Sevgili Haluk Cangökçe'nin haklı isyanı!
"Tiyatro bitsin, perdeler kapansın, mahkeme de bitsin!" İsyana devam ediyor...
Bir ülkede adalet, saklambaç oynar hâle gelmişse...
Bir davada karar vermek yerine zaman öldürülüyorsa...
Ve bir siyasetçi, yargı süreci devam ederken sosyal medyada "kahraman" gibi pazarlanıyorsa...
Orada hukuk konuşulmaz.
Orada algı konuşur.
Orada tiyatro oynanır.
Günlerdir aynı manzara:
Hakkında diploma tartışmaları, ihaleler, belediye dosyaları, MASAK raporları konuşulan Ekrem İmamoğlu...
Ama ne hikmetse;
- Mahkeme uzuyor.
- Dosyalar kabarıyor.
- Karar gecikiyor.
Buna karşılık sosyal medya tam gaz çalışıyor.
Her gün aynı kadro.
Aynı fotoğraflar.
Aynı süslü cümleler.
Aynı "geleceğin lideri" masalları...
Yahu hukuk devletinde mi yaşıyoruz yoksa fan kulübünde mi?
Bir insan ya suçsuzdur, beraat eder.
Ya suçludur, cezasını çeker.
Bu kadar basit.
Ama bizde ne oluyor?
Yargı konuşmadan önce "tosunlar" konuşuyor.
Savcıdan önce sosyal medya karar veriyor.
Mahkemeden önce algı operasyonu yapılıyor.
Sonra da utanmadan "hukuk, adalet, demokrasi" diye nutuk atılıyor.
Geçin bunları.
Bir davayı yıllara yaymak adalet değildir.
Bir sanığı pop yıldızına çevirmek masumiyet değildir.
Toplumu ikiye bölerek mağdur kahraman üretmek siyaset değildir.
Bu ülke artık şunu istiyor:
- Dosya açıksa kapatın.
- Suç varsa hüküm verin.
- Yoksa da açıkça aklayın.
Ama bu ortaoyunu bitsin.
Çünkü her sabah aynı güzellemeleri görmek, aynı mağdur edebiyatını okumak, aynı "cumhurbaşkanım" şovlarını izlemek, insanların midesini bulandırıyor.
Ve şunu da unutmayın:
Gerçek adalet, sloganla gelmez.
Gerçek masumiyet, paylaşımla kanıtlanmaz.
Gerçek liderlik, mahkeme koridorlarından çıkmaz.
***
Hırsıza hâlâ "masum" diyen tosunlar.