak kimi kaynaklara göre Çataldere doğumlu. Orasını tam bilemiyoruz ama ilkokulu İstanbul'da Beyazıt 5. Deneme İlkokulu'nda okuduğu kesin. Ortaöğretimine Avusturya Lisesi'nde başladı, ancak İstanbul Erkek Lisesi'ni bitirdi. Almanca bildiği için siyasette Alman ekolünden bilinirdi.

1971'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nden mezun oldu. 1972-1974 yılları arasında Almanya Köln Üniversitesi İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi'nde yüksek lisans yaptı.

1975'ten sonra ANAP'ın kuruluşuna kadar sekiz yıl boyunca kimya, tekstil ve ulaştırma sektörlerinde özel şirketlerde çalıştı. (Her ne kadar açık kaynaklarda bu şirketlerde yöneticilik yaptığı yazılı olsa da kendisi Temmuz 1998'de TBMM Malvarlığı Komisyonu'na verdiği ifadede, 'Hayatının hiçbir döneminde hiçbir şirkette yönetici olarak çalışmadığını' söylemiş.)

Merhum Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra ANAP'ın liberal kanadındaki öncü isim olduğu için Semra Özal'ın da desteğini alarak 15 Haziran 1991 tarihinde yapılan Anavatan Partisi Büyük Kongresi'nde genel başkan seçildi. Yüzde 5 oy alıp baraj altında kaldığı 2002'ye kadar da bu görevi sürdürdü.

Mesut Yılmaz 1990'lı yılların Doğru Yol Partisi Genel Başkanı ve eski Başbakan Tansu Çiller'le siyasi rekabeti ile de hafızalarda yer etmiş bir isim.

Yılmaz, DYP'nin Refah Partisi ile koalisyon ortağı olduğu Susurluk ve 28 Şubat süreçlerinde iyi bir siyasi performans göstermedi.

Susurluk konusunda devlet içindeki çeteler ve mafya ile mücadelede sonuna kadar haklı ve samimiydi. Mesut Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki başbakanlar arasında mafyadan en çok mustarip olmuş başbakandır dense yeridir. Başbakan iken Alaattin Çakıcı'nın tehditlerine maruz kaldı, ana muhalefet partisi lideri iken de Macaristan'da yumruklandı. Yılmaz, 24 Aralık 1996'da Budapeşte'de Veysel Özerdem adlı kişinin yumruklu saldırısına uğradı ve burnu kırıldı. Saldırı olayının arkasında ayrıca, İsmail Koçkaya, Ziya Kortu ve Veysel Özgür'ün olduğu belirlendi.

Yılmaz, Meclis Susurluk Komisyonu'na verdiği ifadede bu yumruk olayını şöyle anlattı:

"Almanya'daki bir toplantıdan dönerken, akşam saat 9 sularında, Budapeşte'ye yakıt ikmali için indik. Budapeşte'de gece kalıp ertesi gün Türkiye'ye dönmeyi kararlaştırdık. Yanımızda hanımlar vardı; onların arzusuna uyduk. Ertesi gün, Budapeşte'den ayrılırken saat -mahalli saatle- 5'e 10 kala, lobide -valizlerimiz arabaya yüklenmiş vaziyette- kahve içerken, genç bir şahıs gülerek üstüme geldi ve bana yumruk attı. Bunun üzerine, korumalarım müdahale etti; fakat beni, yüzüm filan kanayınca müdahale etmek için otel resepsiyonunun arkasındaki bir odaya götürdüler. O sırada, korumalarla bu şahıs mücadele ediyormuş, boğuşuyormuş; korumalar, bir an beni göremeyince, başka şahısların da bu işin içinde olduğu ve beni kaçırdıklarını düşünerek beni aramaya başlamışlar; adam bundan istifade edip kaçmış. Kaçarken bir Mercedes arabaya bindiğini tespit etmişler; arabada üç tane daha şahsın olduğunu tespit etmişler. Ben buraya geldikten sonra, MİT'ten bana bu konuda bilgi geldi. Bu saldırıyı organize edenlerin, İstanbul'da Halkalı'da faaliyet gösteren Sultan Tekstil isimli bir firmada, Abdullah Çatlı'nın ortağı olan Aydın -şu anda soyadı hatırımda değil, sonra bildiririm- isimli bir şahıs olduğu, bu şahsın Macaristan'daki İsmail Hoşkaya, Veysel Özerdem ve üçüncü bir şahısla

-zannediyorum Erol isimli- işbirliği halinde bana bu saldırıyı organize ettiklerini MİT bana bildirdi. Bu işin karşılığında 100 bin dolar ödenmesinin söz verildiğini; asıl senaryonun da herhangi bir şekilde, benim oteldeki kumarhaneye götürülüp, orada olay çıkarılıp, bunu Türkiye'ye bir siyasi sansasyon şeklinde yansıtılması olduğunu, yani siyasi amaçlı olduğunu; ama, bu gerçekleşmeyince lobide böyle bir saldırının yapıldığını bana ifade ettiler."

