ABD ve İsrail'in İran'a 28 Şubat'ta başlattığı Destansı Öfke adlı saldırılar beklenen sonucu vermedi. ABD ve İsrail de İran da istediğine tam ulaşamadı. Fakat açıklamalara baktığımızda iki taraf da zafer ilan ediyor. Tahran da Washington da savaşı kazandığını söylüyor.
Peki, bu mümkün mü? Bir savaşın iki kazananı olabilir mi? Bu iddia 'sıfır toplamlı' bakış açısına kitlenmiş mantıklar için imkânsız görünüyor. Çünkü savaş bir 'kazan kazan' oyunu değil. Ancak gelişmelere aktörlerin aktüel pozisyonlarından değil de orta ve uzun vadeli jeopolitik perspektiften baktığımızda her iki tarafın 'biz kazandık' demesinde o kadar da tuhaflık yok.
Zira her ikisi de kendini kazanıyor görüyor. O zaman bu öfke nöbetlerini nasıl açıklayacağız? Özellikle de ABD Başkanı Donald Trump'ın gelgitlerini ve tehditlerini. Bunun nedeni tam bir zafer elde edememesi daha doğrusu kazandığı yarım zaferi İran ile paylaşamamasından kaynaklanıyor.
***
Unutmayalım ki İran'daki rejimin zafer ölçütü yaralı da olsa sağ kalabilmesiydi. Beklediklerinden daha fazlasına ulaştılar. Saldırılar hem içerideki muhalefeti susturdu hem de sertlik yanlısı rejimi daha da güçlendirdi. Haliyle Hürmüz Boğazı kozuyla pazarlık gücü küresel ölçekte artan yeni rejimle müzakere etmek daha da zorlaştı. Çünkü İran içindeki uzlaşı ve reform yanlısı ılımlı sesler şimdi tamamen marjinalleşmiş durumda. Üstelik ABD'nin daha fazla savaşmak istemediğini de görüyorlar.***
Bu nedenden olsa gerek Trump'ın esip gürlemelerine pek aldıran yok. Öyle ki ABD liderinin Tahran'a iletilen 14 maddelik anlaşma metni ile ilgili "Hemen imzalamaları gerekiyor. Yoksa İran'dan yayılan büyük bir ışık hüzmesi göreceksiniz" şeklindeki nükleer holokost çağrışımlı son paylaşımındaki tehdit bile istihzayla karşılandı.