Bir kadın öldürüldüğünde ilk duyduğumuz cümle ne oluyor? "Çok seviyormuş, kıskançlıktan, gözü dönmüş, ayrılığı hazmedememiş" Bakın bu cümlelerin her biri katili hafifleten, suçu duygulara atan cümlelerdir. Psikolog olarak çok net söylüyorum: Sevgi öldürmez. Sevgi can yakmaz. Sevgi kontrol kaybı değildir. Öldüren şey sevgi değil; sahip olma ihtiyacı, kontrol arzusu, terk edilme narsisizmi, güç kaybı korkusudur. Ama biz buna hâlâ "aşk" diyoruz. Hiçbir kadın bir sabah uyanıp öldürülmüyor. Bu cinayetlerin psikolojik bir geçmişi var... Önce ne oluyor biliyor musunuz? Kadının giyimi eleştiriliyor, arkadaşları azaltılıyor, ailesiyle bağı zayıflatılıyor, telefonu kontrol ediliyor, "Benim sözüm geçsin" başlıyor. Ve kadın bunu ne sanıyor? "Beni çok seviyor." İşte burada toplum olarak hepimiz suç ortağı oluyoruz. Çünkü kıskançlığı sevgi diye öğrettik. Kontrolü ilgi sandık. Baskıyı sahiplenme diye paketledik. Bundan dolayı da "seven insan can yakar mı?" sorusu sorulması gereken çok önemli bir soru çünkü bu soru yanlış cevaplandığında, kadınlar şunu yapıyor: Şiddeti tolere ediyor, psikolojik baskıyı normalleştiriyor, "Düzelir" diye bekliyor, ayrılmayı değil, dayanmayı seçiyor...

YIKILAN EGO ŞİDDET ÜRETİR
Şunu artık net söylemek zorundayız: Seven insan can yakmaz. Can yakan insan öldürmeye de yakındır. Ve yaşanan bu durumlar aslında bir anda olmaz. Bu bir süreçtir. Kadın cinayetlerinden önce hep aynı tabloyu görüyoruz: Aşağılama, tehdit, yalnızlaştırma, suçluluk hissettirme, "Sensiz yapamam" manipülasyonu...
Bu davranışlar romantik değildir. Bunlar şiddetin erken evreleridir. Ama kadınlar ne diyor? "Beni seviyor ama sinirli." Hayır. Sevgi sinirle kendini böyle göstermez. Öfkesini kontrol edemeyen insan tehlikelidir. Sevgisini kontrolle yaşayan insan daha da tehlikelidir. Kadın cinayetlerinin büyük bölümü ayrılık döneminde yaşanıyor. Neden?
Çünkü bazı erkekler için kadın: Bir birey değil, bir eşya, bir uzantı, bir güç kaynağı. Kadın "gitmek istiyorum" dediğinde, adam şunu duyuyor: "Kontrolümü kaybediyorum." Bu sevgi değildir. Bu egonun yıkımıdır. Ve yıkılan ego, şiddet üretir. Evet, terk edilmek acı verir. Ama acı çekmek kimseye öldürme hakkı vermez. Psikolojik olarak şunu söyleyeyim: Acısını yaşayan insan içine döner, tehlikeli insan acısını dışarı fırlatır ve biz bu dışarı fırlatmayı yıllarca mazur gördük. Yıllarca; erkeklere duygularını yönetmeyi öğretmedik, kadınlara sabretmeyi öğrettik, şiddetin ilk sinyallerini ciddiye almadık, "Aile bozulmasın" diye kadını susturduk. Sonra ne yaptık? "Nasıl oldu?" dedik. Oldu çünkü göz göre göre geldi.

ALANINIZA GİRİLMESİNİ ROMANTİZE ETMEYİN
Özellikle kadınlara çağrım şudur ki; şiddeti sevgiyle örtmeyin. Kıskançlığı romantize etmeyin. Kadınların sesini "abartı" diye susturmayın. Çünkü bir kadının canı, bir erkeğin duygusundan daha değerlidir. Çünkü bu mesele sadece "kötü insanlar" meselesi değildir. Kadın cinayetlerini anlamak için bağırmak değil, anlamlandırmak gerekir. Aksi halde aynı döngü tekrar eder. Psikolojide şunu biliriz: Şiddet çoğu zaman bir anda patlamaz, adım adım inşa edilir. Önce sınırlar ihlal edilir. Sonra bu ihlaller normalleştirilir. Ardından korku sessizliğe dönüşür. Kadınların büyük bir kısmı ilk aşamada yaşadığını "şiddet" olarak adlandırmaz. Çünkü toplum onlara şunu öğretmiştir: "Her ilişki zordur." "Erkekler böyledir." "Biraz idare edeceksin." Bu cümleler, iyi niyetli gibi görünür ama psikolojik olarak çok tehlikelidir. Çünkü kişi yaşadığı durumu tanımlayamazsa, kendini koruyamaz. Öte yandan şiddet uygulayan erkek profiline baktığımızda da tek tip bir "canavar" görmeyiz. Çoğu dışarıdan bakıldığında sıradan biridir. İşine gider, güler, sohbet eder. Sorun, duygularını düzenleyememesi ve bunu karşısındaki kadının bedeni ya da hayatı üzerinden çözmeye çalışmasıdır.