Yılmaz, devlet içindeki çetelerle mücadele konusunda samimi olsa da Susurluk'u, özellikle Kutlu Savaş'ın o dönem için büyük önem arz eden (Ben de gazeteci olarak çok yararlanmıştım) raporundan anlaşılacağı üzere Çiller'e yakın bürokratları yıpratmak amacıyla kullandı. Yılmaz, Savaş'ın hazırladığı raporun bazı sayfalarının neden sansürlendiğini açıklarken de şu ifadeyi kullanmıştı:

"Açıklarsak, bir daha devlet adına kimseye hiçbir şey yaptıramayız."

OĞLUNUN İNTİHARI ONU YIKTI

Mesut Yılmaz 1976'da Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyan kız kardeşi Nilüfer Hanım vasıtasıyla tanıştığı Berna Müren ile evlendi. (Berna Hanım, Şişli Terakki Lisesi'nden mezun olduktan sonra Robert Kolej'e girmişti. Kolejin üniversite kısmı sonradan Boğaziçi Üniversitesi oldu.) Bu evlilikten iki çocuk dünyaya geldi. İlk çocuk Yavuz 1979 yılında doğdu. 1987'de doğan küçük oğula ise dedesinin adı verildi: Hasan.

Büyük oğul Yavuz, 2017'de 'Sara Hastalığı'nın neden olduğu psikolojik buhranla başa çıkamayınca intihar etti.

Yavuz Yılmaz'a 'Temporal Lob Epilepsi' teşhisi konulmuştu. Oğul Yılmaz, tedavisi çok zor olan ve ilaçla kontrol edilen hastalık yüzünden sık sık nöbet geçiriyordu. Bunalıma girmişti. Düzenli alması gereken ilaçları bir yıldır kullanmıyordu. İşe gidemediği için şirketlerindeki tüm görevlerini 2016'da kardeşi Hasan'a bırakmıştı.

Yavuz Yılmaz, 16 Aralık 2017'de sabaha karşı 02:30'da o sırada annesinin tedavisi için ABD'de olan babasını aradı. "Annemin durumu nasıl?" diye sordu. Mesut Yılmaz "Merak etme oğlum, annen iyi. Birkaç saat sonra uçağa binip eve dönüyoruz" dedi. Yavuz Yılmaz, telefonu kapattıktan sonra babasının çalışma odasına geçti. Babasına ait ruhsatlı Smith Wesson marka tabanca ile 03:00'te yaşamına son verdi.

Beykoz Konakları'ndaki villanın tüm camları güvenlik nedeniyle kurşun geçirmezdi. Bu nedenle silah sesini kimse duymadı. Sabah 09:00'da evde çalışan personel villaya geldi. İçeri girdiklerinde Yavuz Yılmaz'ın cansız bedenini görünce polisi aradılar.

YAVAŞ KONUŞUR, AMA HIZLI SATRANÇ OYNARDI

Mesut Yılmaz, ağır ağır ve duraksayarak konuşan bir siyasetçiydi. Çok iyi bir satranç oyuncusuydu ve genel eğilimin aksine bu oyunu hızlı oynardı.

Bir Galatasaray taraftarı olan Mesut Yılmaz'ın -elbette Galatasaraylılığın bağımsız olarak- 'Mason' olduğu yönünde tezviratlar da yapıldı bir dönem.

Aralık 1995 seçimlerinden önce piyasaya sürülen resimlere göre Mesut Yılmaz, güya 'Ankara Hâkim Şapitri 1992 Yıllığı'nın 65 sayfasına kayıtlı olup Türk Mason Derneği Yüksek Şura Üyeleri' arasındaydı. Ancak bu resimler montajdı, nitekim bu gerçek sonradan açığa çıktı.

Mesut Yılmaz'ın sağlığının bozulmasındaki sebeplerden biri de söndürmeden peş peşe sigara içmesiydi.

Yılmaz, geçtiğimiz yıl akciğer kanserine yakalandı, ameliyat geçirdi, önleyici kemoterapi tedavisi gördü. Ayrıca beyin tümörü tedavisi de gördü.

Yılmaz'ın akciğerindeki kanserli tümör 23 Ocak 2019'da yapılan operasyonla temizlenmişti. Mayıs 2020'de beyin sapında tümör saptanan Yılmaz bu sağlık sorunu konusunda da tedavi oldu.

Mesut Yılmaz'ın sağlık durumu ile spekülasyonlar son dönemde çok artmıştı. Öyle ki 20 Eylül 2020'de öldüğü iddia edildi, fakat hastanede tedavisinin devam ettiği anlaşıldı.

ANAP Genel Başkanı İbrahim Çelebi, "Mesut bey ülkesi için çok büyük fedakârlıklar yaptı. Kendisine zarar verdi ama ülkesine zarar verecek hiçbir icraatın içine girmedi. Genç yaşta kaybettik. Oğlunun ölümünden sonra kendini toparlayamadı" dedi.

Hakikaten de oğlunun intiharı, Mesut Yılmaz üzerinde çok derin izler bıraktı. Hem ruhen, hem de bedenen… Vadesi bu kadarmış, ama gidişini hızlandıran vesilenin bu olay olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Ben şahsen onu, 1990'lı yılların ortalarında gazeteciliğe ilk başladığım dönemdeki siyasi çalkantılardan ziyade 2016'daki net duruşu ile hatırlayacağım. Mesut Yılmaz, 'Fetret Devri'nin popüler siyasetçisiydi evet, ama aynı zamanda vakur bir devlet adamıydı. Allah rahmet eylesin.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA