Uluslararası siyasete ilgi duyanlar, Kim Jong-il'in ölümünün ardından görevi devralan oğlu Kim Jong-un için belki de reformlar yapabilecek bir kişi olmasından yana umutlanmıştı. Ne de olsa, ilk zamanlarındaki tabirle "çiçeği burnunda diktatör", 1983 veya 1984 doğumluydu. Kuzey'in oldukça genç lideri, Kore'nin dünyaya açılmasını ve barışı sağlayabilirdi. Üstüne üstlük aktif bir Twitter kullanıcısıydı. Evet, kendisinin olmadığını düşündüğünüz o hesaplardan biri, bizzat kendisine ait. Tüm o nükteli, güldüren, ABD başta olmak üzere Batı'ya sataşan göndermelerin sahibi, diktatörün bizzat kendisi. Orta Doğu'da, Arap ülkelerinde devrimlerin koordinasyonunda aktif bir araca dönüşmüş Twitter'da, 222.000 küsur izleyeni olan Kim'in takip ettiği tek kişi ise Kim Kardashian. Esasında bir Kore ismi olarak, soyadı Kim; adı değil. Fakat şöhret adı Kim olan Kimberly Kardashian ile bir çeşit adaşlık iddiasında bulunuyor gibi.
CNN, zamanında babasının da oldukça gizemli olduğunu ifade ediyordu. Şimdi bu devrin olabilecek en yüksek gizemiyle, İsviçre'de başka bir kimlik altında okumuş ve eğitimine Kuzey Kore'de askeri akademide devam etmiş olan Kim, babasının ölümüne kadar tek bir fotoğrafının olmamasıyla biliniyordu. Aralık 2011'den bu yana ise Internet'i bile kapalı devre olan, kurum içi sistemlerimize benzer bir 'intranet'in dahi gayet sınırlı biçimde kullanıldığı bir ülkenin Twitter'daki genç lideri.
"Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti", adındaki şatafata rağmen, demokratik olduğu asla söylenemeyecek bir yapı. Dünyadaki en düşük insan hakları seviyesine sahip olduğu, kötü hukuk düzeyinde başka hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacağı pekçok kaynakta vurgulanıyor. 'Kim Hanedanı'nın seneler senesi demir yumrukla yönettiği Kuzey'de, Kim Cong-il'in ölümünün açıklandığı gün, kısa menzilli füze denemesi yapılması acaba o an, gün ve saat itibariyle "tahtı" daha devralmamış durumdaki genç diktatör adayı "Büyük Halef"e de askeri bürokrasi kaynaklı bir iş öğretme ve hatta kendilerini gösterme tavrı mıydı? Bu da düşünülebilir.
Son günlerde Kore Yarımadasında yükselen tansiyona dair haberler dikkatinizi çekmiştir. Esasında iplerin gerilmesi, Kuzey Kore'nin nükleer ve füze denemeleriyle başladı. Bunun üzerine bir karşılık olarak, Birleşmiş Milletler, Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımlarını sıkılaştırdı. Bunun da ötesinde, ABD ve Güney Kore, sınırın hemen güneyinde ortak bir tatbikata başladı. Hatta Amerikan hava kuvvetlerinin radara yakalanmama özellikli B-2 bombardıman uçakları, tatbikat kapsamında Güney Kore'ye konuşlandı. Tabii ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel'in ABD'nin Batı Yakasındaki füze savunma sistemlerini güçlendirme kararı da bu kapsamda öne çıkan haberlerdendi. Kuzey Kore diktatörünün ölümü ve oğlunun dikta koltuğunu devralışı hariç, bütün bu olanlar, yeni gerilim, hemen hemen son bir-iki ayın gelişmeleri. Tabii bu arada, Kuzey'in de Güney'in de, yarımadanın tamamında mutlak egemenlik iddiasında bulunuyor olmasına rağmen, bir iyiniyet gösterisi olarak, müşterek bir sanayi bölgesi açtıklarını, işlettiklerini de hatırlayalım. Tüm bu yüksek tansiyon sürerken, sadece silahlarla değil, sanayiden yana da bir kart oynamayı tercih eden Kuzey, söz konusu ortak sanayi bölgesinden çekilme tehdidinde de bulundu. İşte dikkat kesilmemiz gereken nokta burası.
Bütün bu olanlar ne anlama geliyor? Hatırlatmamız gereken en önemli konu, iki tarafın da rest çekmekle 'savaşacakmış gibi' yapmayı tercih ettiği. Çünkü Kuzey Kore'nin meydan okuyarak "Savaş Hâli Durumu" ilân etmesi, işin sadece reklam kısmını oluşturuyor. Kuzey Kore ile Güney Kore, zaten savaş hâlinde. Böylesi bir duyuru ile dünya gündemindeki yerini, kolay unutulmamak üzere sağlamlaştırmış oluyor, o kadar. Üç yıl sürmüş olan ve Türkiye'nin de 750 kadar şehit verdiği (2147 gazi) Kore Savaşı'nın ardından resmi bir barış antlaşması, 1953'ten beri zaten hâlâ imzalanmadı. Bugün dahi Kuzey ve Güney Kore arasında sadece ateşkes söz konusu. Mevcut gerginlik sonucunda, Güney Kore tetikte olmakla beraber hiçbir olağandışı askeri hareket tespit etmediklerini bildiriyor. CNN'in 30 Mart akşamındaki haberine göre, Pentagon da aynı şekilde, bütün olanların meydan okuyucu bir gövde gösterisinden ibaret olduğu kanaatinde.
Sakın tüm bu gösteri ve meydan okumalar, müştererek sanayi bölgesinden gelen kârı artırmaya yönelik, devletler çapında bir tüccar uyanıklığı olmasın? Ne de olsa ateşkes sürüyor, barış antlaşması da uzak ufukta. Bu esnada, ortak ticaretten gelecek kârı artırmak, zor durumdaki Kuzey Kore için gerçek bir can suyu olmayacak mıdır? Kuzey Kore'nin durumundaki her kime sorarsanız, ufak bir kâr için bile tüm bu blöfleri yapmaya değer. Tabii bir de bu gerilim sırasındaki takınılan tavırlarla, dünyadan çok iç kamuoyuna, halklara güç mesajının gönderiliyor olması var: Tehdit eden için de, tehdit edilen için de, onların koruyuculuğuna savunmuş olan kimileri bakımından da bu durum tamamen aynı.
cuneyder@gmail.com
@cuneyder