İran'a beklenen saldırı gerçekleşti. Kendi çıkarları ve güvenliği için on yıllardır İslam dünyasını yakıp yıkan soykırımcı siyonist zihniyet, göstermelik müzakere masasını devirip diplomasi yerine yine savaş ve kaos projesini devreye soktu. Hedef ve yöntem yine aynı.
En son Gazze'deki vahşi katliamlarda da görüldüğü üzere amaç Irak, Afganistan, Yemen, Suriye ve Lübnan gibi İran'ın da yakılıp yıkılarak siyonist rejimi tehdit edemeyecek düzeyde parçalanıp askeri, siyasi ve ekonomik açıdan felç edilmesidir. Böylece İran'ı da diğer İslam ülkeleri gibi İsrail'in istediği şekilde at koşturduğu ordusuz ve savunmasız bir ülkeye dönüştürmek.
Ancak İran saldırısında alınan bütün önlemlere ve dört bir koldan devreye sokulan sinsi planlara rağmen işler siyonistlerin umduğu gibi gitmedi. Öncelikle İran'a yönelik kaotik projede ABD ve İsrail'in siyasi ve askeri hedeflerinin örtüşmemesi bu farklılığın en somut kanıtı.
Siyonist İsrail, İran'ı yeni bir Irak, Lübnan veya Afganistan'a dönüştürmek isterken bu projelerin maliyetini gören ABD ise İran devletini yıkıma sürükleyecek tam teşekküllü bir savaştan ziyade Tahran'daki rejimi değişim ve dönüşüme zorlayacak geniş kapsamlı bir saldırı seçeneğini benimsiyor.
***
Zaten İran'a yönelik yeni saldırıda da İsrail yerine ABD'nin tercih ettiği yöntemin ağır bastığı anlaşılıyor. Haliyle ABD Başkanı Donald Trump, siyonist lobilerin bütün baskısına rağmen İran'da Lübnan ve Irak'takine benzer bir kaotik senaryoya izin vermedi. Trump'ın İran'da Suriye'deki halk devrimiyle elde edilene benzer bir amaca hizmet edecek askeri bir operasyona başvurduğunu görüyoruz.***
Burada en belirleyici faktörlerden biri de bölge ülkelerinin Türkiye öncülüğünde aldığı tavır olduğunu unutmayalım. Nitekim Türkiye, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarının ardından yaşanan bölgesel krizde herhangi bir ülkenin tarafında yer almayarak, kalıcı barışın ve istikrarın yanında durmasıyla diplomatik ve jeopolitik pozisyonunu dünyaya ilan etti.