Her hasta hızla iyileşmek ister; çarçabuk sevdiklerine kavuşmak ister...
Ama ya iyileşmenin yolu önce doğru düzgün dinlenmekten geçiyorsa?..
Bakmak ile dinlenmek arasındaki bağı hiç düşündünüz mü?
***
80'li yıllara ait tanınan meşhur bir araştırmadır...
Profesör Roger Ulrich, Pennsylvania'da bir hastanede
safrakesesi ameliyatı geçiren hastaların kaldıkları odanın ağaçlıklı bir manzarası varsa daha çabuk iyileştiğini ve daha az ağrı kesiciye ihtiyaç duyduğunu fark etmişti...
Tabii yıllar geçip safrakesesi operasyonları
"Bugün ol, yarın sabah taburcu edil" modeline dönünce pek tutulan bu araştırma zamanla unutuluverdi...
Üzerinden epey yıl geçtikten sonra bu kez
İsveç Uppsala Üniversitesi daha iyi tasarlanmış bir araştırmayı
kalp ameliyatı geçirenler üzerinde yaptı...
Bir grup hasta, ameliyat sonrası boş bir duvara veya soyut bir resme bakarken, bir grup hasta da
duvarda asılı ağaçlıklı tabiat manzaralarına baktı.
İkinci gruplar hep daha az ağrı kesiciye ihtiyaç duydu, ameliyat sonrası psikolojik sıkıntıları daha az yaşadı...
Bak şimdi!
Ağacın resmi bile iyi mi geliyordu?
***
Yıllar içinde pek çok araştırma ortaya koydu ki...
Tabiatın ortasında olmak iyileşmeye yetmiyordu ama ister pencereden dışarı, isterse duvardaki resme bakarak yaşanan
"dinlenme" duygusu iyileşmeyi hızlandırıyordu...
Hep söylenir ya...
Egzersizlerini kapalı salonda yapınca yorulan insanlar yakındaki bir parkta açık havada yapınca daha dinç ve huzurlu hissederler, doğrudur...
***
Sakın ha!
Spor salonunda bunu itiraf edip çalışanların ekmekleriyle oynamayın!
Lakin bilin ki...
Dinlenmek başka bir şey ve
hem "dışarıdaki" hayatla hem de zihnimizle (gördüğümüzle) doğrudan bağlantılı...
Kapalı bir odada sedire uzanmak
dinlenmeye yetmiyor.
***
Şimdi durup dururken bir pazar günü bunları niye yazıyorum?
Hepimizin
"içinde" önce dinlenip sonra ağır ağır iyileşmesi gereken bir yerlerimiz vardır, eminim...
Dışarı bakın, dışarı çıkın, etrafı koklayın; sadece ağaçları değil, çiçekleri, kuşları ve gökyüzünü görün istiyorum...
Hele kuşlar, ah kuşlar!
***
Necip Fazıl mı diyordu hani?
"Takınsam kanat manat, kuş muş olsam seğirtsem..." Bir de Füruğ'un o dizesi sarsar beni:
"Kuş ölür, sen uçuşu hatırla!" Ben ne diyorum?
Ne dediğimi biliyor muyum?
En iyisi yazıyı burada kapatmak...