Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ENGİN ARDIÇ
ENGİN ARDIÇ

Eski defterler

Sayfa dibine sıkışmış küçük bir haber... Belli ki kimsenin umurunda olmaz diye oraya tıkılmış, çünkü aradan on dokuz yıl geçmiş...
Devlet Bey konuşuyor, ...
Ortaya attığı bomba da şu:
"Mesut Yılmaz cumhurbaşkanı olmak istedi!"
2000 yılından söz ediyor, artık çoktan unutulan "millenium" günlerinden.
Öyle ya, o yıl doğan çocuk şimdi profesyonel futbolcu. (Galatasaraylı Yunus.)
Demirel'in görev süresi dolmuş, Ecevit anayasayı değiştirip Demirel'in bir yedi yıllığına daha cumhurbaşkanı seçilebilmesi için çırpınıyor, başaramıyor...
Kendisi aday olamıyor çünkü lise mezunu.
Devlet Bey'in de hiç o taraklarda bezi yok.
Ortalıkta CHP de yok, çünkü CHP mecliste de yok!
Kalıyor ... O çok gereksiz koalisyonun üçüncü ortağı.
Çok haklı olarak bunu istemiş. Devlet Bey'e de söylemiş.
Devlet Bey "uygun düşmez" demiş.
Bal gibi uygun düşerdi.

***
Sonuçta, Ecevit'in bu gibi durumlarda başvurmayı pek sevdiği bir formüle sarıldılar: Başkanı cumhurbaşkanı seçildi.
Basın da hemen onu yağlayıp yıkamaya koyuldu: Gima'dan alışveriş ederken kasada kuyruğa girermiş de, pazar filesini yanından eksik etmezmiş de, falan da filan da...
Şöyle iyi memurdu, böyle iyi memurdu.
Evet, iliklerine kadar memurdu.
Ruhları kalorifer dumanı kokan gazeteciler onu sığdıracak yer bulamadılar.
***
Çünkü Ankara'nın, çünkü sistemin, çünkü isterseniz "establishment" deyiniz onun, "sivil bir cumhurbaşkanına" tahammülü yoktu.
Cumhurbaşkanı ya memur olacaktı, ya da Demirel gibi yıllarca bürokrasiyle mücadele ettikten sonra pes edip bürokrasiye teslim olmuş birisi...
Oysa Mesut Yılmaz o dönem içim mükemmel çözümdü...
O dönem dedik... Yılmaz sonradan bağımsız milletvekili olarak meclise girip "kendisine ihtiyaç duyacakları" 2007 yılını bekledi ama köprülerin altından çok sular akmıştı...
Bir devir kapanmış, bir devir değişmişti, yeni bir Türkiye başlamıştı ve Yılmaz artık bir politika emeklisiydi.
Şimdi sağlığı yerinde olsa ne güzel bir Viyana büyükelçisi olur.
***
Birçok ahmağın bunca yıl sonra bile "solcu" sanmakta direndiği Ecevit, bu gibi durumlarda gerçek yüzünü ortaya koyuyor, çözümü daima bürokraside arıyordu.
Halktan gelen siyasetçiler "yaramazlık" ettikleri zaman gerekirse onların kulağını çekecek bir "baba"... Devletin sahibi bürokrasi ya...
Eh, İsmet Paşa'nın kışlasında yetişmiş adamdan da başka bir "refleks" beklenemezdi.
Belki anayasa kitapçığını yediği zaman aklı başına gelmiştir ama geçmiş ola.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN