Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kaybetmeyi de oyunun bir parçası olarak göremediğimiz için mağlubiyetlerde ve sonralarında konu komşuya saldıracak, kendi sahamıza zarar verecek kontrolsuzluğa sürüklensek de yine de çok şanslı bir spor ülkesiyiz. Çoğu yabancının imrendiği müthiş bir spor aşkı ile yaşayan bir ülke. Milan 3-0 önde, şampiyonluk şarkıları söylerken Liverpool 3-3'lük muhteşem bir dönüş ve penaltılarla burada kazanır Avrupa Şampiyonluğu'nu...1992'de İstanbul'da düzenlenen ilk Şampiyonlar Ligi finalinde Juventud Badalona benchi sarmaş dolaş şampiyonluğu kutlarken, o zaman saçları olan Djordevic'in saliseler kala eller üzerinden, Zeytinburnu'ndan Abdi İpekçi'ye yetiştirdiği atış bir anda Partizan'ı Avrupa Şampiyonu yaptı. Zeljko Obradovic de böylece şampiyonlukların startını vermiş oldu.
Daha dün Kerem Tunçeri saniyeler kala attı ve bir anda Amerikalılar'ın karşısına çıktık Dünya Şampiyonası finalinde...Ve de pazar gecesi yine saniyeler kala el değiştiren bir başka Şampiyonlar Ligi finali...Kaç kişiye kaç ülkeye nasip olur böyle tarihi anları canlı, tv karşısında veya ülkende tanık olmak. Pazar gecesi CSKA ikinci yarıda 19 sayı öne geçerken gecenin güzel özeti, arkadaşımız Volkan Üstüyıldız'dan geldi. "Koç, Rus gazeteciler maç yazılarını bitirdiler ve çantaları toparlayıp, 'Haydi evvallah gece partide görüyürüz' diye uzaklaştıktan sonra, onları maç sonunda tribünlerde bir yerlerde yan yana yazılarını değiştirirken gördüm" diye...Ivkovic'in tablosu aynı sezon içindeki gibiydi.
O kaybetse bile bu noktaya gelirken zaten kazandığını herkes kadar biliyordu...Kazlauskas için ise başarı uğruna 50 milyon Euro'lar harcanan limitsiz bütçenin mutlaka karşılığı alınması gereken belki de yılın en gergin gecesiydi.

FARK ERİDİKÇE, CSKA DA ERİDİ
Türkçede bir deyim vardır, "Günü kurtarmak" diye...19 sayı öndeyken, artık şampiyonluk garanti diyerek yeni sezonda gideceği NBA'cilere biraz da şov eklemek isteyen Aleksei Shved ve Teodosic'in aşırı güvenden oynatmayı unutup, zorlamaları ile 10 sayıya inen fark CSKA benchi'nde hiç beklenmeyen negatif bir hava yarattı. Aynı anda Pireliler'de ise bayram havası vardı, 'Hadi farkı 10 sayıya indirdik, geliyor maç' diye...Tabii ki Ivkovic'in rahatlığının 1 numaralı etken olduğu bu dönüşte, koç belki de kariyerinin en büyük top kaybı ile oynayan Spanoulis'i, Dorsey'i ve Antiç'i kenara alıp, sette gidemediği potaya açık sahada gidebilmek için dört Yunanlı artı Law, 5 Yunanlı, 3 Giritli artı iki Rodoslu, o rahatlıkla denedi de denedi, gayet sakin kalarak... Papanikolaou, Mantzaris, Printezis, Sloukas ve Heines de tutunca, araya da ufaktan bir Spanoulis'i tekrardan sıkıştırarak artık şansın da çok büyük etken olacağı son dakikalara farkı iki, üç sayıya indirerek girdi. Bu şans da onlara Teodosic'in kaçan çok kritik bir serbest atışı ile Siskauskas'ın çizgiden 0/2'si ile geldi. Son topu çembere yakın biraz da akıllıca havaya dikerek atan Printezis'in yerinde belki sen de, ben de olsaydık inan kaçırmayabilirdik. Çünkü iki sene görev yaptığı CSKA Moskova'dan başarılı olamadın diye yollanan Ivkovic'e kader hediyeyi, onuru böylesine maç içinde örmüştü...Olympiakos'un Zenginler Kulübü kadrosunda başarılı olamadın diye oradan CSKA Moskova'ya yollanan Kazlauskas karşısında...Ayrıca maç Türkiye'deydi ve salon enerjisini meydana getiren bizler her zamanki gibi yine zayıfın yanındaydık...

G.SARAY ÖRNEK OLMUŞTU
CSKA bütün sezon net bir ikinci point guardı'nın olmayışının dezavantajı ile oynadı. Ama kazanırken bunları görmek de gerçekten çok zor idi...Her ne kadar Galatasaray yine böyle bir İstanbul akşamında Tedosic'i safdışı bırakarak onlara mesajı vermişti..
Şimdi soracaksın bana; "İyi her şey hoş da 5 milyonluk Kirilenko bu kadar kötü mü?" diye...
Ben de hemen sorayım sana kontr sual ile; "Yüzde 90 ile faul atan Siskauskas'ın hiç ikide sıfır attığını gördün mü? diye...(Litvanya'nın Sdney Olimpiyatları'nda ABD'ye yenildiği yarı finaldeki yine son saniye 0/2 isabeti dışında)...Benim cevabım; takım, takım oyununun açıklamasında...
Bitmeyen bir inançla, dakikaları dürüstçe paylaşacak bir özveri ile akıllı, bilgili ve adil bir koça tamamen riayet ederek, gözlerinde bitmeyen kazanma parıltısı ile oynamak, bırak sahayı benchte dahi oynayanın oynamayana yardım ettiği, takım içinde bir diğerini, herkesi işin parçası, bir şekilde gecenin kahramanı yapmak artık bugünün basketbolu...
Keselj, Mantsaris, Heines, Printezis, Slaukas ve Law gibi ister 1 dakika ister 30 dakika...Ölümüne hep beraber..
Olympiakos pazar gecesi Galatasaray'a, Fenerbahçe Ülker'e, Efes'e, Alba'ya, Malaga'ya, Bilbao'ya inanılmaz motivasyon yarattı...Doğru kadroyu doğru organizasyon ve doğru koç ile kurdun mu herkes bir gün kazanabilir...Bu yaz yıldız takımlardan, eurolige kadar yöneticisi, koçu herkes kendi Olympiakosu'nu yaratmaya çalışacak bu müthiş başarıdan sonra..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN