Türkiye'nin en iyi haber sitesi
YÜKSEL AYTUĞ

Kılıçdaroğlu ve erik dalı

Günlerdir Kemal Kılıçdaroğlu'nun propaganda klibini izliyorum, gülerek... Çimenlerin üzerinde, bahar dallarının önünde çizgi film karakteri Heidi gibi zıplayıp duruyor. Bir neşe, bir mutluluk...



Sanki bir buçuk ay önce asrın felaketini yaşayıp 50 bin kere ölen kendi yurttaşları değilmiş gibi... Utanmasa, bahar dallarının ortasında "Erik dalı gevrektir" oynayacak...
Seçilen şarkı, Levent Yüksel'in Tuana'sı... Ama bende bu şarkının "daha gerçekçi" bir versiyonu var.

SÖÖÖÖÖZ,
SÖÖÖÖÖZ..

Sana söz yine kuyruklar
gelecek
Sana söz yalan bitmeyecek
Birlik yok ki halkım uyan
PKK bayram edecek

Sana söz yine IMF gelecek
Sana söz FETÖ dirilecek
Plan budur halkım uyan
Kaos yaşanacak

Sana söz hainler kuduracak
Sana söz üretim duracak
Aç gözünü halkım uyan
Ülke yediye bölünecek
Sööööz, sööööz...

Kılıçla yaşayan kılıçla ölür
Atv'nin salı günlerine ambargo koyan dizisi Ben Bu Cihana Sığmazam aslında bunu anlatıyor. Hani gençlerin özenip de yoldan çıktıkları o mafya dünyasının aslında Azrail'le komşu olmak, 24 saat ölüm korkusuyla yaşamak olduğunun altını çiziyor.
Bu hafta da öyle oldu. Sabit, Cezayir'in kızı Suna'nın başına silah dayadı. Kız kurtulduktan sonra haklı olarak isyan etti, "Ben sürekli ölüm korkusuyla yaşamak istemiyorum" diye. Haklıydı. Ethem'in karısı ise hamileydi. Ethem, 18 yıl bekledikten sonra baba olmanın hem mutluluğunu hem de kaygısını yaşıyordu. "Ya evladımı göremeden ölürsem?" düşüncesiyle geceleri gözüne uyku girmiyordu. O da haklıydı. Sonunda bu endişesini Cezayir'e anlattı. Bizim Reis de "Yarından tezi yok, karını da al ve buralardan uzaklaş" dedi. Ne yazık ki Ethem o gün Tito tarafından bıçaklandı.
Mafya dediklerimiz; havuzlu lüks villalarda otururlar, son model otomobillere binerler, bir elleri yağda, bir elleri baldadır. Ama aslında üzerinde oturdukları tüm arazi, sivri bir dikenin ucu kadardır...

Selami Şahin tamam da...
Başarılı muhabir arkadaşımız Evren Abdullahoğlu'nun ortaya çıkardığı ve Günaydın'ın manşetinde yer aldıktan sonra gündemi değiştiren Selami Şahin olayı üzerine çok şey yazıldı, söylendi. Kimileri, onun Etiler'deki AVM'nin civarında kadınların önünü kesip, ofisine davet etmesini taciz ya da sapıklık olarak nitelerken, kimileri de bu davranışının demans ya da alzheimer gibi beyni etkileyen bir yaşlılık hastalığı olduğu ihtimalini ortaya attı.
Olayın sebepleri muhtelif olabilir. Ama ben bugün herkesin dikkatinden kaçan bir başka konuya dikkat çekmek istiyorum: Diyorlar ki, "Yahu sizin bundan yeni mi haberiniz oldu? Bu semtte yaşayan herkes bu durumdan haberdar..." Yani taciz olarak nitelenen bu vukuatlar çok uzun süredir devam ediyormuş. Benim kafamı kurcalayan soru ise şu: Madem öyle, tacize uğradığı iddia edilen kadınlar neden polise şikayette bulunmadı? Nasıl oldu da yıllardır süregelen bu icraat, adli mercilere intikal etmedi ve hukuki takibi yapılmadı? Özellikle kadınlarımızın eskiye oranla çok daha fazla bilinç geliştirdiği bu tür taciz olaylarının toplumda büyük bir hassasiyetle değerlendirildiği şu günlerde nasıl oldu da hiç kimse şikayetçi olmadı?
Ya Selami Şahin'in yaptığı, kendi menajerlik şirketinin iddia ettiği gibi samimi bir halkla ilişkiler faaliyeti, ya da kadınlarımız bunca olup bitene rağmen hâlâ susmayı tercih ediyor.

Gaf kürsüsü
Bursa'da biri eski eşi olmak üzere iki kişiyi öldürüp bir kişiyi yaralayan polis memuru Bilal Ağar'ın mahkemedeki savunması pes dedirtti: "Profesyonelliğimi son ana kadar korudum."

Zap'tiye
Şeyma Subaşı bekarlığa veda partisini internetten canlı yayınla halka açacakmış. Bir aşama sonrasını düşünemiyorum...

Ne demiş?
Neler Oluyor Hayatta programına konuk olan yazar Barış Muslu'nun "Biri beni vuracaksa k.çımdan vurmasın lütfen. Daha karizmatik bir yerimden vursun" sözüne bip'leme sistemi bile yetişemedi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA