Türkiye'nin en iyi haber sitesi

BERCAN TUTAR

Siyonist kaos projesine darbe

Sesli dinlemek için tıklayınız.

İran'a beklenen saldırı gerçekleşti. Kendi çıkarları ve güvenliği için on yıllardır İslam dünyasını yakıp yıkan soykırımcı siyonist zihniyet, göstermelik müzakere masasını devirip diplomasi yerine yine savaş ve kaos projesini devreye soktu. Hedef ve yöntem yine aynı.
En son Gazze'deki vahşi katliamlarda da görüldüğü üzere amaç Irak, Afganistan, Yemen, Suriye ve Lübnan gibi İran'ın da yakılıp yıkılarak siyonist rejimi tehdit edemeyecek düzeyde parçalanıp askeri, siyasi ve ekonomik açıdan felç edilmesidir. Böylece İran'ı da diğer İslam ülkeleri gibi İsrail'in istediği şekilde at koşturduğu ordusuz ve savunmasız bir ülkeye dönüştürmek.
Ancak İran saldırısında alınan bütün önlemlere ve dört bir koldan devreye sokulan sinsi planlara rağmen işler siyonistlerin umduğu gibi gitmedi. Öncelikle İran'a yönelik kaotik projede ABD ve İsrail'in siyasi ve askeri hedeflerinin örtüşmemesi bu farklılığın en somut kanıtı.
Siyonist İsrail, İran'ı yeni bir Irak, Lübnan veya Afganistan'a dönüştürmek isterken bu projelerin maliyetini gören ABD ise İran devletini yıkıma sürükleyecek tam teşekküllü bir savaştan ziyade Tahran'daki rejimi değişim ve dönüşüme zorlayacak geniş kapsamlı bir saldırı seçeneğini benimsiyor.

***

Zaten İran'a yönelik yeni saldırıda da İsrail yerine ABD'nin tercih ettiği yöntemin ağır bastığı anlaşılıyor. Haliyle ABD Başkanı Donald Trump, siyonist lobilerin bütün baskısına rağmen İran'da Lübnan ve Irak'takine benzer bir kaotik senaryoya izin vermedi. Trump'ın İran'da Suriye'deki halk devrimiyle elde edilene benzer bir amaca hizmet edecek askeri bir operasyona başvurduğunu görüyoruz.
Çünkü hep söylediğimiz gibi siyonist İsrail zihniyetinin bölgemize dizayn verdiği dönemler artık sona eriyor. Zira Amerikan yönetimi, Avrupa'ya ek olarak Rusya ve Çin gibi ülkelerin de desteğini alarak İran'ı savaşa girmeden de değiştirebileceğine inanıyor. ABD'nin elindeki bu diplomatik, siyasi ve ekonomik kozlar İran rejimini daha çok zorluyor.
Bu nedenle ABD, talepleri kabul edilene kadar rejimi askeri anlamda da tüketecek saldırılarına uzun süre devam edebilir. Rejimin siyasi, ekonomi ve diplomatik izolasyon yanında sistematik bir askeri saldırıya dayanma gücü sınırlı olacaktır. Saldırılar uzadıkça İran halkında öfke de artacaktır. Kitlelerin sokaklara çıkması rejimin ABD ve İsrail'e karşı son kartını da elinden alacaktır. İş bu raddeye gelmeden rejimin değişim seçeceğini masaya getirmesi sürpriz olmayacaktır.

***

Burada en belirleyici faktörlerden biri de bölge ülkelerinin Türkiye öncülüğünde aldığı tavır olduğunu unutmayalım. Nitekim Türkiye, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarının ardından yaşanan bölgesel krizde herhangi bir ülkenin tarafında yer almayarak, kalıcı barışın ve istikrarın yanında durmasıyla diplomatik ve jeopolitik pozisyonunu dünyaya ilan etti.
Ankara'nın hiçbir ülkeye saldırılar için destek vermemesi ve uluslararası hukuk temelinde bir çözüme işaret etmesi her açıdan bölgemizin geleceğine dair yeni yol haritasının ilanıdır. Türkiye'nin bu çıkışı, ABD'nin diplomasi söylemini ve askeri manevralarını siyonist İsrail'in çıkarlarını önceleyen bir araç olmaktan çıkarması için de bir fırsat sunuyor.
Dolayısıyla İran'a sert güç unsurlarıyla verilen yanıtın bir savaştan ziyade askeri bir operasyonun sınırları içinde kalması zaten siyonist zihniyetin istediği bölgesel kaos projesinin şimdiden çöktüğü anlamına geliyor. Bu aşamadan sonra hiç kimse ve hiçbir şey aynı kalmayacak. Ne İsrail, ne ABD ne de İran.
Herkes değişecek. Bu köklü değişim ve dönüşümde Türkiye faktörünün ne kadar etkili olduğunu tarihler ileride yazacaktır. Hâsılı kelam, dünyanın ve bölgemizin nefesini tutarak izlediği İran krizinde kim kazanırsa kazansın asıl kaybeden siyonist zihniyet olacaktır. Bu bağlamda İran ile İsrail ve ABD'nin birbirlerine gönderdiği füzeleri, bölgemizin postsiyonist döneme girişini simgeleyen ateş fişekleri olarak da okumak lazım.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.