İdeolojiler en nihayetinde jeopolitik stratejilerin arabasına koşulan birer attır. Maksat hâsıl olunca veya randıman alınamayınca değiştirilirler. Haliyle jeopolitik realitelerle ideolojik fantazyaları karıştıranların akıbetinin hüsrana uğrayan siyonistler gibi olması kaçınılmazdır. Zira jeopolitik gerekçelerden dolayı Batı'nın bir aparat olarak kullandığı siyonizmin raf ömrü doldu. Bölgemiz ve dünya artık post-siyonist bir döneme doğru ilerliyor.
Çünkü şartlar değişiyor. Şartlardan kastım jeopolitik determinizmden dolayı küresel sistemde hissedilen tektonik sarsılmalar. Unutmayalım ki 20. yüzyıl jeopolitikasının ürünü olan siyonist oluşum ancak Osmanlı'nın çözülüşüyle birlikte bölgemize konuşlandırılabildi. Görevi, sömürgeci Batı'nın bekçi köpekliğiydi. Önce İngilizler, ardından Amerikalılar tarafından her kirli işte kullanıldılar.
Bu bağlamda siyonizm ideolojisinin öncülük ettiği soykırımcı politikaların Batı'nın geçmiş yüzyıllarda Afrika, Asya ve Latin Amerika'da devreye soktuğu kana, talana, işgal ve etnik temizliğe dayalı sömürgeciliğin bir kopyası olduğunu akıldan çıkarmamak lazım.
***
Fakat Osmanlı'nın dağılmasıyla güçlenen siyonist ideoloji şimdi tam tersi bir süreci yaşıyor. Türkiye'nin yükselişe geçmesiyle bu kez siyonist politikaların zayıflamaya başladığını görüyoruz. Bir bakıma Osmanlı ve siyonizm arasındaki ters orantı bu kez lehimize.***
Çünkü siyonistlerin aidiyetleri yaşadığı ve temsil ettiği ülkeye değil İsrail'edir. Bu tarz çıkışlar Amerikan kamuoyunu daha da öfkelendiriyor. Örneğin ABD'deki en büyük Yahudi lobisi AIPAC'in İran anlaşmasını eleştirmesi Trump'ın tabanında infiale yol açtı. Özellikle Tucker Carlson, Candace Owens, Megyn Kelly ve Joe Rogan gibi isimler İsrail'i topa tuttu/tutuyor.