Son gittiğim iki oyunun galasında gösteri-sonrası keyfini yaşayamadık. Dostlarımızla, sanatçılarla söyleşemeden ayrıldık. Profilo'da Tiyatro İstanbul'un Özel Hayatlar ve de Kenterler'de Cam oyunlarının gala kokteylleri son derece sönük geçti. İkisinde de, son kararların ışığında 'içki yasağı' uygulanmıştı. İlkinde ayrıca fuayenin ışıkları da yakılmamıştı (bu elbette tiyatronun kabahati). Kim karanlıkta kalır? İkincisindeyse içki olmamasından çok, bunun bir yasakla ortaya çıkmasından dolayı herkes mutsuzdu, sadece bu konuşulur gibiydi. Biz çekip gittik. Eminim ki bu durumu yaratanlar, yani ilgili yönetim, yargı ve yasama mensupları, tiyatro galalarına gidenleri de 'tıksırıncaya kadar içenler' olarak görmüyordur. Kendi adıma hiç öyle değilim, ama öyle ortamlarda rahatlayıp gevşemek için bir-iki kadehe de asla hayır demem. Peki ama, yaratılan bu endişe, hatta panik ortamı savunulabilir mi? Böyle yaparak 'endişeli modern'lerin sayısını çığ gibi büyüttüğünüzün farkında değil misiniz? İçinden geldiğiniz/ geldiğimiz Osmanlı kültürünün ayrıca 'bade'ye olan düşkünlüğünü, şiirinden müziğine içki ve içmeye nasıl sempatiyle baktığını da görmezden gelebilir misiniz? Ben aslında böylesine bir yasaklayıcı zihniyeti kimseye yakıştırmıyorum. Daha çok, bunun bir dizi karşılıklı yanlış anlamalardan geldiğini düşünüyorum. Öyleyse, bunları ortadan kaldıralım ve yıllardır yapılagelen şeylerin, birden katı biçimde yasaklandığı yönünde giderek büyüyen şehir efsanelerine son verelim. Hemen ve acilen...