Yaşlı bir vatandaşın, yaşadığı evin kapısına iliştirdiği bir not, beni benden aldı ve ünlü şarkıdaki Yalnızlar Rıhtımı'na oturtuverdi.
Ne demişti Nazım? "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine..." Ormanı ve onun kardeşliğini yitireli çok oluyor ne yazık ki. Hepimiz etrafımızdaki kardeşlerinin farkında olmayan yalnız ağaçlara dönüştük.
O yaşlımız da bunu iliklerine kadar hissetmiş olmalı ki, kapısına şu notu asmış:

"Ben evdeyim. Gapıya vurun. Gapı açılmasa pencerenin yanında siyah teli çek. Ölmüş olabilirim. Tek yaşadım için yazdım bu yazıyı."
Bırakın uzaktaki yaşlılarımızın halini hatırını sormayı, aynı apartmanda ya da sitede oturan komşularımızın adını bilmiyoruz. Birbirimizden bu kadar uzaklaşmamızın pek çok sebebi var. Ekonomik güçlüklerin aşındırdığı hayatlar, komşuluk ilişkilerini de asgariye indirdi. (Eskiden "Ne olacak ki? Masaya iki tabak fazla koyarız. Artık Allah ne verdiyse..." derdik. Şimdi yemeğe misafir davet etmek için bankadan kredi çekmek gerekiyor) Bir de giderek daha fazla mesai gerektiren yaşam gailesi, sadece kendimize odaklanmamıza sebep oldu. "Sosyalleşmek" denildiğinde ise aklımıza sadece sanal medyada gezinmek geliyor. Sahi, en son ne zaman komşunuza ya da akrabalarınıza ziyarete gittiniz ya da onlar size geldiler?
Eğer bir zamanlar ünlüyseniz, evinizde bir başınıza öldüğünüzde "haber" oluyor. Gazeteler, günler sonra cesedinize ulaşıldığını yazıyorlar. Peki ya evinde çürüyüp de ölümünü sadece "kokusuyla" duyurabilen ama hiçbirimizin bilmediği, duymadığı yalnızlar?..
Sizin de etrafınızda "birileri tarafından görülme ve gömülme umudunu" pencerenin yanındaki siyah tele bağlayanlar olabilir. Bir kolaçan etseniz diyorum mahalleyi...
Sizin aklınız yetmez!
"Bu yollara uçak mı indireceksiniz?" diye bıyık altından güldüler. "Milletin parasını asfalta gömdüler" diye çemkirip, "yandaş ihalesi" iftiraları attılar.
Peki sonunda ne oldu? Türkiye 23 yılda 30 bin kilometre duble yol yaptı. Yani dünyanın çevresinin dörtte üçü kadar, dile kolay.
Onların akılları yetmez ama duble yol sadece bir bayındırlık hizmeti değildir. Yollar geniş ve güvenli olunca trafik kazalarına verilen kurban sayısı azalır. Yollar kısaldıkça tedarik zincirleri daha hızlı ve hesaplı hale gelir, ekonomiye katma değer kazandırır. Uzak bölgelere yapılacak yatırımlarda ulaşım engeli ortadan kalkar, ekonomi canlanır. En önemlisi; dolambaçlı, uzun, sıkışık yollarda harcanan yakıttan tasarruf edilir. (Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, A Haber'de rakamları açıkladı. Sırf yakıttan edinilen tasarruf ile yollar kendini 3 yılda amorti ediyormuş.)
Konfüçyüs'e atfedilen bir sözdür: "Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil..."
Allah cümlemizi "takozlardan" uzak eylesin...
İyi ki aklına gelmemiş!
Denizli'de sıkıyönetim bildirisi gibi kiralık ev ilanı veren ev sahibi herkesin dilinde. Hani şu en fazla bir çocuk kabul eden, mutfak tezgahına kirli bulaşık konulmasını yasaklayan, parkeler çizilmesin diye mobilyaların ayaklarına keçe yapıştırılmasını şart koşan, 50 günde bir evi ziyaret etme şartı koyan kişiden söz ediyorum.
Evi kiralayacak olan, buna da şükretsin. İyi ki ev sahibi, çocuk sayısı artmasın diye yatak odasına kamera koyma şartı getirmemiş!
Zap'tiye
2027'de Renault, Toros'un bu modelini çıkarsın, Anadolu'da vatandaş başka arabaya binerse ne olayım!

Gaf'let kürsüsü
Filtrede doz aşımının son kurbanı Hakan Peker.

Ne demiş?
Bir otomobil tutkunu olarak beni en çok etkileyen sözü bir aracın arka camında okudum: "Aşk acısı da neymiş? Sen hiç arabanın altını sürttün mü?"
