Yaklaşık 1916'dan beri var olduğu bilinen İrlanda Cumhuriyet Ordusu IRA ile esas unsuru İngiltere olan Birleşik Krallık arasındaki "görüşmeler", şiddet dolu uzun bir sürecin sonunda 1988 yılında başlamıştı. Ancak bu görüşmelerin belirli bir sonuca ulaşarak bir anlaşmanın imzalanması 10 yıllık bir zaman almıştı. Yine 1988'de, "Bask Vatan ve Hürriyet Örgütü" ETA da İspanya'da ateşkes ilân ediyordu. Ancak ETA'nın 1988'deki ateşkes ilânı pek bir şey ifade etmemişti. Söz konusu teşebbüs ilk değildi ve son olmayacaktı. İnişlerle ve çıkışlarla, aynen önceki ateşkeslere benzer biçimde, sürecin 2010'a kadar devam ettiğini görüyoruz. Nihayetinde çözüme dönük adımlar ve sağlanan hak ve özgürlüklerle halk desteğini ve hatta meşruiyetini kaybeden ETA 2011'in sonunda silah bıraktı.
Devletin terör örgütleriyle görüşmesi ihtimali konusu açılınca, hemen IRA ve ETA örnekleri gündeme gelir. Fakat Türkiye'de fazla konuşulmamış bir başka örneği hatırlamalıyız: Afganistan'da barışın nasıl sağlanacağı tartışmaları sürerken, Kasım 2009'da CNN'de Christiane Amanpour'a konuşan Hamid Karzai, Taliban'la müzakerelerin acil ihtiyaç olduğunu vurguluyor, Obama yönetiminin buna karşı olduğunu ekliyordu. Aynı yılın Aralık ayında ABC kanalına konuşan zamanın ABD Savunma Bakanı Robert Gates ise Taliban liderlerinin müzakerelerle ikna edilebileceği fikrini dile getirmekteydi. Gates, bu konuda tekrar beyanat verdiğinde ise, Taliban'la uzlaşmanın mümkün olduğunu, fakat El Kaide ile benzer bir durumun söz konusu olamayacağının altını çizmekteydi. Tabii burada, 2008'in sonunda, Taliban'ın El Kaide ile tüm bağlarını kopardığını duyurmuş olduğunu da hatırlamalıyız. Üstelik, Taliban liderleriyle görüşmelerde bulunmuş isimlerden Washington'da dinlediğime göre, Taliban'ın önde gelen isimleri, zamanında El Kaide ile irtibatlarının olmasından ve yol açtığı sonuçlardan pişmanlık duyduklarını ifade etmektelermiş. ABD-Taliban görüşmelerine dair haberler o tarihlerden bugünlere kadar sıklıkla gündeme geliyor. Son olarak, 2013'e gelindiğinde, aynı Karzai, ABD ve Taliban'ın Afganistan dışında gizli görüşmeler gerçekleştirdiğini iddia etti. Ülkesindeki istikrarsızlığın her iki tarafın da işine geldiği iddiasıyla, Taliban'ın ABD birliklerinin ülkede kalmasını istediğini ifade ediyordu. Bu iddia ve suçlamaları, hem Taliban hem de ABD'nin çiçeği burnundaki Savunma Bakanı Chuck Hagel yalanladı. Bu konunun da gündemde kalacağını belirtebiliriz. En azından Amerikan medyasında esen rüzgâr bu yönde.
Şimdi Türkiye de benzer bir süreçte. 'Devlet terör örgütüyle müzakere etmez' yaklaşımı da, pekçok başka anlamsız inanış gibi terk edildi. Çünkü devlet, kendisinin ve daha önemlisi halkın, insanlarının yararınaysa, terör örgütüyle de görüşür. Aynen bir banka soyguncusuyla veya rehineler tutan herhangi bir kişiyle, pekçok seviyeden devlet görevlisinin görüşebiliyor olması gibi... Ne farkı var? Onlarca senedir silahla, dağlara taşlara serpilen bombalarla çözülemediği net biçimde görülmüş sosyal bir gerçeğin, insanın yararına olacak şekilde çözümününe yönelik her ne gerekiyorsa yapılmasından daha normal ne olabilir? Şu bir gerçek ki, akan kandan, dökülen gözyaşlarından toplumun her kesimi rahatsız. Çözüme yönelik adımları da toplumun büyük bir kesimi destekliyor. Bu yüzden Oslo görüşmeleri ortaya çıktıktan sonraki genel seçimlerden de iktidar partisi güçlenerek çıktı. Başbakanın çocukları dağda olan annelere yönelik çağrısının sebebi de, aynen IRA ve ETA'da olduğu gibi örgütü zeminsiz bırakmak.
Türkiye'nin terör problemini daha fazla demokratikleşme, normalleşme adımlarıyla çözecek olması, ülkenin önündeki en büyük engelin kalkmasıdır. Ateşkes ve teröristlerin Türkiye'yi terketmesinden sonraki demokratik reformlarla gelecek bu barış, büyüyen, gücü gitgide artan bir devletin, konunun manevi yönü bir tarafa, çok büyük maddi, ekonomiye yük olan masraflarından kurtularak bir anlamda "uçuşa geçmesi" demek olacaktır. Bu gelişmenin hem içeride hem de dışarıda, bölgede etkileri olacağı bir gerçek. İçeride, kimileri varlık sebeplerinin ortadan kalkacağı kaygısına düşecekler. Kimileri ise muhalif olmak adına içlerinden, "yeter ki terörü Erdoğan bitirdi demek durumunda olmayalım; varsın terör devam etsin" demeyi tercih etmekteler. Dışarıda ise önü açılmış, büyüyen bir Türkiye'den rahatsız olanlar, gelişmeleri zaten endişeyle izlemekte. Bu problemi bugüne kadar çözmeye kalkanlar hep sıkıntılarla karşılaştılar, hatta ortadan kaldırıldılar. İstanbul'da, MHP'li olduğunu ve askerliğini Doğu'da yaptığını belirten taksinin şoförümün dediği gibi "sonuna kadar destekliyorum; bu sefer çözülecek".
cuneyder@gmail.com
@cuneyder