Tek kurşun atmadan toplumlarda kafa karışıklığı, güvensizlik, korku ve kutuplaşma yaratmak… Çağımızda savaşlar "kara, deniz, hava, uzay ve siber alandan" sonra artık "zihni alana" da sıçradı. Sahadaki savaşların dijital mecraya kaydığı bu dönemde Türkiye, jeopolitik önceliklerle hedefteki ülkeler listesinde üst sıralarda. "Bölgemizde herkesin sözü, Türkiye konuşana kadar geçerli!" İşte bu nedenle "iletişim mekanizmalarının cerrah hassasiyetiyle" işletilmesi gerekiyor.
Bu bağlamda, Milli Savunma Bakanlığı'nın "örnek iletişim stratejisini" anlatmak istiyorum. Ama önce kritik önemdeki bir buluşmadan bahsedeceğim. MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'nin organize ettiği," NATO İletişimciler Konferansı", 7-10 Eylül'de "Çok Uluslu Müşterek Harp Merkezi Komutanlığı'nda" gerçekleştirildi.
42 ülkeden alanında uzman 542 iletişimcinin katıldığı konferansta, "Askeri halkla ilişkiler, Bilgi operasyonları ve Psikolojik Harekât Yöntemleri" masaya yatırıldı. NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı (SACEUR) Orgeneral Alexus G. Grynkewich ve NATO Sözcüsü Allison Hart başta olmak üzere ittifakın üst düzey yöneticileri İstanbul'daydı. General Grynkewich'in, "Müttefikler, ortak iletişim diliyle güçlü caydırıcılık göstermeli" mesajını Türkiye'den vermesi manidardı… Hibrit tehditlerin ve dezenformasyonun arttığı modern savaş ortamı düşünüldüğünde bir gazeteci olarak izlenecek iletişim metotlarına ilişkin sinyaller aramaya başladım.
Konferans basına kapalıydı. Ancak Bakanlığın "haftalık bilgilendirme toplantısı" da konferansın son gününde Çok Uluslu Müşterek Harp Merkezi Komutanlığı'nda icra edildi. Bu vesileyle yabancı ve yerli katılımcılarla sohbet etme fırsatı buldum. Konuştuğum her yetkili programı "çok profesyonel" olarak nitelendirdi. Konunun üzerine biraz daha gittiğimde, bizzat SACEUR Komutanı Grynkewich'in de "Şimdiye kadar bu kapsamda gerçekleştirilen organizasyonların en iyisi" övgüsünü öğrendim.
***
Son dönemde NATO, kurumsal olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ne resmi platformlarında ayrı bir parantez açıyor. İttifakın sosyal medya hesaplarında MSB ve TSK'nın sosyal medya paylaşımları yayımlanıyor. Şüphesiz, TSK'nın ittifak içinde etkin görevler üstlenmesinin bunda rolü büyük. Ama arka planda "etkili iletişim diplomasisi" var. MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'nin hazırladığı bir görsel, bir sosyal medya mesajı 990 milyon nüfuslu ittifakın ortak dili haline gelebiliyor.
Şimdi filmi biraz geriye saralım…
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in 3 yıl önce göreve geldiğinde verdiği ilk talimatlardan biri 'şeffaflık ve açık iletişim' oldu. Güler, "TSK'nın halkına hesabını veremeyeceği hiçbir eylemi olmaz, olamaz" dedi ve detaylı bir iletişim stratejisi hazırlandı. O günden bugüne, her hafta basın, düzenli olarak bilgilendiriliyor. TSK'nın milli güvenliği esas alan kural ve geleneklerini esnetmeden basın mensuplarına yeterli ve gerekli bilgiler, -olayın niteliğine göre 'on the record' ve ya 'off the record' olarak- veriliyor.
MSB, medya mensuplarına "Toplantıma gel, bizim istediğimiz soruyu sor ve kimseyle temas kurmadan ofisine dön" demiyor. Aksine gazetecilere, ülkemizin askeri kapasite ve yeteneklerini yakından tanıtarak, halka doğru şekilde aktarılmasının önünü açıyor. Ankara ile sınırlı tutulmayan basın toplantıları Türkiye genelinde farklı birliklerde de gerçekleştiriliyor. Bu dinamik iletişim tarzı sayesinde MSB'nin faaliyetlerine basının ilgisi sürekli artıyor.
Bu vesileyle dikkate değer bir konudan daha bahsetmek istiyorum.
Bakan Güler'in özel direktifi ile sahada çalışan gazeteciler için "Savunma Muhabirliği Eğitim Programı" açıldı. Bu eğitimler savunma muhabirlerine hem mesleki manada önemli katkı sundu hem de TSK'nın reflekslerini daha yakın tanıyan gazeteciler, profesyonel terminolojiyle hazırlanmış haberleri kitlesiyle buluşturdu.
Bugün, NATO örneğinden de hareketle Milli Savunma Bakanlığı'nın iletişim stratejisinin küresel ölçekte bir referans noktası haline geldiği açık. MSB iletişim stratejisinin ülkemizin diğer kurumları için de örnek olması gerektiği de gözden kaçmaması gereken bir realite.
Bir Türk vatandaşı olarak baktığımda şunu görüyorum:
Millet ile "Milletin Ordusu" arasındaki gönül bağının, çeşitli dezenformasyon araçları kullanılarak zedelenmesi hedefleniyor. Türlü iftira ve provokasyon özellikle sosyal medya üzerinden servis ediliyor. TSK'ya yönelik operasyonların bertaraf edilmesi açısından, bilginin kaynağından direkt olarak uzman gazetecilere, onlar aracılığıyla da kamuoyuna ulaştırılması karanlık odakların oyununu bozuyor.
Anlıyoruz ki; ilk kurşunu silahla değil yalanla atanlarla, mevzilerini zihinlerde alma çabasına girenlerle mücadele de sahadaki kadar stratejik!