İran savaşı ve Hürmüz krizinde gözler bölgesel aktörlerin yanında Çin ve Rusya'ya da odaklanıyor. Zira ABD yeni küresel stratejide bu iki rakip güç ile ilişkilerini istikrara kavuşturmaktan yana bir tutum sergiliyor. ABD Başkanı Donald Trump, mevkidaşı Rus lider Vladimir Putin ile son görüşmesini 15 Ağustos 2025'te Alaska'da gerçekleştirdi. Toplantı iki ülke arasındaki açık düşmanlığı sona erdiren bir manifesto niteliğindeydi. Trump, Çin lideri Şi Cinping ile de 15 Mayıs 2026'da Pekin'de görüştü.
Geçen asrı ABD ve Rusya gibi iki ülkenin ilişkileri şekillendirdi. Çin geçen asırda Rusya kadar belirleyici olamadı. Aynı gerçeklik 21. yüzyıl için de geçerli. Ne var ki SSCB'nin yıkılmasından sonra küresel arenaya geri dönen Rusya'nın etkisi geçen yüzyılda olduğu gibi fazla kapsayıcı değil.
Kendi hinterlandı ile sınırlı kalan bölgesel kutuptan öteye geçemeyeceğini gördük Kremlin'in. Karabağ, Libya, Suriye, Venezuela, İran ve Küba'daki gelişmeler bize Rusya'nın Ukrayna'daki gibi belirleyici olamayacağını, hatta rahatlıkla "by-pass" edilen bir güce dönüştüğünü gösterdi.
***
ABD ve Rusya ilişkisi soğuk savaş algısıyla malul olsa da ideolojik alandan çıkıp jeopolitik sahaya geçtiğimizde iki aktörün çok iyi uzlaşan ve dünyayı nüfuz alanlarına göre paylaşan birer emperyalist aktör olduğunu unutmamak lazım.***
Fakat bu etkileri artık azaldı. Özellikle Batılı olmayan modern dışı kalkınmanın iki yıldızı olarak gösterilen Türkiye ve Çin'in yükselişi, ABD ve Rusya'nın tekelindeki küresel kısırdöngüyü zorlamaya başladı. Ukrayna savaşından sonra İran savaşını da bu küresel uzlaşı ve kısırdöngünün kırılma a(la)nlarından biri olarak görmek lazım.