Benim küçük balımın karne törenindeydim...
Alçakgönüllü bir semtte tatlı bir devlet okulu. Bahçe büyükannelerden annelere kadar kadınlarla doluydu; iki üç de baba sırtlarını duvara vermiş çocukların çıkmasını bekliyordu...
Kaç yıldır bu törenlere giderim...
Tatlı bir neşesi olur...
Bu sefer bahçeye hâkim olan atmosfer dikkatimi çekti: Annelerin yaşam enerjileri solmuş, tatları kaçmış, belli ki kafaları bin türlü dertle meşgul...
Böyle sosyolojik tabloları ciddiye alacak birileri varsa, haberi olsun diye yazıyorum.
Çocuklar ellerinde karneleriyle güle oynaya merdivenlerden inip solgun annelerine koştular...
***
Ben, ben, ben...***
Narsistikler konusunda yaygın bir yanılgı da şu: Hepsinin başarılı, önemli insanlar olduğunu sanırız ya...***
Dizi ve film sektöründe özellikle genç izleyici radikal bir dönüşümün eşiğinde...
İster istemez sektör de bir gün bu değişime kulak vermek zorunda kalacak, kaçış zor.
Geçen gün İspanyol dizileri üzerine ilginç yazısında Reşat Çalışlar şunu vurguluyordu: "Eskiden 'Ne izlesek/ Ne okusak?' diye sorardık. Şimdi ise 'Keşke izlemeye/okumaya vakit ve ortam bulsak' diye iç çekiyoruz."
Peki gerçekten vakit yok mu? Var. Geçmişe göre daha fazla hatta...
Ama odaklanabilme becerisi ve arzusu kaybolmak üzere...
***
ATV'nin yeni dizisi A.B.İ. birden fark oluşturdu...