Son yıllarda dünyada yaşanan krizlere bir bakın... Rusya-Ukrayna Savaşı'na, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelere, Kızıldeniz'deki deniz taşımacılığı krizlerine...
Hepsinin ortak noktası enerji...
Bu yaşananlar, uzun zamandır çatışmaların ana kaynağında enerjinin yer aldığını gösteriyor.
Artık ülkeler açısından enerjinin güvenliği askeri tehditler kadar önemli bir konu...
Ankara'daki tarihi zirveye bir de bu açıdan bakmak gerekir. Önceki gün sona eren zirve sonrası yayınlanan bildiri, enerji güvenliğinin NATO'nun asli gündemine dönüştüğünü bir kez daha gösterdi.
Esasında enerji güvenliği tabiri 1970'lerde gerçekleşen enerji krizi sonrasında NATO üyeleri başta olmak üzere dünya devletlerinin gündemine girdi. Buna rağmen, bugün ülkeler açısından hayati görülen mesele, tutarlı bir politika ya da kapsamlı bir yaklaşımın parçası olamadı. Soğuk Savaş'tan sonra artan fiyatlar ve talep, arz güvenliğinin etkisi ile enerji güvenliği müttefikler için önemli bir endişe konusu haline geldi. 2010 ve sonrasında ise enerji güvenliği konusu NATO gündemindeki yerini belirginleştirdi. Hatta NATO içinde yeni kurumsal yapılar ve birimler hayata geçirildi. Müttefikler o dönemden sonra yapılan zirvelerde enerji güvenliklerini güçlendireceklerini ve askeri güçlerine güvenilir enerji tedariki sağlayacaklarını beyan etti. Önceki gün yapılan Ankara zirvesi sonrası yayınlanan bildiride de küresel ticaret koridorları, enerji arterleri ve kritik enerji altyapılarının korunması İttifak'ın kırmızı çizgileri arasında yer aldı. Tehdit tespit edildi ancak burada caydırıcılığın nasıl sağlanacağına ilişkin detaylar henüz netleştirilmedi. Zirve sonrası açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, müttefiklerin, askeri yakıt tedarik zincirinin modernizasyonu ve genişletilmesi için 27 milyar euro değerindeki yatırımı onayladığını açıkladı. Bu devasa bütçe, NATO'nun yeni cephe hattının enerji olacağını kabul ettiği anlamını taşıyabilir.
Peki bu para nereye gidecek?
Burada, zirve öncesi açıklamaları hatırlatmakta fayda var. Biliyorsunuz, NATO'nun Soğuk Savaş sırasında inşa ettiği bir yeraltı yakıt boru hattı ağı var. Orta Avrupa Boru Hattı Sistemi olarak biliniyor. Ağ yaklaşık 10.000 kilometre, 80 santimetre yeraltına gömülü... Belçika, Fransa, Almanya, Lüksemburg ve Hollanda'nın da olduğu 12 ülkeden geçiyor. Sistem, 4 milyon metreküpün üzerinde kombine kapasiteye sahip yakıt depolama tesislerini içeriyor. Boru hattı, kriz durumlarında askeri üslere yakıt sağlamayı amaçlıyor. Bu hat, NATO'nun doğu kıyısındaki ülkelere uzanmıyor. Rusya tehdidine maruz kalma korkusuyla Polonya bir süredir NATO'nun Orta Avrupa Boru Hattı Sistemi'ne bağlanmak için çalışmalar yapıyor. Yaklaşık 5 milyar dolarlık bir projeyi devam ettiriyor. Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki Ankara'daki zirvede yaptığı açıklamada NATO'nun askeri yakıt boru hattı ağının ittifakın doğu kanadına genişletilmesi çağrısında bulunarak, projenin bölgesel güvenliği ve askeri hazırlığı güçlendireceğini savundu.
Özellikle Rusya sınırına yakın geniş çaplı operasyonlarda mevcut altyapının yetersiz kalabileceği endişesiyle bir süredir bu genişleme planı konuşuluyor. Boru hattı Doğu'ya genişletilirse Türkiye, Polonya, Baltık ülkeleri, Romanya ve Bulgaristan bundan yararlanacak.
Bakalım, Rutte'nin açıklaması bu projeye yeşil ışık anlamına mı gelecek?