KENDİNİ KORUMALISIN
Bir psikolog olarak net çiziyorum: Sevgi, sınır tanır, rıza ister, kaybetmeyi kabul eder. Şiddet: Sahiplenir, zorlar, kaybı yok sayar. Seven insan "gitme" diye yalvarabilir. Şiddet uygulayan insan "gidemezsin" der. İkisi çok farklıdır. Ama biz hala karıştırıyoruz.
Eğer bir ilişki: Seni korkutuyorsa, kendin olmaktan çıkarıyorsa, sürekli diken üstündeysen, "Bir şey demesem daha iyi" dedirtiyorsa, bu sevgi değildir. Bu tehlikedir. Ve bu noktada "sabır" değil, korunma gerekir. Asıl gerçek şu ki sevgi: Seni yaşatır, güçlendirir, güvende hissettirir. Seni küçülten, korkutan, sindiren hiçbir şey sevgi değildir.

GÜÇ DENGESİ BOZULUR
İlişkilerde yaşanan her çatışma şiddet değildir. Ama her şiddet, bir çatışma gibi başlamaz. Bazen sessizlikle başlar. Bazen bakışla. Bazen küçücük bir cümleyle. Kadın çoğu zaman ne olduğunu tam olarak adlandıramaz. Çünkü yaşadığı şey fiziksel değildir. Ama ruhsal olarak yıpratıcıdır. İnsanı kendinden şüphe ettirir. Algısını bozar. Zamanla kişi kendi duygularına güvenemez hale gelir. Tepki vermekten çekinir. Sorun çıkarmamak için susar. Bu suskunluk çoğu zaman "uyum" sanılır. Oysa bu, içten içe dağılmaktır. Şiddet uygulayan kişi ise bu sessizliği onay gibi algılar. Sınırların kalktığını düşünür. Davranışlarını sorgulamaz. Çünkü karşısında direnç yoktur. Bu noktada tehlike büyür. Çünkü güç dengesi tamamen bozulmuştur. Bir taraf küçülürken diğer taraf genişler. Ve bu dengesizlik, ilişkinin en riskli aşamasıdır.
BEDEN TEHLİKEYİ ÖNCEDEN SEZER
Korku, huzursuzluk ve tedirginlik boşuna oluşmaz. Beden ve zihin tehlikeyi önceden haber verir. Onları susturmak değil, dinlemek gerekir. Burada kritik nokta şudur: Bir insan öfkesini yönetemiyor olabilir ama bu, başkasına zarar verme hakkı doğurmaz. Psikolojik zorlanma, suçun açıklaması olabilir ama mazereti olamaz. Dolayısıyla "seven insan can yakar mı?" Cevap nettir: Sevgi, karşısındakinin varlığını kabul edebilmektir. Onun sınırına, kararına ve yaşam hakkına saygı duymaktır. Bunu yapamayan bir ilişkide sorun sevginin azlığı değil, insanlık ve ruhsal olgunluk eksikliğidir. Ve bu farkı erken aşamada görebilmek, bazen bir hayat kurtarır. Bu yüzden mesele sadece "kimin kimi sevdiği" değil, nasıl sevdiği meselesidir. Sağlıklı sevgi korku üretmez, sessizlik dayatmaz. İnsanı kendinden uzaklaştırmaz. Bir ilişkide kişi kendini küçültmek zorunda kalıyorsa, orada sevgi değil, çözülmemiş psikolojik sorunlar vardır.
ERKEKLERE...
Bu yazı sadece kadınlara değil. Eğer bir erkek: Öfkesini yönetemiyorsa, terk edilmeyi kişisel yıkım yaşıyorsa, kadını "benim" diye tanımlıyorsa, bu sevgi değil, psikolojik destek ihtiyacıdır. Ama yardım almayan her gün, risk büyür. Kadın cinayetleri kader değil. Aşk cinayeti hiç değil. Bu ülkede artık şunu netleştirmeliyiz: Seven insan can yakmaz. Can yakan insan sevmez. Sevgi öldürmez. Öldüren şey, sevgisiz büyüyen egolardır. Kontrol bağımlılığıdır. Güç açlığıdır. Ve biz bu dili değiştirmedikçe, bu cinayetler sadece "haber" olmaya devam edecek.