Seyahatin bir yararı da insanı dünyanın sayısız ülkesiyle komşu, dost, hatta sevgili yapması. Birkaçı dışında ziyaret etiğim hemen her ülkeye, onun halkına, kültürüne ve yaşamına tutulmuşumdur. Tunus ve Fas da buna istisna oluşturmamıştı. 1998'de yazılmış ve bir yolculuk anıları kitabımda yer almış Tunus anılarıma dönüyorum. Ve bu ülkeyi her şeye karşın 'yaşam sevincini hiç yitirmemiş' olarak nitelediğimi görüyorum. İslam'ı, Batı'dan alınmış değerlerle yumuşak bir senteze tabi tutmuş, şeriatı hayatına hiç sokmamış, kendine özgü bir değerler skalası oluşturmuş bir ülkeydi. İnsanda hem sevinç hem de saygı duyguları uyandıran... Tunus şimdi zor günler yaşıyor. Ama her şey süt-liman görünürken bile sorunları vardı. Habib Burgiba'nın adeta yeniden yaratığı, bağımsızlığını ve kimliğini verdiği ülke hep zor koşullarda yaşamış, halkı ancak turizm sayesinde biraz nefes almıştı. Ama onu da istemeyen katı dincileri hep vardı. Ve yıllar boyu barış ve sükunet, en azılı muhaliflerin (ki sayıları binlere varıyordu) duvarlar ardında tutulmasıyla sağlanmıştı. Komşu Fas'ta da olduğu gibi. Şimdi işler karıştı. Çok uzun süren ve tam bir diktatörlüğe dönüşen tüm iktidarların kaçınılmaz akıbeti, orada da başa geldi. Bakalım bunlardan ne çıkacak. Ve güzel Tunus daha çok demokrasiyi ve sentez çabasını mı, yoksa apaçık bir bağnazlığı mı seçecek... İzlemeye değer.